Yarım Kalan Şarkılar
O videoyu ilk kez izlediğimde, beklemediğim bir yerden vuruldum. Küçük bir telefon ekranından taşan, sıradan bir sokak, birkaç genç ve bir sesti hepi topu. Genç bir İranlı kızın içten, derinlerden yükselen hüzünlü sesi, bir anda içinde bulunduğum odanın duvarlarını aşıp içimde yankılanmaya başladı. Sanki benden bir parçaya sesleniyordu. Daha ilk notada, adı konmamış bir hüzün çöktü üstüme.
Yarım dakikalık bu video 2022 yılından kalmaymış esasen. Bugünlerde bir kez daha viral olmuş sosyal medyada. Ben de İran’dan yükselen son günlerdeki sesler vesilesiyle karşılaştım bu yarım kalan şarkı ile. İranlı genç bir kız, elinde gitarla şarkı söylemeye çalışan iki sokak sanatçısına eşlik ediyor. Mikrofon yok ve amatör bir çekim bize ulaşan. Titrek, kırılgan, ama içten bir ses… Derinlerden, ta derinlerden kopup gelen bir feryat gibi… Bir hüzünlü veda, bir acı ağıt gibi… Dinlemeye başlayınca insanı kendisine çekiveren bir ses, insanı en hassas noktasından yakalayan bir ses… Sözleri farsça olsa da müziğin evrenselliğini ispatlayan bir melodi… Biraz kulak kabartınca Azeri Türkçe’sine ait çizgileri de hemen yakalayabiliyor insan. ‘Khodahafez’ (Hüda hafez) diye içli içli sesleniyor genç kız. ‘Elveda, Allah’a emanet, Hoşça kal!’ gibi ifadelerle çevirmek uygun olur bu sözü günümüz kullanımıyla. Şarkı ilerlerken sokakta birkaç kişi daha toplanıyor, yüzler yumuşuyor, zaman yavaşlıyor. Ve tam o anda, heyecanın doruğa yükselmeye başladığı bir notada bir düdük sesi duyuluyor. Bir sokak bekçisinin ya da ahlak polisinin buyurgan düdük sesi. Şarkı bir anda susuyor. Bir nota havada asılı kalıyor, bir başka notaya ulaşamıyor. Genç kız tedirgin gözlerle arkasına dönüp bakıyor ve video kesiliyor oracıkta. Hepsi bu. Zaman duruyor sanki o anda. Yarım kalan şarkının hüznü çöküyor sokağa ve küçük ekrana.
Ama insanın içinde bitmeyen bir şeyler başlıyor sanki o anda. Susturulan her nota, izleyende yankılanmaya başlıyor sanki. Bu kısa an, videonun viral hâle gelmesinin sebebini açıklıyor gibi. Çünkü bu sadece bir şarkı değil; tanıdık bir hikâye. Hepimizin bir yerinden tanıdığı bir yarım kalmışlık hâli bu.
Khodahafez… Bir dilde basit bir veda gibi görünüyor belki; ama içinde derin bir teslimiyet taşıyor. Hüda’ya emanet etmek, ama aynı zamanda geri dönemeyeceğini bilerek gitmek… Kalbin bir parçasının burada kaldığını bilerek gitmek gibi. Şarkının yarıda kesilmesi, hayatın kendisi gibiydi; yarım kalan hayatlar gibi… Akmaya başlamışken bir el devreye giriyor, ses duruyor, insanlar sessizce dağılıyordu. Sözler tamamlanmadı. Ama duygu tamamlanmıştı, hüzün tamamlanmıştı. Ve işte tam o sessizlikte, izleyen herkes kendi yarım kalan şarkısını hatırlıyordu. Söylenememiş sözleri, gidilememiş yolları, yarıda bırakılmış hayatları…
Bu şarkının viral oluşu, yalnızca sanatsal veya teknik bir başarı değil; bir sembol olmasından kaynaklanıyor. Sokağın ortasında söylenen sesin kesilmesi, bastırılmış duyguların, yarım bırakılmış hayallerin ve söylenemeyen cümlelerin bir yankısı hâline geldi. Genç kızın sesi, sosyal medyanın her köşesine ulaştıkça, bireysel bir ifade kolektif bir deneyime dönüştü. İnsanlar yalnızca şarkıyı değil, bir durdurulmuş hayatı ve bir bastırılmış sesi paylaştılar. Sessiz bir çığlıktı artık bu yarım yadikalık hüzünlü ses.
Yarım kalan şarkılar, yarım kalan hayatların yankısıdır. Söylenmesine izin verilmeyen cümlelerin, yaşanmasına izin verilmeyen gençliklerin, susturulan hayallerin küçük bir özeti gibi. Bekçi düdüğünün susturduğu şarkı, bu duyguyu hem bireysel hem toplumsal boyuta taşıyor. Bir anın güzelliği, toplumun dayattığı sınırlar tarafından kesiliyor.
Sanat bazen tamamlanmış bir eser değil, yarıda kesilmiş bir andır belki. O yüzden bu kısa video bir “şarkı performansı” değil, bir tanıklık hâline geldi.
Ve belki bir gün, bir yerlerde biri ‘Khodahafez’ şarkısını sonuna kadar söyler.
Ama en dokunaklı hâli, hâlâ yarım kaldığı o an olacaktır. Çünkü bazı şarkılar bitmek için değil, insana hatırlatmak için vardır bazı anları ve yarım hayatları.
Khodahafez ey okuyucu!

