Günlük

Başsızlık Kötü Şey Kardeşim!

Okuma süresi: 3 dakika


23 Ekim,
Başsızlık kötü şey kardeşim, her yerde böyle bu. İnsan kendini öksüz gibi hissediyor, üvey evlat gibi. Başın yoksa yukarıyla irtibatın ya düzensiz ya hepten kopuk oluyor. Şefinin üstlenmesi gereken işler de sana kalıyor sonra.
Bunu bu yaşta bir inşaatın tepesinde elim mala tutarken fark etmenin utancını kabulleniyorum fakat mesele ben değilim.
Efendim şantiyede her mesleğin bir şefi varmış. İşte boyacıların, marangozların, elektrikçilerin, su tesisatçılarının. Zaten normali bu, ne var bunda diyebilirsiniz lâkin daha evvel çalıştığım yerlerde pek de böyle değildi. Bu şantiye kuralları daha sıkı uygulama derdinde.
Ben birkaç haftadır başıma baretimi takıp üstüme fosforlu yeleğimi geçirmiş, yirmi beş katlı binada kendi kendime çalışıyordum. Şantiyede benden başka fayansçıların da olduğunu günler sonra tesadüfen öğrendim. Beni işe koyan şirket sorumlusu bundan hiç söz etmemişti. Hatta onlardan biri benim şefimmiş. Bir evrak işi vesilesiyle adamcağız bana gelince ben kendiliğimden anlayıp, “Sen benim şefim misin?” demiştim de adam mahcup bir şekilde başını sallamıştı. Herif işten bıkmış, gönülsüzdü. Ayak sürüye sürüye götürüyordu vazifesini.
Nihayet onu değiştirmişler. Bu sefer hevesli birini atamışlar. Normalde kimseye selam bile vermeyen, başı önünde gidip gelen bir arkadaştı. Gelin görün ki başına şeflik tâcı konulunca adam değişti. Her işe koşturuyor, ne istesem hemen bulup getiriyor. Böyle birisinin olması acayip iyi bir şeymiş yahu. Biriken bütün sorularımı ona sordum, lazım olan bütün malzemeleri listelettim. Köşe metalleri, fayans kutuları, çimento ve derz torbaları. Elleriyle getirip kendisi teslim ediyor. Şantiyeyle ilgili haberleri, plânlamaları, hatta laf aramızda, dedikoduları aktarıyor bana.
Bir şefimin olmasıyla üstümden bir dağ kalkmış gibi hissediyorum. Bazen diğer meslek erbabı bizim işle ilgili bazı taleplerde bulunuyor, şefe bildireyim deyip işin içinden çıkıyorum, bana ne ki! Sonra bir zorlukla karşılaştığımda şefimden yardım talep edebiliyorum. O ortamı ve ortamdaki kişileri benden daha iyi tanıyor ve benden daha tecrübeli sonuçta.
Hem biliyor musunuz, insanın yalnızca bir işe değil, o işi yaparken dayanabileceği, çok keskin olmayan bir hiyerarşiye, rehberliğe ve muhataba da ihtiyacı var. Üstelik yalnızca işimizi yaparken değil, hayatımızı yaşarken de bunlara ihtiyacımız var. Çünkü nereye gideceğimizi, neyin peşinden koşacağımızı, hangi yükü sırtlanıp hangisini bırakacağımızı kendi başımıza her zaman kestiremiyoruz. Başında güvenebileceği biri olunca insanın yükü hafifliyor, gözü gönlü açılıyor da önünü daha iyi görüyor.
Ben işyerinde başıma adamakıllı bir şef gelince özgürleştiğimi hissettim doğrusu. Bu şaşırtıcı gelmesin size. Özgürlük dediğimiz şey ipini koparıp hiçbir bağla bağlanmamak değil sonuçta, doğru ağlara bağlanmakla ilgili. Bakın bana, mis gibi oldum. Kendi işime odaklandım artık, neyi kimden isteyip kime neyi soracağım konusunda kafam netleşti. Dünyanın altındaki öküz ben değilmişim yahu. Meğer bütün şantiyenin fayans yükü benim omuzlarımda değilmiş. Yükü paylaşabileceğim bir düzen varmış, ona dâhil oldum.
Anlaşılan bu sefer şansım yaver gitti. Şefi ilk izlenimden öte henüz pek tanımıyorum. Güç zehirlenmesi falan yaşayıp patronluk taslamaya kalkışmazsa işleri yürütmek kolaylaşacak gibi. Ama Allah korusun umduğumun aksine kifayetsiz, gıcık ya da mikrop bir şefe dönüşürse, o zaman yandı gülüm keten helva diyerek soluğu gene buralarda alırım.
Ne demişti Niyazi-i Mısrî: “Her mürşide el verme ki yolunu sarpa uğratır / Mürşidi kâmil olanın gayet yolu asân imiş.”
Ama biz işin negatif yönünü de ıskalamayalım diyerek kötüyü çağırmayalım. Hayır dileyelim şefimize, hayır gelsin başımıza…

Paylaş:

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Captcha *