Korku

Hava kararmış, soğuk şiddetini artırmıştı. İnsanlar yeni yeni evlerine çekiliyorlardı. Şehrin içindeki bu küçük köy, yanı başındaki hareketliliğe inat derin bir sessizliğe gömülmüştü. Öyle olurdu hep. Hava karardı mı herkes bir daha açmayacakmış gibi kapatırdı kapılarını. İçeride olup bitenler içeridekilere kalırdı. Sokaklar köpeklere ait olurdu o vakit.

Yalnız yaşıyordu. On dokuz yıl olmuştu böyle yaşamaya başlayalı. Aslında yaşamak zorunda kalalı… Dört kişilik ailelerinden bir tek o kalmıştı geriye. 

Sarsıntı, uğultu, bağırışımalar. 

Üstüne çöken ağırlık. 

Üstlerine. 

Bacağındaki acı. 

Karanlık. 

O ağırlığın altında geçen iki gün. 

Kurtuldu bir şekilde. 

Sadece o.

Anne yok. Baba yok. Kardeş yok. 

Tüm hayatı o enkazın altında ikiye ayrıldı. Eskisi gibi olmadı hiç bir şey. Ona kalan yokluk ve korkular oldu. Evin içinde uzun süre kalamaz oldu bu yüzden. Hep açık havaya hasretlik. Soluk alabildi mi ne âlâ. Alamazsa cebindeki ilaçlara sarıldı. Sakinleştiren, hissizleştiren ama mutlu edemeyen ilaçlara. Daha da önemlisi eskiyi getiremeyen. Yine de kopamadı ilaçlardan. Cebinde her daim taşır oldu. Mutlu edemeyen ancak bağımlılık yapan şeyler gibi. 

İşte o gün, köyde neredeyse tüm kapılar kapanmışken ve sokaklar köpeklere kalmışken köyün ışıkları bir anda karanlığa evrildi. Evde yalnızdı ve en çok korktuğu şey şimdilik buydu. Yalnızken elektriklerin gitmesi. 

Bir an kalbi duracak sandı. 

Ellerinin terlemesine ve buz gibi olmasına aldırmadan telefonunu aramaya başladı. 

Yokladı, yokladı. 

Bulamayınca delireceğim sandı. 

Nihayet eline gelince telefon, ışığıyla bir nebze rahatladı. 

Sonra evin içine şöyle bir baktı o yeterli yetersiz ışıkla. 

Her şey yerli yerindeydi işte. 

Ama hala tam olarak nefes alamıyordu. 

Eli cebine gitti. 

Cansız kurtarıcı. 

Suyu aramaya gerek bile duymadan attı ağzına. 

Sonra hemen pencereye doğru yürüdü. 

Perdeleri çekti, camı açtı. 

Dışarıya uzattı başını. 

Derin bir nefes aldı. 

Önü karanlık ardı karanlık. 

Telefonu elinden bırakamadı. 

Biraz sakinleşince etraftaki evlere göz attı. 

Mum ışıkları yansıyordu pencerelere. 

Fakat içeride yalnız değildi birileri. 

Ve korkmuyorlardı. 

2 thoughts on “Korku

  • Nisan 23, 2019 tarihinde, saat 21:24
    Permalink

    Enkazın altinda kalmayan o korkuyu anliyamaz elinde el feneriyle yatmanin ne oldugunu teşekkür ederim yüreğine eline sağlık

    Yanıtla
    • Mayıs 3, 2019 tarihinde, saat 14:50
      Permalink

      Depremin sonrasında da sarsıntı sürüyor demek. Anlatmayıp da göstermeyi tercih eden bir hikâye olmuş. Kısa ve öz.

      Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir