Okumak Üzerine

Okuma süresi: 2 dakika

Sanıyorum çoğunuzda öyledir, zaten öyle olduğu için bu sayfalardayız: İnsan herkeslerden kaçmak ister. Herkeslerden her şeylerden kaçıp okumaya sığınmak ister. Hele hele zor zamanlarda, dar zamanlarda, imtihanların, işlerin birbirini kovaladığı zamanlarda.

Çok kere yaşamışızdır, bir kitap kapağı sevimli bir çocuk gibi bakar kenardan. Vaktinizi onunla geçirmenizi bekler. Ertelenir. Ah bir fırsat olsa, denir.

İşte mesele hep odur: Ah bir fırsat olsa. Yahut, ilk fırsatta okumaya kaçacağım. Böyle biter cümleler. Ama o fırsat bir türlü gelmez. Sınavlar biter, başka okullar başlar, onlar biter, hayat başlar ve bir gün Necatigil’in dediği tenha bahçeye gelindiğinde her şey bitmiştir.

Geçince görürüz ki okuyabildiklerimiz hep zor zamanların bakiyeleridir. Elimizde ne kaldıysa bir şeyleri yetiştirmeye çalışırken kaçamak okumalarımızın birikimi, güzelliğidir.
Beklenen fırsat gelmemiş, o asude zamanlar bir türlü limanımıza yanaşmamıştır. Kalanlarsa o zor zamanların birikimleri ve okuma hayalleridir.

Evet, okuma hayalleri vardır bir de. Geçenlerde bir dostla kitapçıları epey dolaşmış, sonra galiba aynı şeyi düşünmüştük: insan küçüklüğünü, zavallılığını en çok da bir kitapçıda idrak ediyor.

Okuma hayallerinin hazzı, garip ama, okumanın bile üstüne çıkar çok kere. Hiç aklımdan çıkmaz: Üniversite’ye hazırlanırken, bir yaz diyordum; sakin bir yaz sadece Parma Manastırı’nı okuyacağım. Parma Manastırı’nda ne vardı, bilmiyorum. Seneler birbirini kovaladı, o yaz hiç gelmedi ama o okuma düşüm de hiç aklımdan gitmedi. Zaman içinde bir Parma manastırı inşa ettim. Koskoca bir imge. Şimdi korkuyorum, benim o ‘zihnî inşa’m kitabı okursam bozulur, diye. Belki de korktuğum şey o hayali tamamlamış olmaktır.

Okumak kimsenin bilmediği yollardan yürüyüp gitmektir bazen, kimsenin bilmediği yerlere. Yeni biçilmiş ekin tarlalarında, çayır kuşlarının seslerinde yürüdüğünü düşünür insan bazen bir kitabın sayfalarında. Rüzgârlar, söğüt ağaçları, salkım salkım gökyüzü alabildiğine büyür, uzar.

Bazen bir yıllık ders bir yazarı tanımak içindir sırf. Hatta bir kitabı, bir şiiri, bir hikâyeyi…
“O sularda çimdik, bitti” derken şair, o bitimsiz yazda yeni biçilmiş ekin tarlaları kenarında, o söğüt ağaçları altında o salkım salkım göğün altında akıp giden firuze ırmağı göstermiştir bize. Bazen bir seneyi, bütün bir gençliği Sabahattin Ali’den ‘Kırlangıç’ hikâyesini okumak için yaşadığını düşünür insan. Söğüt dalları geri gelmeyecek yazlar için yapraklarını döküvermiştir. O iki kırlangıç yazın bittiğini halbuki sözün bitmediğini o vakit anlamıştır..

Ne diyordum..

Kimisinde kaçmak, kimisinde hayal kurmak, kimisinde sayfalarında kaybolmak. Evet, öyle bir muradım vardı benim. Bunu sizlere bir masalcı gibi anlatıp gitmek.

Şarkıların, şiirlerin, hikâyelerin ırmağında ve o söğüt dallarının arasında o şiirdeki o hikayedeki gibi sonbahara bırakmayan bir şeyler var. Kim bilir hangi yazarda, hangi kitapta ve hangi hikayede o ırmak.. evet herkesin bir ırmağı var ve herkesinki başka bir yerde gizli. Belki buluruz diye, belki aramışızdır, hiç değilse aramışızdır diye…

Onu diyeyim, onu söyleyeyim, onu yazayım , dedim.

Ne diyordu şiirin sonunda Hasan Hüseyin:
Sonrası hiç.

One thought on “Okumak Üzerine

  • Haziran 11, 2019 tarihinde, saat 22:40
    Permalink

    Sevgili Can Yesari, Geceze’ye hoş geldiniz. İlk yazınızdan anlaşıldığına göre sizden enfes denemeler okuyacak gibiyiz, kalemenize kuvvet diyor yeni yazılarınızı bekliyorum.

    Yanıtla

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir