Sen Tanıyorsun O’nu Ya Da Yarım Kalan Hikâye

“Peki, sen Agatha Christie’i tanır mısın? Hani bir çeşit öğrenme güçlüğünden yazı yazamayan ve bu yüzden bütün romanlarını dikte ettiren yazarı?”

“Onu bilmiyorum ama Franz Kafka’nın sıkı bir vejetaryen olduğunu iyi biliyorum,” dedi ve “Ah bu gereksiz ayrıntılar!” diye söylenerek dışarı çıktı.

Bu entel kafelerden oldu olası nefret ederdi Kasaret. Ederdi de oralarda gözükmesi gerektiğine de inanmıştı… Daha doğrusu inandırılmıştı. Bütün bunlar kankası olan ve öylesine image maker gibi her şeyine karışan Kayra’nın başının altından çıkmıştı. “Bak kızım, arada böyle kafelere de takılacaksın… Takılacaksın ki sıradan tiplerden bir farkın olsun!” demişti o bilmiş haliyle.  

Yıllar sonra…

Çok yıllar sonra…

Kasaret öyle bir nefes alırdı ki yanındaki arkadaşları boğulacak gibi olurdu. Dünyada sadece o varmış gibi… Havayı sadece o içine çekiyormuş gibi…

Dışarı çıktığında hep kendinden daha güzelini arardı. Bulamadığı zamanlar ne çok mutlu olurdu…

Zaman yine geçti…

Yanında hiç eski arkadaşı kalmamıştı… Hep aynı cümleyle yanından uzaklaşmışlardı:

 “Kasaret içimize bencillik duygusu salıyor!”

Haksız da sayılmazlardı.

Birinin düşünde olmayı seviyordu Kasaret. Ama sadece olmayı. Hep birini arardı. Nasıl birini aradığını kendi de bilmezdi ama arardı.   

Şaşırtan erkekleri oldu olası severdi. Birinin düşünde olmanın hazzı ne kadar da büyülü gelirdi ona. O uyurken uyumayanların olduğunu bilmek… “Bayılıyorum buna!” derdi içini çekerek.

Sevmediği şeyler de çoktu… Mesela, İltifat etmesini bilmeyen erkekleri sevmezdi… İnsanların gözlerindeki o kendinden emin olma halini… Güzelliğini fark edemeyip ona “esiriymiş gibi” bakmayanları/bakamayanları…

Ey Okur, hikâye burada bitti. Hâlbuki size Kasaret’i nasıl tanıdığımı anlatacaktım. Onun o bencil halinin arkasında ne harika bir insan olduğuna dair örnekler verecektim size. O bencilliğiyle aslında neyi kapatmak istediğini söyleyip şaşırtacaktım sizi…

Ama olmadı.

Ne olur bunun yazarın bir yazı/tura’sı olduğunu sanma ey Okur.

İnanırsan eğer…

Sebebi bir çocuk…

Kapıyı açıp da elim bilgisayarın tuşlarındayken bıraktığı o sözler:

 “Türkiye’de kar yağıyormuş. Üstelik yarın da okullar tatilmiş!”

Sakın bana, “Bunda ne varmış?” diye sorma ey Okur!

Ne olur sorma.

Gün akıp haftalar kaybolunca acım da azalır sanmıştım.

 Öyle olmadı.

Olmayacak da!

Orada kar yağarken ben bilgisayarın hangi tuşuna dokunabilirim ki…

Öyle özledim ki içinde “Türkiye” geçen cümleler kurmayı…

Türkiye’de kar yağıyormuş.

Üstelik okullar da tatilmiş.

Türkiye’de kar yağıyormuş.

Üstelik okullar da tatilmiş.  

Türkiye’de kar…

Üstelik okullar da…

Türkiye’de…

Üstelik…

3 thoughts on “Sen Tanıyorsun O’nu Ya Da Yarım Kalan Hikâye

  • Şubat 15, 2020 tarihinde, saat 09:29
    Permalink

    Gurbette olma halini ne güzel anlatıyor. İçine doğduğun bir diyarı, dışarda duyumsamak ama bir yabancı gibi değil, terk edip çıkmış gibi değil, geriye baka baka ayrılmış biri olarak, bir parçası değil, her parçası geride kalmış biri olarak… “Yâr deyince kalem elden düşüyor” hisleriyle. Gönlünüze sağlık

    Yanıtla
  • Şubat 18, 2020 tarihinde, saat 13:21
    Permalink

    içim buruk buruk, gözlerim nemli…

    Yanıtla
  • Ağustos 26, 2020 tarihinde, saat 09:11
    Permalink

    böyle yarım hikayeler zamanı şimdi…

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.