“Yatağına Kırgın Irmaklar”
Yazar Ahmet Turan Alkan’ın vefat haberini okuduğumda içimde tuhaf bir sızı belirdi. Ölüm haberleri her zaman acıdır ama bu kez farklı bir kaybın sızısıydı sanki. Kayıp haberiyle birlikte zihnime önce bir kitabının adı düştü: Yatağına Kırgın Irmaklar. O an, uzun zamandır içimde dolaşan bir düşünce yeniden yüzeye çıktı. Bazı insanlar gerçekten de yatağına kırgın ırmaklar gibi yaşıyordu dünyayı. Ve bazı kırgınlıklar, insanı hayattan yavaşça geri çekiyordu. Ahmet Turan Alkan da son yıllarda hayata, topluma, kendine küsmüş ve içine çekilmiş. İçindeki çocuğu kaybetmiş.
Bazı insanlar dünyaya kalın bir kabukla gelmez. Alkan da öyleydi. Onlar ince derilidir; hayatın sert rüzgârları onlara daha kolay değer, daha çabuk acıtır hassas kalplerini. Kalabalıkların bağırarak geçtiği yerlerde susmayı seçerler. Gürültüye değil, yankıya kulak verirler. Bu yüzden çoğu zaman yanlış anlaşılırlar. Zayıf sanılırlar. Oysa belki de sadece daha fazla hissediyorlardır hassas terazileriyle.
Psikolojide buna “yüksek duyarlılık” deniyor. Hassas kişilik, hayli duyarlı kişilik vs. gibi kavramlar kullanılıyor dilimizde bu kasdettiğim anlam için. Yani bazı insanların dünyayı daha derinden işleyen bir sinir sistemiyle yaşaması… Ama kavramın bilimsel adı ne olursa olsun, hayattaki karşılığı aynı. Bir bakışın ağırlığını uzun süre taşıyanlar, bir cümlenin içini günlerce düşünenler, adaletsizlikleri sadece aklıyla değil kalbiyle de hissedenler… O partiden bu partiye davul zurnayla geçen fırıldaklar gibi değil; berberini değiştirdiğinde bile eski berberin sokağından geçmekten çekinenler, utananlar… Hassas kişi dediğimiz biraz da bu.
Hassas insan, dünyanın fazla gerçek olduğunu erken fark eden kişidir. Hayatın kabalığıyla erken tanışır. Bir bakışın kırıcı olabileceğini, bir sözün yıllarca içte kalabileceğini bilir. Bu bilgi, ona bir derinlik kazandırır ama aynı zamanda bir ağırlık da yükler. Çünkü her fark ediş, bir yük taşır. O hassas terazi, o derin bakış sanat eserlerinin ortaya çıkmasını sağlayan bir nüve, bir kaynaktır aslında.
Toplumlar genellikle dayanıklı olanı över. Gür sesliyi, alâyişle yürüyeni, kolay unutabileni… Ama hassas kişilikler başka bir şey getirir hayata: İncelik. Bir şehrin ruhunu, bir metnin alt katmanını, bir insanın sessiz acısını fark edenler genellikle onlardır. Beş Şehir de, Altıncı Şehir de belki de bu hassasiyetten ortaya çıkmıştır. Dünyayı yaşanır kılan ayrıntılar, çoğu zaman onların dikkatinden süzülür.
Fakat hassas insanların bir kırılma eşiği var. Uzun süre anlaşılmadıklarında, haksızlığa uğradıklarında ya da iç dünyaları sürekli örselendiğinde içlerine çekilirler. Bu bir gürültülü kopuş değildir. Bir kapının yavaşça kapanması gibidir. Dışarıdan bakana dramatik görünmez. Ama içeride bir çağ biter. Belki de en çok bu sessizlik ürkütücüdür. Alkan da böyle bir sessizliğe gömülmüş ve kedine bile küsmüş. Kimselere fark ettirmeden hem de.
Hayata küsen hassas insan, aslında sadece kendini değil, insanların göremediği, fark edemediği bir ihtimali de yok eder. Çünkü bazı insanlar üretirken yalnızca kendilerini değil, başkalarının duygularını da çoğaltır. Bir metin yazar, onlarca insanın içini açar. Bir cümle kurar, birinin karanlığına ışık olur. Böyle insanlar sustuğunda, sessizlik sadece onların değildir, karanlık daha da çoğalmıştır. En büyük kayıp da burada başlar; görünmeyen bir kayıp. Kimse yüksek sesle ilan etmez bunu. Gazeteler yazmaz, törenler yapılmaz. Ama bir incelik eksilmiştir hayattan. Dil biraz daha kabalaşmıştır artık. Düşünce biraz daha yüzeyselleşmiştir. İnsanlar hiç farkına varmadan biraz daha yalnız kalmıştır artık. Eksilen şeyin adını koymak zor olduğu için, yokluğu da kolay kabullenilmiştir.
Hassas insanlar küstüğünde, dünya hemen değişmez. Sokaklar aynı kalır, kalabalıklar yürümeye devam eder. Ama anlam yavaş yavaş seyrelir. Çünkü anlam çoğu zaman gürültüden değil, dikkatli bakıştan doğar. Ve o bakış, en çok hassas insanlarda bulunur.
Belki bu yüzden hassas insanların korunmaya değil, anlaşılmaya ihtiyacı vardır. Güçlü olmaya değil, değer görmeye… Onları hayata bağlayan şey çoğu zaman büyük idealler değil, küçük merhametlerdir. Bir cümle, bir dostluk, bir adalet duygusu… Bazen insanı hayata bağlayan şeyin ne kadar küçük olduğunu hatırlamak bile geç kalınmış bir fark ediştir.
Bir insan hayata küstüğünde sadece bir hayat eksilmez. Bir ihtimal eksilir. Söylenmemiş cümleler, yazılmamış metinler, kurulmamış köprüler… Hepsi yavaşça karanlığa karışır.
Ve belki de en acı gerçek şudur:
Hassas insanlar dünyadan çekildiğinde, dünya bunu çoğu zaman fark etmez.
Hassas ruhun şâd olsun Ahmet Turan Alkan!

