Yusuf Ünal

Yürüyorum

Okuma süresi: 3 dakika

Arabayı sattım. Yükümüzü çekemez olmuştu emektar. Bir çift yeni ayakkabı aldım. Kösele, Konya işi. Kaç gündür dolmuşa binip otobüsten iniyorum. Gözümün kestiği mesafeleri yürüyorum. Yürümek hayata dokunmakmış meğer, yaşadığın yeri hissetmekmiş. Arabayla sayısız kere geçtiğim sokakların ellerinden tutuyorum şimdi. Kaldırımlarla ahbap olduk bile. Bisiklet süren çocuklarla şakalaşıyor, saklambaç oynayanları arkama saklayıp, ebenin duvarına kadar götürüyorum. Ansızın sobeliyor, mutlu oluyorlar. Yola kaçan topları geldikleri yere şutluyor, bazen artistlik yapıp ayağımda sektiriyorum. Apartman önlerinde kızlar sek sek oynuyor, ip atlıyor; biri anne öteki kızı oluyor, görüyorum. İsim isim tanıyorum, bizim çocuklar bunlar, mahallenin bebeleri…

Geçerken bakkala selam veriyor, çocuklara sakız, çikolata alıyorum. Sokağın başında, traktörüyle kavun karpuz satan amca, Çankırı’dan getiriyormuş sattıklarını. Tanışıyoruz. Berber çaya çağırıyor, gidiyorum. Mahalleden haberler topluyorum. Muhtarla hemşeriymişiz; meşhur bir gazeteci ve başarısız bir siyasetçi komşumuzmuş, orada öğreniyorum. Ankaragücü’nün kalecisiyle de mahalledaşmışız. Cami hep yolumun üstündeymiş zaten, yeni fark ettim. İmamla ortak tanıdıklarımız çıktı. Cemaatte hoşsohbet dedeler var. Dinleyeni bulurlarsa konuşmaktan usanmıyorlar. Tarih gibi adamlar… İnanmazsınız belki, mahallenin delisiyle bile yoldaş olduk. Normalde aşina olduğum bir sîma ancak kim olduğunu bilmiyordum. Şimdiyse hakkında öğrendiklerimi anlatmaya kalksam mevzu mihverinden sarpar.

Bina önlerinde ağaçlar var. Her sabah beni bekliyorlar. İğde, kokusunu gönderiyor. Akasya, dalındaki karga yuvasını gösteriyor. Salkım söğütler başımı okşuyor, çınarlar kulağıma fısır fısır bir şeyler fısıldıyor… Yürüyünce fark ediyor insan, yürüyerek öğreniyor hayatı. Paylaşıyor mekânı cümle mahlûkatla…

Kendimce zevkler îcad ediyorum. Bahçesi en güzel binayı seçiyor, çiçekli balkonlara puanlar veriyorum. Ağaçların yaşını tahmine çalışıyorum. Apartman adlarına merak sardım. Onların altında manalar arıyorum: Uğurtaşı Apartmanı, Gölçiçeği Apartmanı, Erdem Apartmanı, Vefa Apartmanı… Sokak isimlerinden mahallenin eski halini hayal etmeye çalışıyorum: Yangın Sokağı, Balıklı Bağ Sokağı, Kuyubaşı Sokağı, Ardıç Kuşu Sokağı… Kelimelerden bir semt inşâ ediyorum zihnimde. İsimleri hep kuşlardan, böceklerden, güzel ahlâktan alınmış köklü bir semt…

Sonra durmuyor hayalhanem. Tek başıma memleketi kurtaramam belki ama mahalleyi kurtarabilirim, diyorum. Ve kafamın bir köşesine not ediyorum: Mahalle kurtulunca kurtulacaktır memleket.

Mahalledeki parkın bir köşesinde hep gençler durur. Ben taşındığımda da böyleydi bu durum. Büyüyenler gidiyor, yerlerine başkaları geliyor. Manzara hep aynı. Kimi köpeğiyle birlikte geliyor kimi güvercin yemliyor ağaçların altında. Ses gürültü, itişme kakışma eksik olmuyor aralarında. Parka yakın evler yılmış onlardan. Millet balkonuna çıkmak istemiyor onlar yüzünden.

Polislerle yüz-göz olmuş gençler. Sık sık kimliklerini beyan etmek durumunda kalıyorlar. Zaman zaman bir karakol havası alıp geliyorlar sanırım. Ben de bulaşmadan geçiyordum yanlarından. Yürümeye başlayınca selamlaşmaya başladım. Hal hatır sorar oldum. Hatta birinde kola, cips, çekirdek falan alıp aralarına karıştım. Bunlar bizim çocuklar. Uzak duracak bir durum yokmuş aslında. Sadece kavak yelleri esiyor başlarında. Büyükler ağabeylik yapsa, hayra yönlendirse güzel şeyler olur, diye geçiriyorum içimden. Bakarsan bağ olur, bakmazsan dağ. Her bağa bir bahçıvan gerek…

Ben de o büyüklerden biriyim sonuçta. Şevkli bir zamanımda üstüme vazife edinesim geliyor. Bir kütüphane açsak şu mahallede diyorum. Ya da okuma salonu. Önce bir ikisi gelir, sonra diğerleri. Bir akşam evime yemeğe çağırsam üçünü beşini, gelmezler mi mesela? Bal gibi gelirler valla, seve seve. Hatta zamanla onların evlerine de gidip gelmeye başlarız. Okuyacakların okumasına, iş isteyenlerin iş bulmasına, meslek sahibi olmasına, hayatın kulpundan tutmasına yardımcı oluruz işte, ne bileyim. Yapılabilecek bir sürü şey var…

Ama kim zaman ayıracak bütün bunlara? Hadi zaman ayırdın diyelim, yarın bir gün seni örgütten içeri atmayacakları ne malum! Hangi iyilik cezasız kalır ki insanlar arasında…

Yine de içimde bir ses susmuyor: Bir şey yapmalı. İnsan olan insan bir şey yapmalı. Her şey tıkırındaymış gibi yaşanıp gidilmez. Henüz on altısındaki yeni yetmeler yolun ortasında kalplerinden vurulmadan önce bir şey yapmalı. Moğollar’ın şarkısındaki gibi; bu sesler bizi derin uykularımızdan uyandırmalı, ter içinde kalmalı da uyku tutmamalı.

Bunları düşünürken parkın kenarından geçiyorum. Gençler yine orada. Aynı gürültü, aynı tedirgin edici kahkahalar. Bir an duruyorum. Onlar beni fark etmiyor. Park lambası titriyor. Ayakkabılarımın ucu kaldırım çizgisini eziyor.

Yürümeye devam ediyorum.

Birileri çıkmalı bu mahalleden, birileri bir şey yapmalı diyorum içimden.

Ama kim onlar, ve hani neredeler?

2 thoughts on “Yürüyorum

  • Ramazan BALKANLIOĞLU

    yüreğine sağlık emmoglu…
    içimizi ısıtan bir hikaye olmuş. çocukluğumuzu yaşadığımız mahalleye götürdün bizleri…

    Yanıtla
    • yusuf

      eyvallah hocam, tekrar yürümek nasip olsun inşallah ıralarda…

      Yanıtla

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Captcha *