Baharın Yükü

Adam elindeki küreğin sapına çenesini koyup düşünmeye başladı. Az evvel bellediği bahçenin ıslak toprağına bakarken zihni onu çok uzaklardaki köyüne götürdü. Köydeki bahçelere, ekilmeyi bekleyen topraklara.. 

“Gidip oralara da bakmalı” diye düşündü. “Gitmeli ve bakmalı. Ama Nasıl?”

Çocuklar belirdi gözünün önünde. Eline bakan bir düzine göz. Giderse onları başsız bırakır. Giderse aklı buralarda kalır. 

“Komşuya mı demeli?”

“El adamı uğraşır mı senin işinle?”

“Para verse?”

“Başında olmayınca içi rahat eder mi insanın?”

“Çoluğu çocuğu toplasa gitseler?”

“İşinden, okulundan kalır herkes.”

Ne yapmalı? Nasıl yapmalı? 

Nihayetinde “bu sene kalsın olmazsa” dedi adam. 

“Bir seneden ne olur sanki?” Ne olacağı var mı? Toprak boş kalır, mahsül yetmez, geçim sıkıntıya düşer. 

“Giderse ne olur?” Gidemez ki. Bırakamaz ardında kalanları. 

Adam çenesini çekti küreğin sapından. Yeniden kendine gelir gibi gözlerini takıldığı yerden aldı. Biraz önce gittiği köyü, düşündüğü çocukları, komşuları, hepsi birden yok oldu. Önünde yalnız ters yüz edilmiş toprak ve toprağın içindekilerle karnını doyurmaya çalışan bir kaç tavuk vardı. 

“Herkes rızkının peşinde. Tavuk da olsan karnını doyurmaya bakıyorsun. Ya bizim rızkımız? Çalışmalı.” diye düşündü adam. 

“Tavuklar bile elimize bakıyor!” 

Öyle ya, yem parasını hala ödeyebilmiş değil. Allahtan dükkân sahibi tanıdık da veresiye veriyor. Yoksa bu devirde zor.

Adam küreği tekrar toprakla buluşturdu. Düşündüklerini bir kenara koyup önündeki işi yapmaya koyuldu. Bir ara arkasını dönüp ne kadar alan kaldığını kontrol etti. 

Eh bayağı iş tutmuştu bu sabah ancak yapılacak daha çok iş vardı. Kümesler temizlenecek, tohumlar getirilecek, bahçenin etrafı gerilecekti. Bütün bunlar ona bakıyordu. Kafasında oluşturduğu bu iş sırası, bahçenin getirdiği yorgunlukla birleşince omuzlarında ağır bir yük hissettirdi adama. Herkesin omuzlarında kendince yükü vardı elbet. Kolaylığı verecek olan Allah’tı. 

Derin bir nefes aldı. Omuzlarındaki yük bir nebze hafifledi. Düşünmek değil, çalışmak gerekti. 

Yaklaşık yirmi dakika sonra adam tüm bahçeyi bitirmiş, altı üstüne getirilmiş toprağa bakıyordu. 

“Şuraya fasulye, şuraya domates, şuraya biber..” diye diye kendince düzenledi bahçeyi. 

“Elma ağacının altı güneş almıyor, oraya sarımsak dikmeli..”

“Geçen sene domatesi çok sevdi çocuklar, bu sene daha çok ekmeli..” 

“Salatalığı daha fazla sulamalı..”

“Biberleri bir kaç çeşit almalı ki turşu kurulabilsin..” 

“Bir de kabak var tabi, yazın cacıkla iyi sarıyor..”

Düşündü de düşündü adam. İşlerin biri bitmişti. Geri kalanlar için de Allah kerimdi…

5 thoughts on “Baharın Yükü

  • Mart 31, 2019 tarihinde, saat 17:17
    Permalink

    Tam küreği ele alıp bahçeye çıkmalık bir yazı

    Yanıtla
  • Nisan 2, 2019 tarihinde, saat 07:35
    Permalink

    Aklıma kendi büyükbabam geldi.. Çok güzel olmuş. Yazılarınızın devamanı bekliyoruz.. Yüreğinize sağlık.

    Yanıtla
  • Nisan 2, 2019 tarihinde, saat 12:58
    Permalink

    Sıkılmadan okutturdunuz .. kaleminize sağlık, devamını bekliyoruz .

    Yanıtla
  • Nisan 3, 2019 tarihinde, saat 19:12
    Permalink

    Evet gerçekten okudukça insanda çağrışımlar yapan güzel bir yazı benimde aklıma fatih kisaparmagin çok sevdiğim “bu adam benim babam ” türküsü geldi

    Yanıtla
  • Nisan 3, 2019 tarihinde, saat 19:16
    Permalink

    Çok güzel bir öykü gerçek anadolu insanını yansıtmış elinize emeğinize saglik

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir