“Biraz Daha Yükselsek”

Okuma süresi: 3 dakika

Küçücük detayların çok güçlü çağrışımı olur bazen. Bazen bir tad, bir ses, bir koku, alır götürür bizi maziye. Her biri farklı bir âna dair hatıraların pamuksu ellerine kolayca düşeriz böylece. Kimi zaman hüzne ve gözyaşına çıksa da, çoğu zaman böyle olmaz. Olmaz; çünkü zihnimiz, güzel olanı saklar ekseriyetle. Üzerinde düşünmek gerekirse, insana verilmiş zarif bir armağandır bu.

Evet, küçücük detayların çağrışımı diyordum. Kendimi hiçbir yere ait hissetmediğim, ama içinde yaşadığım şehri ve ülkeyi vatan  bilmeye çalıştığım şu günlerde, şarkılarla dolaşmaya çıkıyorum yer yer. Sürgün ve mülteci adımlarla yürürken, hüzne kapılmamaya dikkat ediyorum. Yalnızlık ve gurbet içindeyken hüznün yıkıcı olacağından korkuyorum. Fakat kaçmak da mümkün olmuyor işte. Bir yerden tutup yakalıyor insanı hüzün ve keder.

Bugün, Eleni Vitali eşlik ediyor adımlarıma. İlk olarak güzelim “Gramma Kai Grafi” ile tanıdığım Vitali, geçen yıl bir şarkı daha hediye etti bana: “Ena Himoniatiko Proi.” Ama nasıl da hüzünlü. İçimi yokluyorum, elemden ziyade sanat zevkiyle baş başa kalmanın hazzı var. Seviniyorum buna. Özlemin ve terk etmenin karmaşasını nasıl da güçlü anlatıyor. Aşkın ve ayrılığın tabiatından mı, yoksa kültür yakınlığından mı bilmem, Ortadoğu coğrafyasıyla özdeşleşen hüznü o da içselleştirmiş.

Bu olgun ve kıvamını bulmuş sesin, hüznü yoğuran ve bir buket armağana çeviren dokusu nasıl da dingin, nasıl da etkileyici. Kulağımla kalbim aynı anda işitiyor onu. Bunu görüyorum. Bu şarkı, kısa bir süre kaldığım, ama geze dolaşa tadını çıkarmaya çalıştığım kaygılı Atina günlerine alıp götürüyor beni. Öncesinde benim için yalnızca bir isim ve komşu ülke başkenti olan Atina, şimdi yeniden görmek istediğim, sevgi ve özlemini duyduğum anne kucağıdır; inanabiliyor musunuz?

Öyle; çünkü çepeçevre kıstırıldığım ülkemi terk edince, selâmet sahili olmuştu bana. Soğuk ve kaygılı bir ayçiçeği günü sonrası, Meriç kıyısında, yorgun ve ıslak gecenin soğuğunda, olgun meyveli ahlat ağacı ve yaban üzümünün misafiri olmuştuk. O toprakların ilk ikramıydı bu bize. Yunus peygamberi düşünmüştüm o gece. Bir balık tarafından, sanki bir pelte gibi kusulduğu o sahilde, yanıbaşında bir kabak ağacı bitirilmiş, gün ışığıyla yeniden  toparlanıp ayağa kalkma gücü verilmişti kendisine. Bize de işte…

Yorgo Seferis’in “Şu anda kimse olmasam bile” dediği gibi, artık ben de kimse değildim o anda. Ne okumuşluğum ne yazarlık ve şairliğim, bir hiçtim. Hâlen de öyleyim. Dil ve kültürüne yabancı olduğum, sıfatlardan soyunduğum bir başka vefa ülkesinde, ihtiyar ana okulu öğrencisi gibiyim. Gelecek günler neler getirir bilmiyorum. Mutluluğa su gibi muhtacım. Kulaklarımda “Ena Himoniatiko Proi” ve ben, vefa hisleriyle anıyorum Yunanistan’ı.

Omonia çarşısı, Victoria caddeleri, kıyı semti Alimos’un misafirliği geçiyor zihnimden. Şimdi her biri bir ülkede bulunan dostlarla sahil yürüyüşleri. O sade ve unutulmaz bekâr sofrasında sabah kahvaltısı, Atina ekmeği. Sabahları günaydın için “Kaliméra,” karşılaşmalarda “Yiá sou” ile merhaba, teşekkür olarak “Efcharistó…” Sıcak ve samimi insanlar, sakin sokaklar, sonra küçük, ucuz ve renkli pazarlar. Ve o derin, o göz kamaştırıcı tarih…

Geçmek nasip olursa gezmek isterim, demiştim. Akropolis’i, Ulusal Müze’yi, Ulusal Park’ı, Sintagma’yı, tarihi binalarla süslü caddeleri, sokakları, şükür ki gezdim tadımlık. Aristo’yu, Sokrat’ı, Platon’u saygıyla andım. Her biri ayrı bir değer olan sanatçıları, “Secret Love” ile Nicos’yu mesela, “Eleni”yle Giorgos Stavrianos’yu, “Weeping Eyes”le Vassilis Saleas’ı ve üstad Mikis Theodorakis’i unutmadım.

“Gramma Kai Grafi”yi dinliyorum. Atina dönüp duruyor içimde bugün. Hüzünle değil, teslimiyet ve tevekkülle uğruyorum anılara. Musibetin baş üstünde tutulduğu şu tuhaf zamanlarda, güzel günleri bekliyorum. Her biri ayrı bir acıya maruz bırakılmış güneş yüzlü insanların sevinçle uyandığı sabahları özlüyorum. Ümit benim havam, suyum, ekmeğim. Seferis gibi söylemekten kendimi alamıyorum: “Biraz daha dayansak/ Göreceğiz çiçeklendiğini bademlerin/ Güneşte ışıyan mermerleri/ Denizi, kıvrımlı dalgalarını denizini./ Biraz daha dayansak/ Biraz, biraz daha yükselsek.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit exceeded. Please complete the captcha once again.