Dört Zirve Kadın
Tarihin üç büyük dönüşüm noktasında dört zirve kadın, hâli, tavrı ve duruşuyla silinmez izler bıraktı.
Bunlardan ilki, değil konuşmanın, nefes almanın bile zor olduğu bir dönemde hakkın ve hakikatin sesi olmaktan çekinmedi. Oysa kocası firavun, kendini tanrı bellemişti; o bunu reddetti ve çileler çekti. “Tanrı,” dedi, “Musa’nın Rabb’idir.” Bedelini canıyla ödedi.
İkincisi, bir iffet abidesiydi. Annesi onu mâbede vakfetti. O da kendini ibadete verdi. Eline hiçbir erkek eli değmedi. Böyleydi; lâkin hüküm verildi. Gökten bir melek indirildi. Kendisine mucize bir oğul armağan edildi; ismi İsa Mesih olan.
Üçüncüsü, bir tüccar, bir zenginler zenginiydi. Gelmekte olan “Eşsiz Hazine”yi keşfetti. Ve buldu. O’nun oldu. Dünyalık servetini yolunda eritti. O ki “Dürrü Yekta”nın eşi, o ki “En Sevgili”nin sevgilisi.
Ve dördüncüsü, işte “O Eşsiz Hazine”den bir hazinedir ki aşk olsun ona. Nesli dünyayı nura gark etti; ediyor.
İşte, o büyük kadınlar, bugün hâlâ, Asiye, Meryem, Haticet’ül Kübra ve Fatımat’üz Zehra ismiyle yaşayıp gidiyorlar. Onlar, cennetin dört hanımefendisi.

