Kalp Ölümü

1.

İskenderiyeli Pir dedi:

Kulluk edemediğine üzülmüyorsan ey yolcu,

Günahına, hatana pişmanlık duymuyorsan,

Kalbin ölmüş olabilir, dikkat et.

Ölüdür o kalp titremez, kendinden emin;

Öz sevgisi yerinde, öz saygısı her saygının önünde.

2.

Levha:

Acil serviste bir koşturmaca, sedyeler, telaşlı konuşmalar… Hastanın gözleri kapalı, yakınları endişeli. Cihazlara bağlıyorlar, monitörde inip çıkan çizgiler… Derken başını kaldırıyor bir sağlıkçı, hüzünlü… Elinden kayıp gitmiş gibi bir can daha. “Hastanın,” diyor, “beyin ölümü gerçekleşti.” Sonra orada kimsenin görmediği bir nefes, hastayla birlikte girmiş odaya; hasta yakınları dışarda beklerken, en yakını hastanın, yanından ayrılmayan. Yavaşça kapatıyor elindeki defteri, yüzünde bir gülümseme: “Hele şükür,” diyor, “ya kalp ölümü gerçekleşseydi.”

3.

Yolcu günün ilk ışıkları otların üstündeki çiyleri mücevhere çevirirken yollardaydı yine. Önünde yol arkadaşı, yoldan değil çalılar arasından yürüyorlardı. Yukarda iri kargalar uçuyordu arada, yolcuya her geçen gün daha sevimli gelen, bet sesli, iri siyah yoldaşlar. Arkadaşına yakındı;

“Boş geçen günlerime yanıyorum muallim, değerlendiremediğim zamana. Öyle pişmanlık duyuyorum bazen, kalbim çatlayacak gibi. Ölüp kurtulsam dediğim oluyor hatta.”

“Bu kötü bir şey değil,” dedi yoldaşı, “demek kalbin ölmemiş daha. Kulluğun terkiyle gamlıysa bir kalp, ayağım sürçtü mü diye üzülüyorsa, diridir hâlâ.”

Bakışları göz eriminde, dudaklarında seher tesbihi yürüdüler bir süre daha. Muallim demin bitti sandığı sözüne devam etti.

“Birgün hüznü unutursa kalp, korkmazsa, titremezse, asıl korkulacak zaman o zamandır; ama belki geçtir, kim bilir. Kim bilir tekrar canlanabilir mi yoksa yok.”

4.

Yolda bir kervansaraya rastladılar. Kendilerinden önce gelmiş bir grup derviş ocağın başında oturmuş, sohbet ediyordu. Bir yaşlıca derviş konuşuyordu onlar geldiğinde, yer açtılar, yolcuyla arkadaşı da oturdu onlarla. Konuşan devam etti sohbetine, konu devam ediyordu:

“Üç şey vardır, kalbi öldürür canlar; dünya sevgisi; O’nu anmamak, hatırlamamak; bir de elin, ayağın, gözün, kulağın çekinmeden günaha gitmesi. Yine üç şey vardır, kalbi canlandırır; dünya sevgisini taşrasında koymak gönlün; hep O’nu anmak, adını dilinde, yadını gönülde tutmak; dostlarıyla sohbet etmek, O’nu hatırlayanla, hatırlatanla oturup kalkmak.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.