Kendine Doğru

Kendini tanımaya giden yol, öyle basit anket soruları gibi sorulara verilen kısa cevaplardan oluşan özellikler listesi değildir. Bu yolun ne kadar zorlu olduğunu kendiyle derdi olanlar çok iyi bilir. Bu yolun şaşırtıcı dönemeçlerini tahmin etmek oldukça zordur;  hem de birçok şeyi planlamışken, birçok şeyden eminken, bir olay ve uçurumdan yuvarlanmış gibi olursun. Bir duvara toslamış gibi. Dünyaya gözlerini yeni açmış bir manda yavrusunun şaşkınlığını yaşarsın.

İçinden bir ses kendi talihine yanan biri olarak ağıtlar yakmaya başlamıştır. Kara bahtım, kem talihim saz ekibi de icradadır. Karamsarlık bataklığından er geç çıkman gerektiğini, hayatın hareket olduğunu söyleyen içimizdeki o güçlü ses bütün ekibi hizaya sokar. Bunda ilk insandan beri genlerimize yerleştirilen mücadele, kendini koruma duygusunun etkisini inkâr etmek mümkün değildir. En ümitsiz anlarda bile ergeç insanı harekete geçiren bu enerji her zaman ilgimi çekmiştir. Ve bu isteğin insanın hakikati bulma, erdeme ulaşma veya hepsini toplayacak olsak,  en kapsamlı anlamını vereceğini düşündüğüm, kâmil insan olma yolunda harcamayışımız oldukça ilgi çekici bir konudur. İnsanoğlu olarak aynı zamanda kolaycı oluşumuzla ilgili olabilir bu. En azından şundan çok eminim, kendini tanıma konusunda bu yüzde yüz doğru neredeyse.  Öyle olmasa yukarıda bahsettiğim anket sorusu doldurur gibi kendimizi tanımlamazdık.

Bazen de kendimizi tanımaya, kendimizi tanımak derken içimizdeki gerçek insana ulaşmak için gösterdiğimiz çabayı kast ediyorum, zaman ayıramayan zihnimizin bazen başkalarını tanımak için harcadığı zamanı düşününce garip oluyorum doğrusu. İnsan kendi dururken niye başkalarıyla o kadar ilgilenir? Neyse bu, sosyolojik boyutu geniş bir mesele, onu şimdilik burada bırakmadan önce insan, başka bir insanda kendini görebilir tespitini söyleyip geçelim.

Benim özellikle kendini tanıma ile ilgili üzerinde durmak istediğim husus; zorlukların kendini tanımada insana sunduğu fırsatlar. İlk satırlarda bahsettiğimiz, damdan düşme hali bir hayli ilginç kılıklarda karşımıza çıkar ve kendini muhasebe için oldukça verimli imkânlar sunar, ama şunu da söylemeden geçmeyeyim. Bundan on sene önce bu konuda yazdığım bir yazıda böyle bir durumun ayrı bir yazı konusu olması mümkün değildi.  Ancak tecrübe adlı öğretmenden ders aldıktan sonra insan bazı cümleleri daha iyi kurabiliyor, sanırım.

Hayat tabii seyrinde akıyordur, sanki yüzyıllardır siz aynı coğrafyada yaşıyorsunuz, her şey hiç değişmeyecek gibi akıp gitmektedir. Öngörüleriniz gerçekleşmekte, planlarınız tıkır tıkır işlemekte. İşe gidiş yolunuz, şekliniz bile çok değişmez. Haftada iki gün dışarıda yemek yenilecek, en az ayda bir defa sanatsal bir etkinliğe katılmak lazım, hatta engin kültürünüzün bir göstergesi olarak bunların sosyal medya hesaplarında paylaşılması şart.  Bu kadar iyilik ve sıradanlığın arasına bomba düşer. Bomba ya sizin tarafınızdan patlatılmıştır ya başka ellerde patlamıştır ve artık hayatınız değişmiştir. Her gün yapmanız şeyleri sıralayan zihniniz ‘ne yapmalı’ şaşkınlığıyla tanışır, başka ihtimalleri düşünmeye başlar. Bu bir nimettir. Konformist zihnin rehavetinden kurtaran bir şey. Zaten hep neredeyse hep aynı şekilde hayatını devam ettirenler, ömrünü prim tamamlamak için geçiren insanlar için hayatın ve kendinin bir anlamı kalmış mıdır artık! 

Kendini tanıma saadetine ermeyen bahtsız insanlar, ruhunu tanımanın, ona şifa veren iyilik kaynağını bulmanın, özüne giden dolambaçlı yollarda gezmenin zevkine erememiş bahtsızlardır.

Ben insan olmanın hakikatine ermek için harcanan çabayı çok önemsiyorum. Başkaları tarafından kabul görmek için kazanılan bütün sıfatları elimin tersiyle iterek, bendeki saklı isimleri ortaya çıkarmak için yaptığım ruh kazılarını çok önemsiyorum. Onlar benim yaşama dayanaklarım. Çünkü insan şu soruyu kendine sık sık sormalıdır ki çiçekten, böcekten ve milyarlarca yıldır devam eden insanlık aleminde zincirin nasıl bir halkası olduğunu daha iyi anlayabilsin: Benden istenen ne? Niçin karşımda devasa büyük ve muhteşem kainat?

3 thoughts on “Kendine Doğru

  • Nisan 6, 2019 tarihinde, saat 12:49
    Permalink

    Allah bizi insan eyleye.
    Hazret-i insanın önünde saygıyla eğiliriz.
    Keşke ben de o derviş gibi “İnsan, insan derler idi / İnsan nedir şimdi bildim.” diyebilseydim.

    Yanıtla
    • Nisan 7, 2019 tarihinde, saat 00:22
      Permalink

      Şairin dediği gibi”anlamak yok, anlar gibi olmak var” bilmek yok, bilir gibi olmak var.
      Saygılar

      Yanıtla
  • Nisan 8, 2019 tarihinde, saat 05:14
    Permalink

    Eldeki imkânları kaybedince, hayatın zorlukları çökünce, çözüm arayışları da sonuçsuz kalınca, bir hiç olduğunu, farklı bir açıdan öğreniyor insan.

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir