Selim Güleç

Oburluk, Gurmelik ve Selim Güleçlik

Okuma süresi: 5 dakika

Selim Güleç gurmeyim diye geçiniyor ama önüne ne konursa silip süpüren pisboğazın, oburun, şikemperverin, yiyicinin teki… Bunlar kulağıma ilk çalındığında gülüp geçtim, kıskandıklarından yapıyorlar dedim, meyveli ağaç taşlanır dedim, biz bu yola çıkarkeen dedim… Ama iş artık çığırını aşmış bulunuyor, mesele aile soframa kadar inmiş vaziyette efendiler, cevap verme zarureti hâsıl oldu.

Evvela; obur, pisboğaz, şikemperver, yiyici ile iştahı açık, yemeyi seven, ağzının tadını bilen, gurme aynı şeyler değildir ve bunların ayrımını bilmeyenlerin konuya taraf olması, en hafif tabirle, yakışıksızdır.

Müsaade edin anlatayım. Örneğin Ankara’dan kalkıp Bolu Dağı’na pirzola yemeye giden birine sırf bundan ötürü gurme denilemez. Fakat bu kimse aynı zamanda tek ısırışta etin koyuna mı keçiye mi mandaya, sığıra, camışa, danaya yahut angusa mı ait olduğunu; hayvanın kaç aylıkken, hangi usulle kesildiğini; kengerle mi taş yoncasıyla mı korungayla, küçgülle, mürdümükle, burçakla, yulafla, salkım otuyla, macar fiğiyle, gazal boynuzuyla, ayrık otuyla, tilki kuyruğuyla, arı otuyla, çayır düğmesiyle, nohut geveniyle, alaca taç otuyla mı beslendiğini; yayılmaya sabah mı akşam mı çıkarıldığını; çobanının çocuk mu yetişkin mi, kadın mı erkek mi, evli mi bekâr mı olduğunu bilir.

Abarttım mı? Tamam kabul ediyorum, söz konusu et ve ot olunca kalemimi zapt edemeyip biraz ileri gitmiş olabilirim. Ama birisi etin hangi yağla ve hangi ateşte, nasıl bir tencerede veya fırında kaç saat pişirildiğini, neyle terbiye edildiğini, tuzunun pişmeye başlarken mi piştikten sonra mı atıldığını şıp diye ayırt edebiliyorsa, o kimseyi gurmelerin piri kabul edebiliriz.

Gerçi Ahmet Örs’e göre, gurmelerin bir piri zaten varmış. M.Ö. 117-57 yılları arasında yaşamış Romalı komutan ve vali Lucullus’muş bu. Damak zevkine oldukça düşkünmüş, aynı devirde yaşasaymışız iyi anlaşırmışız aslında. Mehmet Yaşin’e göre ise gurmelerin piri Savarin’miş. “Lezzetin Fizyolojisi” adlı bir gastronomi kitabı varmış. Amacı kimyaya, fiziğe, hekimliğe ve astronomiye başvurarak, mutfak sanatını gerçek bilim sırasına sokmakmış. Konu fazlasıyla ilgimi çekti ancak bunu başarıp başaramadığı konusunda kitabı okumadan bir hüküm bildirecek değilim.

Anlaşılacağı üzere gurmelik sonradan kazanılmaz, çalışmakla elde edilemez. O doğrudan Allah vergisidir, bazı şeyler böyledir; uzun boylu, yeşil gözlü, üstün zekâlı olmak gibi. Bu bakımdan yazarınız gurme olduğunu iddia edemez ancak siz de takdir edersiniz ki ağzının tadını bilen bir âdemoğludur kendisi. Öyle uzaktan görüldüğü gibi önüne konulan her şeyi yalayıp yutmaz. Gerçi onu sadece yazılarından tanımaya kalkarsanız, hele bir de profilden çekilmiş bir fotoğrafında boynunun altında fil kulağı gibi sarkan gıdısını, sonradan taktırılmış gibi duran göbeğini görmüşseniz böyle düşünmeniz hoş görülebilir, amma hakikatle alâkası yoktur bu düşüncenin.

Gıdı meselesini karıştırmayın, göbeğe takılmayın; o erkeğin süsüdür, kitapta yeri, aransa bulunabilir. Nitekim eskiler Cenab-ı Allah verdiği nimeti kulunun üzerinde görmek ister diye çok söylerlerdi. Nimetleri göstermenin göbekten iyi bir yöntemi var da öğretmediyseler suç onların efenim, bizler “Göbeksiz erkek balkonsuz eve benzer.” denile denile büyümüş bir nesiliz.

Hem yazılarına yansıtmadığına pek bakmayınız, yazarınız yemek konusunda gıcık denilecek kadar pimpiriklidir. Öyle sofraya her gelene kaşık sallamaz, soğukluğuna sıcaklığına, tuzluluğuna tuzsuzluğuna, pişmişliğine yanmışlığına fevkalâde ihtimam gösterir. Bunlar nazarı itibara alındığında kendisine pisboğaz yahut obur denilemeyeceği aşikârdır. Obur dediğin, merhum Ahmet Rasim’in  “Oburlar Oburu Baba Yâver”i gibidir. Bir ramazan iftarında mideye indirdiklerini yazmaya kalksam üşenir yazıyı okumayı bırakırsınız. Amma yine de yazacağım, belki bırakmazsınız:

Adamcağız- üstelik yetmişli yaşlarındayken- bir oturuşta üç türlü orta kâse çorba, on kişilik bir sofraya getirilen pastırmalı yumurtanın üçte ikisi, sırt sırta verilmiş iki hindinin üçte ikisi, bir kayık sahan emir dolma, bir sahan kuşbaşı kebap, bir mertebânî tabak sakız muhallebisi, bir okkalık küçük bir tepsi baklava; kefenli, üzümlü, fıstıklı, havuçlu, biberli bir ufak lenger Buhara pilâvı, kaymaklı bir hayli kayısı kompostosu yemiş.

Sonunda yemekten dudakları morarmış, gık diyemeyecek hale gelmiş ve oturduğu yerde uyuklamaya başlamış. Ev sâhibi misafirine bir şey olacak endişesiyle onu biraz dürtüp, “Baba, Baba! Sana bir setliç, karbonat veya konyak vereyim mi?” demiş. İhtiyar ne dese beğenirsiniz, ”Onları istemem evlât. Biraz kızarmış ekmekle bir dilim kaşar peyniri getirsinler, yediklerimi hazmettirir.” Bunun üzerine tahammül eşiği çoktan geçilen ev sahibi eline biraz para tutuşturup Yâver’i evinden kovmuş.

Aba altından sopa gösterdiğimi düşünmenizi istemem lâkin sizin için şu duayı etmek durumundayım, Allah hiçbirinizi biz muharrir takımının diline düşürmesin. Ahmet Rasim üşenmemiş, hatır gönül, ayıp günah dinlememiş ve o sofrada olup bitenleri köşesinde bir bir yazmış. Bunu duyan Baba Yâver, hem gücenmiş hem “bana nazar değdirecek” diyerek ona küsmüş. Adam haklı. Haklı olmasına haklı da şehir mektupçumuzun kalemi durmamış ve obur dedemizin ömrünün sonlarında zayıfladığını, hatta seksen beş yaşındayken ahirete aç gittiğini de yazmış. “Obur, mezarını dişleriyle kazar.” diyen ataların kehaneti mi tutmuş bilemedim.

Belki Baba Yâver kadar değildir amma oburluk kitabında, perhizi yapamadığından yakınan o goca herifin de illa ki yeri olmalıdır, hani doktoruna utana sıkıla demiş ya: “İki leğen pilav, bi yayık ayran,/ İster yağlu ossun, isterse yavan,/ Yanına keseyom beş kilo sovan,/ Yeyom yeyom doyamayom doktor bey.”

Bak bunlara obur da desen, pisboğaz da desen kimse niye dedin demez, adamlar hak etmiş! Amma kalkıp da Selim Güleç’e ağzının tadını bilen, hadi olmadı iştahı açık, belki belki yemekten konuşmayı seven diyeceğin yerde böyle şeyler yakıştırırsan; cahilliğin ortaya çıkar, ele güne rezil olursun yeğen.

Yok hayır, yiyici de diyemezsin efendi! Yiyici, beleşçi demektir bizde, başkasının sırtından geçinen, asalak. Sofrası Halil İbrahim sofrasından hallice olan bir adamın ne işi olur böyle yaftalarla.

Şikemperver mi? Bu taife gurme ile obur arası zevattır sanırım. Ben ikisi de olmadığıma göre evet, şikemperver de değilim. Ama bu sıfatı kusursuz hak eden birini tanıyorum, Yahya Kemal! Evet bildiniz, o ünlü şair canım; “Sessiz Gemi”nin, “Endülüs’te Raks”ın, “Süleymaniye’de Bayram Sabahı”nın, “Rindlerin Akşamı”nın, “Akıncılar”ın, “Kar Musikileri”nin, “Üsküdar’ın Dost Işıkları”nın, “Mehlika Sultan”ın şairi…

Kendisine biz yetişemedik ama Mina Urgan yetişenlerden. “Bir Dinazorun Anıları”nda onu şöyle ifşa ediyor. “Bizim Büyükada’daki evde aylarca, daha doğrusu yıllarca konuk kalmıştı. Biraz kilo vermesi için, annem ona özel rejim yemekleri hazırlardı. Yahya Kemal hem onları, hem de sofradaki yemekleri yerdi; üstelik herkesin yediğinden üç kat fazlasını.”

Tamam çok yer falan amma, kalkıp koskoca şairi sıradan bir oburla aynı kefeye koyacak değiliz. Şikemperver dersek vaziyeti bir nebze kurtarabiliriz belki, şairliğinin hatırı var ne de olsa. Hiç eli kalem tutanlarla tutmayanlar bir olur mu…

Her neyse efenim, zenginin malı, oburun boğazı züğürdün çenesini yorarmış. Diyeceğim şu ki, madem insanlar illa benim ismimin yanına bir şey eklemek istiyorlar, zevk-i selim desinler; desinler ki isim ile müsemma, âşık ile mâşuk, Hacivat ile Karazgöz, Edi ile Büdü, Zeki ile Metin, tencere ile kapak gibi buluşsun. Kelime düştüğü yere yakışsın; şöyle boyu boyuna, huyu huyuna…

Milletin ağzı torba değil dostlarım, büzemessiniz, ağzı olan konuşur. Şimdi birileri bunu da sarakaya alıp, “Nesi selimmiş, nesi selimmiiiş…” diyebilirler. Bilirsiniz, bendeniz onlarla muhatap olmaya tenezzül etmem. Olur da siz kendilerine tesadüf ederseniz deyiniz ki; bizim yazarımızın aklı selim, zevki selim, kalbi selimdir, kalbi…

2 thoughts on “Oburluk, Gurmelik ve Selim Güleçlik

  • Turgut

    Üstad Selim Güleç’i kızdırırsanız, hoşsohbet ve latifeli, binbir çeşit lezzetle hamuleli yemek yazılarına hasret kalırsınız erenler. Gerçi zatının kızması bile ilkbahar yağmuru gibi ya.

    Yanıtla
  • Ismi Mahfouz

    10 numara , cok eglendim okurken.

    Yanıtla

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Captcha *Time limit exceeded. Please complete the captcha once again.