Akasyanın Altında

İkidir bu yalnız akasya ağacının altına gelip misafiri oluyorum. Sırtımı yaslayıp gövdesine, hayaller kuruyor; yıllar, mekânlar ve insanlar arasında gidip geliyorum. Gözlerimi kapattığım da oluyor, etrafı dikkatle incelediğim de. Hiç konuşmuyorum. En fazla ağlıyor, elimin tersiyle yanaklarımı siliyorum. Konuşmasam da akasyanın beni anladığını biliyorum. Sırtımı sıvazlar gibi teselli ediyor beni. Belki çiçeğinden, belki yaprağından bir iki döküyor önüme. Ne de olsa benim onun ailesi ile tanışıklığım geçmişe dayanır. Çocukluğuma, gençliğimin ilk yıllarına…

Evin önünde yaşlı bir akasya ağacıdır bende kalan. Tek başına, yalnız, eve gelenleri ilk o karşılar. Sarı beyaz çiçekleri ve yemyeşil yaprakları vardır. Öyle bağlıdır ki yaprakları birbirine, sımsıkı sarılmış iki sevdiceğe benzerler. Aralarından gün ışığı da, yağmur suyu da sızmaz hiç. Görünmeyen fakat varlığı bilinen bir kaç kuş yuvasını içine almış, onlara analık yapmaktadır. Kuşlar gelir, gider,konar,göçer. Akasya her daim oradadır. 

Kışın onun o çıplak halini görenler, yazın yemyeşil haline gıpta ederler. Dallarını yere doğru sarkıtmayı ve altında oturanlara gölgelik olmayı sever akasya. Aslında onu en çok bu mutlu eder. 

Hemen altına nereden bulunduğu belli olmayan kederli bir kaya parçası iliştirilmiş, soluklanma yeri olarak akasya ağacına arkadaşlık etmektedir.

Taş ve akasya ağacı, mazinin hatırımda kalan kısmının hemen hepsinde, orada, evin girişinin solunda, su arkının yanı başında beni beklemektedir.

 Akasya ağacının altında oturmayalı hüzünlü, uzun yıllar oldu. Köprünün altından çok sular aktı, kimi bulanık kimi berraktı. Öyle coştu ki bazen sular, köprü yıkılmamak için zor dayandı. Bazen o küçük su arkının sakin akıntısını, bazen akasya ağacının dostluğunu aradı. 

Onu bulamayacağımı bilsem de geliyorum buraya, yeni akasya ağacının altına. Bir yerlerden oturacak bir taş bulup bağrına koymak geliyor da içimden, gönlüm razı olmuyor bu oyuna. Kıskanır, anlar belki neden yaptığımı. Sonra ondan da ayrı düşmek, eskiye dair hayaller kuramamak korkutuyor beni. 

Ben, rüyalar âlemimin yalnız arkadaşı akasya ağacının altında oturmuş çocuğum. Dünyada varlığımı bildim bileli, o taşın üstüne ilişmiş, bazen küçük hayal kırıklıklarıma eşlik eden ağlamalarıma, bazen de büyük mutluluklarıma yoldaş olan gülüşlerime akasya ağacını ortak etmiş, onunla dünyayı seyretmişim. 

Bak oturuyorum yine o kederli taşın üstünde. Öğleden ikindiye kayan sıcak bir temmuz günü. Bir bacağımı altıma almış, terliklerimi çoktan özgür bırakmışım. 

Uzaklardan çalışkan bir patozun çiğ sesi geliyor. Harman zamanı. 

Solda ambarın önüne yığılmış bir yığın saman, ahıra atılmayı bekliyor. 

Bak dedem geliyor arkasından ağır ağır. Ellerini ardında birleştirmiş, boncuk gözleriyle bana bakıyor. Alnında biriken terler, yaz kış kafasından çıkarmadığı terliğinin uç kısmını ıslatmış, ama o hiç şikâyetçi görünmüyor. Birazdan ceplerine doldurduğu bir kaç kirazı avucunun içinde önüme uzatacak, ben yedikçe gözlerinin yanındaki çizgiler artacak, belki birazcık ağzı aralanacak. 

İşte annem iniyor evin merdivenlerinden. Bir elinde arasına peynir koyulup sokum yapılmış bazlama, diğer elinde ince bir dilim karpuz var. Acıktığımı nasıl da anlar..

Traktörün sesi geliyor sokağın başından. Az sonra babam görünüyor onunla birlikte. Başında eski, solmuş bir şapka, üstünde kendisine bir kaç beden büyük gelen eprimiş bir gömlek, altında siyah, bahçe işlerinde giyilen emektar şalvar. Şapkasını kaldırıp tekrar koyuyor başına. Yorulmuş belli. Elimdekileri bitirince gidip atlayacağım boynuna, kız çocuklarına has şirinliğimi kullanarak kurnazca gülümseyeceğim yüzüne. 

Bitmedi daha akasya ağacının altında dinlenmişliğim. kardeşim gelecek birazdan. Elinde bahçeden topladığı minik taşlar, “Beş taş oynayalım mı?” diye soracak. Ben, oturduğum taşın kenarına kayıp ona yer açacağım ve başlayacağız ellerimizi açıp kapatmaya. “Yüz”e gelince bitecek oyun. Taşlardan memnun kaldıysak şayet, saklamak için yer düşüneceğiz. Yok mutlu etmedilerse bizi, hiç düşünmeden su arkının içine boca edeceğiz. 

Sonra her yanından ayrılışımızda yaptığımız gibi taşın üstüne çıkıp, akasya ağacının yapraklarının dizili olduğu bir dal koparacak ve birbirimizin üstüne sıyıracağız.

Açılan gözlerim ne samanı gördü ne de traktörü. 

İnsanlarım çoktandır yoklar zaten. Kiminin varlığına şükür, kiminin yokluğuna dua sadece. 

Ben, yaşlı akasya ağacının altında ömrünün en güzel zamanlarını geçirmiş olan ben, bugün yalnızca özlüyorum. Sevdiklerimi ve tabii ki akasya ağacını. 

Bir kere daha altında oturacağım vakti kestiremeden..

Ve hala yerinde olup olmadığını bilmeden…

One thought on “Akasyanın Altında

  • Temmuz 16, 2019 tarihinde, saat 21:24
    Permalink

    Gün gelecek oturacaksınız özlem duyduğunuz akasya kokulu her ağacın altına..bize düşen sadece sabır..

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.