Bir İbret Aynası: İbrahim Efendi Konağı

Okuma süresi: 3 dakika

“Eski defterleri karıştırmakla geçiriyor ömrünü insan/Karıştırılan bir eski deftere dönüşünceye dek yaşam” der, Danimarkalı şair Peter Laugesen. Samiha Ayverdi de öyle yapar. O, eski günlerin defterlerini açtığı “İbrahim Efendi Konağı”nda, büyük bir medeniyetin kültür katmanlarını ve insanı, bizzat içinde yaşadığı çevreden hareketle, sanki bir prizmadan geçirerek ele alır. Bunu da, zarif ve zengin bir Türkçeyle gerçekleştirir. Fakat o ne üslup, o ne entelektüel donanım, o ne zarafet. Onda karşımıza çıkan ve hayranlık veren o derin bakış, o detaycı ve analizci yaklaşım, o akıcı dil, Woolf’u hatırlatır. Bir farkla ki, Ayverdi’de bunalım ve iç çatışma görülmez; toplumla ve insanla hesaplaşma, değerler noktasındadır.

Ayverdi, çocukluk ve gençlik günlerine dair hatıraları, kıvrak ve insanı içerden kuşatan bir canlılıkla gözler önüne sererken, adeta nesri sinemanın imkânlarına kavuşturur. Realisttir fakat nostaljiyi ihmal etmez. Trajiktir lakin tebessümden mahrum bırakmaz. Bunu, kemâle ermiş bir zihnin bütün donanımıyla, geçmişin bütün mirasını arkasına alarak yapar; öyle duyar, öyle düşünür ve öyle ifade eder. İşte, “Bu kitap ne bir hikâyedir ne masal ne de roman…” diye takdim ettiği “İbrahim Efendi Konağı”, her ne kadar bir hikâye ya da roman olmasa da, bir devre tanıklığıyla, zengin dokusuyla ve o nefis üslubuyla sanırım daha da fazlasıdır.

Evet, “İbrahim Efendi Konağı”, bir konağın ve onunla temas eden insanlar üzerinden, koskoca bir medeniyetin anlatımıdır. O bir çekirdek, anlatılanlarsa dallı budaklı dev bir ağaçtır sanki. Kitaba dâhil olan herkes ve her şey şanslıdır aslında; çünkü bir kamera gibi kaydetme ve bir belgesel gibi sunma becerisine sahip harika bir çocuğun ilgi alanına girmiş ve vakti gelince, yeniden hayatiyet kazanacakları bir esere dâhil olmuşlardır. Bu kitap, insana dünyanın değişmez hakikatini gösteren tam bir ibret aynasıdır. Ve bugün hayattan tamamen el etek çekmiş insanların değil, bir medeniyetin de son hüzünlü şarkısıdır.

Esere yakından baktığımızda, merkezinde iki ailenin yer aldığı görülür. İlki, kitabın zahirdeki temel karakteri İbrahim Efendi ve ailesi, ki bütün eser onların üzerinden akar ve son bulur. İkincisi de, kitapta örtük bir şekilde yer alan Hilmi Bey ve ailesi. İbrahim Efendi, Devlet-i Âliye’nin Meclis-i Maliye Reisidir. Gerek makamıyla gerek servetiyle her dönemde önde duran ve kıyamete kadar da örnekleri görülecek olan, servet tutkunu, makam sahibi ve adalet yoksunu bir yüksek zümre insanıdır. Varlıklı bir babadan kalan ve kardeşlere paylaştırılmayan mirası, makamın getirdiği hediyeler, kiraya verdiği dükkânların kirası ve maaşı derken evine yüklü miktarda gelir akıtır. Konağında, iki kızı, damatları, odalıkları, kalfaları ve kâhyaları ile debdebeli bir hayat sürmektedir. Çocuklarına bırakacağı büyük servetle mutlu ve mesuttur.

Onun on yaş küçük kardeşi Hilmi Bey ise Vezne Baş Mümeyyizi, yani vezne kâtiplerinin başı, olarak orta halli bir devlet memurudur. Sade ve mütevazı bir hayat sürmektedir. Maneviyata ağırlık verilen evinde kıt kanaat geçinip gidiyordur. İmkânları dar, gönlü geniştir. Eğitime önem verir. Ağabeyi tarafından haksızlığa maruz bırakılsa da, ona ve ailesine hürmet ve ilgiden geri kalmaz. İhtiyaç durumunda onların yanındadır. Hilmi Bey böyledir, kitabın yazarı, İbrahim Efendi hakkında kötü bir söz söylemezken, ta baştan beri Hilmi Bey’e daha bir yakınlık ve hürmet gösterir. Çünkü kendisi ve ağabeyi Ekrem Hakkı Ayverdi, Hilmi Bey’in kızından olma öz torunudur. Bu eserin ortaya çıkma vesilesi de işte bu kan bağıdır aslında. Kitapta doğrudan anlatılan, İbrahim Bey ve kızlarının serencamı olsa da, dolaylı bir şekilde sunulan ve diğeriyle zıtlık oluşturan, Hilmi Bey ve ailesidir.

Bir gün İbrahim Efendi, güya çocuklarının istikbalini garantiye almış biri olarak, Hilmi Bey’e, “Çocuklarına ne bırakıyorsun? Bak ben çocuklarımın geleceğini garantiye aldım.” mealinde incitici bir söz söyler. Yazar da bir torun olarak, işte bu sözün kırgınlığını içinde taşıyormuşçasına ya da aldığı manevi terbiyenin tesiriyle, bu iki kardeşin çarpıcı hikâyesini insanlara ibret olarak sunmuş gibidir. Eseri okuyan bir kimse, tıpkı uçakta yolculuk ederken aşağıya bakan birinin, yatıyla, katıyla, servetiyle peşinde koşulan dünyanın, çok küçük ve silik bir yer olduğunu fark ettiği gibi, dünyanın bir hiç olduğunu düşünmeden edemeyecektir.

Meseleye İbrahim Bey açısından bakan okurlar, Ziya Paşa’nın, “Nîk ü bed herkes bulur âlemde bir gün ettiğin/Kendi çekmezse ceza miras kalır evladına” sözünü; kızları açısından bakanlar da, Nâbî’nin, “Bağ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz/Biz neş’etin de gâmın da rûzigârın görmüşüz.” mısralarını düşünmeden edemeyecektir. Konağa gelince, onu da, dar anlamda tarihe damga vuran koskoca bir devletin son buluşunun, geniş anlamda da dünyanın geçiciliğinin bir sembolü olarak göreceklerdir. Sonra mutlaka, Kelâm-ı Kadim’in, “Mallarınız ve evlatlarınız sizin için bir imtihandır.” veya “Bu dünya hayatı bir oyun ve oyalanmadan ibarettir…” ayetleri, zihinlerini yoklayıp geçecektir. İşte bu zarif eser, söz konusu ayetlerin edebiyat lisanıyla tefsiridir sanki.

Eski defterleri karıştırmanın en müspet tarzı belki de böyle bir eser olsa gerek. Bugün kitapta anlatılanların hiç birisi yok. Kitabın yazarı da, eserlerini, eski defterler gibi bırakarak geçip gitmiş. Hatta kendi ömrü de eski bir deftere dönüşmüş. Ruhu şad olsun ki, bu defterler bir hazine sandığı gibi, karıştırdıkça inciler saçıyor. Nâili Kadim’in, âlemin her bir nakşına hayranlıkla bakıp “bir özge temaşa ile geçtiği” gibi, biz de, bu eserin nakışlarından öyle mestâne geçiyoruz. Sözü, Hilmi Yavuz’dan bir mısra ile noktalayalım; çünkü meramı ancak bu mısra ifade ediyor: “Çok uzun anlatmak gerekti ve biz, sadece îma ila geçtik”

2 thoughts on “Bir İbret Aynası: İbrahim Efendi Konağı

  • Nisan 6, 2019 tarihinde, saat 12:58
    Permalink

    Ama ne güzel bir ima. Kitap yazılarınızı ilgiyle okuyorum efendim.

    Yanıtla
  • Ocak 27, 2023 tarihinde, saat 00:38
    Permalink

    Teşekkür ederim dostum. Teveccühün. (Çok geç farkettim kusura bakma)

    Yanıtla

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit exceeded. Please complete the captcha once again.