Günlük

Çalışınca Yoruluyorum

Okuma süresi: 4 dakika

2 Ekim,

Kahvaltıdan eminim ama işe erken gitmenin de mutlulukla bir ilişkisi olmalı. Bütün zorluğu evden çıkıncaya kadar. Sabah vaktinin değişik bir atmosferi var. Yolda canım ya Kur’an dinlemek istiyor ya dua okumak. Bu isteklerim sair zamanlarda bu denli güçlü olmuyor.

Bazı günler yolda Yasin suresini okuyorum. Bu kendimi test etme imkânı sunuyor bana. Yasin’in altı sayfasını birden takılmadan okuyabiliyorsan zihnimin yerinde olduğuna, kafamın dağınık olmadığına hükmediyorum. Zihnim yerinde olduğu için mi okuyabiliyorum yoksa okuduğum için mi zihnim yerinde oluyor bilmiyorum. Ama sonuçta bu okuma beni adeta şarj ediyor. İşe zımba gibi gidiyorum. İnşaat asansörünü falan beklemeden on yedinci kata merdivenlerden koşarak çıkacağım tutuyor. Günün büyük çoğunluğu bu motivasyonla geçiyor, iş kolaylaşıyor adeta.

Madde ile mana, ruhla beden arasında nasıl bir ilişki varsa artık birbirlerini illaki etkiliyorlar.

8 Ekim,

İşe gitmenin insanı toparlayan bir tarafı var biliyor musunuz? Güne hazırlıyor insanı. Günü başlatıyor ve bitiriyor. Hayatını düzene koyuyor. Çoğu kimse işe yalnız başına gidip geliyor ya da yalnız gidip gelmese de sessizce gidip geliyor. Yolculuk zamanı kişinin kendisiyle baş başa kalması, dönüp içine bakması için fırsat sunuyor. Yol boyunca hayallere dalar insan, hatıralara döner, gelecek planları kurar.

Sanırım evden çalışanlar, yataktan kalkıp masanın başına oturanlar işin bu yan gelirlerinden mahrum kalıyorlar.

İşe gitmek iyidir yani, gidecek bir işinin olması iyi…

9 Ekim,

Mesleğimin bana öğrettiği bir şey var: Bozup tekrar yapmadığın bir şeyde tam olarak ustalaşmış olmuyorsun. Bir fayans kırılıyor örneğin yahut çizgiler kaymış oluyor ve düzeltmem gerekiyor. Ellerimle yapıştırdığım taşları bu sefer bin bir zahmetle kırıyor, söküyor, altındaki harcı kazıyorum. Süreci tersten yapmış oluyorum böylece, açıp iç organlarına bakıyorum yaptığım işin. Bir çeşit sağlamasını yapıyorum.

Bir şey ancak bozulduğunda tüm yönleriyle ortaya çıkıyor, iç yüzünü ancak arızalandığında görebiliyorsun. Bu yüzden ustalık, yaparken değil asıl düzeltirken ortaya çıkıyor.

Ne yapacağını bilen yarım ustadır. Yapmaması gerekenleri de öğrenen tam usta. Bozulan şeyi yeniden yapmak ustalığın bu kısmını öğretir işte.

Bu durum sadece işler için geçerli değil bana kalırsa, ilişkiler için de geçerli. İnsanlar birbirlerini ne kadar tanıdıklarını, bağlarının ne kadar sağlam olduğunu işler ters gittiğinde anlayabilirler. Her şey yolundayken herkes iyi, anlayışlı, sabırlı ve hoşgörülü olabilir. Asıl karakter, işler yolundan çıktığında anlaşılır.

İnsanın ustalığı ilişki kurma becerisinden öte; bozulan ilişkileri tamir etme, kırılan gönülleri alma zamanında belli olur. İnsanın içi dışına o zaman çıkar.

Bir adım daha öteye giderek aynı işleyişin sosyal yapılar için de geçerli olduğunu ileri süreceğim ama yakaladığım düşüncenin cılkını çıkarasım yok… Fakat yine de şu kadarını söylemeden duramayacağım: Galiba onlar da bozulmadan düzelemiyor…

16 Ekim,

Bugün yerler ıslak, hava yağmurlu. Yine nehir kenarından gittim işe. Yol kıvrım kıvrım. Nehir mavi, gök mavi, ağaçlar hüzünlü, yapraklar sarı. Sonbaharın ortasındayız ve bu yol sonbaharın ta kendisi.

İki gündür çalıştığım binanın işçileri taşıyan asansörüne bakım yapılıyor. O yüzden yirminci kata merdivenlerden çıkıyorum. Dün denedim, korktuğum kadar zor değilmiş aslında.

Gelgelelim çalışanların çoğu gelmemişti, özellikle Kanadalılar. Şantiye göçmenlere kaldı.  Bu çeşit istisnai durumlar işçiler arasında farklı bir yakınlaşma meydana getiriyor. Bizde de öyle oldu.

Bir de işçiler, şeflerin yukarı katlara kadar çıkmayacağını düşündüğünden kendilerini daha özgür hissettiler sanırım. Molaları biraz uzattılar, selamlaşmadıkları insanlara hal hatır sordular, insanlıkları arttı sanki.

Ya da bilmiyorum belki de bunların hiçbiri olmamıştır da benim kurgulamaya yatkın kafam kendi kendine kuruyordur. Ama muhakkak bir şeyler oldu işte. Olmasın mı canım, rutin bozuldu…

19 Ekim,

İnsanın bir yeri yurt edinmesi, edinebilmesi orada bir iş sahibi olmasıyla yakından ilgili görünüyor bana. İşi olan bir insan yere daha sağlam basıyor, tuttuğunu daha sağlam kavrıyor. İnsan ilişkilerinde daha öz güvenli oluyor. İşi ne kadar sağlamsa insanın, hayatın kulpundan o kadar sağlam tutabiliyor.

İşsizlik, yurtsuzluk gibi bir şey.

İnsanın yurtsuzluğunu artıran daha beter bir şey varsa o da işe yarar bir meslek sahibi olmamaktır.  O zaman insanın ayağının altındaki zemin büsbütün kayar, yurtsuzluk katmerlenir. O yüzden işsiz bir insana iş bulmak, istihdam sahaları oluşturmak, hele hele birine işe yarar bir meslek öğretmek kırk öksüze kaftan giydirmek gibidir desem başım ağrımaz.

Meslek öğrenen de umulur ki Dedem Korkut’un istediği gibi; aç görse doyurur, yalıncak görse giydirir. Kırk yerde otağ diktirir, kırk yoksula kaftan giydirir o da.

20 Ekim,

Yaptığım işi seviyor muyum? Kendime yer yer bu soruyu soruyorum. Bir çırpıda, “Hayır, sevmiyorum” demek kolay değil. Çünkü yapmak zorundayım ve “bir işi sevmiyorum, nefret ediyorum, istemiyorum” diye diye yapmak karakterime ters. Hani derler ya gönülsüz yenilen aş ya karın ağrıtır ya baş. Onun gibi isteksiz yapılan işin de yüz ağartacağına pek inanmam. İnanmadığım için kendimi kandırmaya çalışırım. Fakat bu da pek kolay olmaz. İnsan hadi kendimi kandırayım deyince kandıramıyor ki. Bu sefer sevilecek yönler ararım işimde. Genelde bulurum, bulamazsam da uydururum. Kime ne!

Haddizatında insanın elinden bir iş gelmesinin, eliyle bir şeyler yapabilmesinin kişiye iyi geldiğini kendimden biliyorum. Yerlere ve duvarlara gıcır gıcır fayanslar döşemek, ortamın görünüşünü değiştirmek hoşuma gidiyor. Yani şöyle boş zamanlarımda hobi olarak fayansçılık yapacak olsam bayağı bayağı hoşuma gider. Ama onu iş olarak yapmak, günde sekiz-on saat tozun toprağın içinde taşlarla cedelleşmek insanı yoruyor kardeşim.

Hani maç çıkışında Sergen Yalçın’a, “Niçin koşmuyorsun?” diye sormuşlar da Sergen, “Koşunca yoruluyorum!” demiş ya, o misal, ben de çalışınca yoruluyorum.

Paylaş:

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Captcha *