Beklentisiz Davetçi
İnsanlık tarihi boyunca, hâli, tavrı ve sözleriyle birbirine benzeyen nice beklentisiz gelip geçti. Onlar daima iyiye ve güzele çağıran davetçilerdi. Hep şöyle dediler: “Bu hizmet karşılığında sizden hiçbir ücret istemiyorum. Ücretimi verecek olan Allah’tır.”
İşte o beklentisizlerin sonuncusu, ki O’na sonsuz selam olsun, kendinden önceki davetçilerin çilesini tek başına çekti. Şair, kâhin, deli dediler O’na; hepsine gülüp geçti. Hiç rahat vermediler üstelik. Direndi. Yılgınlık göstermedi.
“O, Hayat Cevheri, O, Mânâ Hazinesi” şevkle ve ümitle kalplere seslendi. Aklı ihmal etmedi. Cömertliği ve yaşatmayı seçti. Elinde ne varsa dağıtmayı sevdi. Öyle ki vadiler dolusu kızıl deve, heybeler dolusu altın, gümüş elinden geçti. Gönülleri fethetti.
Bilenler bilir, hayatı son derece sadeydi. Öyle ki bu dünyadan göçüp giderken, zırhı, bir komşusunda rehin kaldı. Yüzü suyu hürmetine felekler yaratılan “O Şanlı Sultan, O, Âlemlerin Efendisi,” bununla evinin yiyecek ihtiyacını karşılamıştı.

