Gönül Aynası

1

İskenderiyeli Pir buyurdu:

Ey yolcu!

Nasıl parlasın o gönül

Aynasında yabansı görüntüler…

Hiç Hakk’a yürüyebilir mi o kişi

Şehvet bukağıları ayaklarında…

Ya gaflet kirinden arınmayan,

Nasıl çıksın pak huzura?

…ve hiç mümkün mü ince sırlar çiçek açsın bir gönülde,

Tövbe suyuyla yıkanmadan?

2

“Bunlar neden olmaz?” dedi yolcu; yol arkadaşı, muallimi Hikem’den okurken;

“Çünkü”, dedi muallim, “zıtların birlikteliği akıl dışıdır.”

Ve ekledi:

“Hak huzurunu duymak için, vicdan temizliği lazımdır. Her çeşidiyle şehvet ve gaflet ise hicap getirir, hasret getirir uğradığı yere.”

Yolcu duyduklarını, gördüklerini not etmek için heybesinden cönkünü çıkardı. Bir sayfa açtı boş yerlerine yazmak için, sayfanın üstünde bir su başında dervişlerden işittiği dize vardı:

“Padişah konmaz saraya, hane mamur olmadan.”

3

“Gaflet kirinden arınmak” üzerine düşünürken yine bir gölgede mola verdiler. Abdest tazeledi yolcu ve aklından şunlar geçti:

Bak işte elimi yüzümü yıkıyorum, abdest alıyorum. Mescide girmek istesem, şeriat abdest almadan girmeme izin vermez; böyleyken hakikat gerçek anlamıyla kirli olan gaflet ehlini Hak huzuruna, vahdet sofrasına kondurur mu?

Tabiat bir ibret sofrası olarak, sayfası açılmış kitap olarak önünde, çevresindeydi. Nurslu Bilgenin daimi huzur bulma yordamını düşündü. Eserden eser sahibine yolculuk, ağaçların yaprağında, otların kök kılcallarında mucizeler görerek Hazret-i Kayyum’un huzurunda haşyetle ürpermek.

Böyle bir yol açılmışken dervişin “Hakk’a yol almaz imiş dest-i tabiatte esir” demesi nedendi acaba? Doğa bir kitapken, öğretmenken elinde esir olmak, kendine zindancı etmek niyeydi? Görüntü bir olsa da herkesin aynasına başka yansıyordu belki. Gözgüsü cilalı olan başka; tozlu, paslı olan başka görüyordu baktığını.

4

Bilge, herkes kendi aynasında görür, demişti. Bir kentin ortasında durup çarşıya bakan yolcuların; fıskiyeleri, konup kalkan güvercinleri, havuzun suyunda nilüferleri, kenarda gülleri gören birer aynası vardır. Ne var ki kiminin aynası parlaktır, kiminin kirli; kiminin aynası çatlak, kiminin renkli… Aslı bir olsa da herkes kendi aynasından görür temaşayı. Hüzünler, kederler işte ondandır. Kaderden değil, aynana hangi kaderle yansıdığındandır olan bitenin. Belki o meydanda olanlara çok az dahlin olabilir ama elindeki aynayı arıtman olası.

5

Erzurumlu Pir ayıttı:

Gönül Tanrı evi, yabansı görüntülerden arıt;

Arıt da Rahman konağında konaklasın.

6

Demişler;

Gönül evini istiğfarla süpür; yakarışla, tesbih ve zikirle cilala, parlat.

“La ilahe” gönül Kabesinde putları kırar, “illallah” sahibini eve çağırır, demişler bir de.

7

Muallim konuştu, yolcu dinledi:

Şeriat, tarikat ve hakikat, her makamda arınma ikidir:

Küçük ve büyük.

Şeriatte; küçük arınma abdest, büyük gusül.

Yolcu biliyordu, yine de yazdı.

Tarikatte; arınmanın küçüğü dünyayı, büyüğü ahireti terk etmektir.

Yolcu gayret ediyordu, yazdı ve bir “mim” koydu yanına.

Hakikatte; küçük arınma taayyünleri, büyük arınma isim ve sıfatları terktir.

Yolcu sözcükleri anladı, cümleyi anladı, manayı anlayamadı. Belki anlayamadığını bilmek de hakikatı içinde duymak için bir dilsiz duadır, dedi içinden. Cönküne yazdı duyduğunu, bir “lam” koydu cümlenin yanına. Üstünden geçti sonra, koyulaştı harf kağıtta.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.