Şarkı Söylemek İstiyorum
Torunları toplanmış, annenin bahçesini temizleyip bellemişler. Sesi gençleşmiş annemin, baharlar yüklenmiş, nasıl dualar ediyor…
Hep sorarım böyle durumlarda, ne yedirdin çocuklara? Kırk yıl evvelki kendi çocukluğumun lezzetlerine alınmış bir bilettir bu benim için. On bin kilometre uzaktaki beni alır, on senedir görmediğim baba ocağıma götürür de o yer sofrasına diz çöktürür. Önüme şebit ekmeği serer, içine katık yahut küflü peynir. Soğan pürçüğü, kuzukulağı bahçeden…
Ama annem çocuklara ciğer kavurmuş. Bizim zamanımızda yoktu böyle şeyler. Ciğer kurbanlıktan alınır alınmaz kendini önce közde sonra midede bulurdu. Artık buzluğa falan kaldırılıyor demek.
Bahçedeki can eriği çağla olmuş artık, dalları yıkılıyormuş maşallah. Yeğenler onun da hakkını vermiş. O erik ağacını değilse de onun atalarını babam ve kardeşimle birlikte dikmiştik, hey gidi… Babam toprakta, kardeşlerim uzakta, ben sürgün ooy oy, ben sürgün ooy…
Annemle vedalaşıp telefonu kapattığımda içime fena bir hasret düştü, yanlarında olasım geldi. Konuşurken bu hissimi anneme çaktırmamalıydım ama. Bolca yutkundum, işi muzipliğe vurdum. Sanırım annem de bana çaktırmamaya çalışıyordu duygularını. O benden çok istiyordur herhalde âhir ömründe oğlunun yanında olmasını. O da konuyu dağıttı, dereden tepeden söz etmeye başladı.
Annenin yaşıyor olması güzel şey, ümitli şey. Dünyanın en güzel sesinden en güzel şarkıyı dinlemek bu.
Fakat artık ümit yetmiyor bana, / Ben artık şarkı dinlemek değil, / Şarkı söylemek istiyorum.
Bugün de söyleyemedim.
Ben oğlumu özledim, kalkıp kızıma sarıldım.

