Şampiyon
Mazhar
Gazetede Saffet’in fotoğrafını görünce adamın pişmanlığının çabuk geçtiğini anladı. Yahut yalan söylediğini düşündü. Yardım etmese daha mı iyiydi? Karar veremedi. Şimdi olsa?.. Koğuşun kapısına işçi mahkûmlardan biri daha gelse?.. Yine Saffet gibi dese?..
“Mazhar Abi çoluğum çocuğum zorda. Bana bir yardımcı ol. Bu benim dosyam. Asla çıkamazsın, diyorlar. Bir incelesen abi. Hiç umut yok mu?”
Bugün başkası olsa gene yardım eder. Saffet’e de böyle yardım etti Mazhar. Aldı dosyayı. Gece boyu Saffet’in dilekçesiyle uğraştı. Saffet üç gün sonra tahliye oldu. Çıkmadan yine geldi kapıya.
“Mazhar Abi, ne güzel bir insansın. Sen olmasan çıkamazdım. Seni hiç unutmayacağım Mazhar Abi.”
Epey teşekkür etti Saffet. Dua etti. Nedamet getirdi. Falan filan…
“Abi çok pişmanım ama akıllandım. Bir daha gelmeyeceğim. Bıraktım hırsızlığı. Tövbeler tövbesi!”
Kapattı mazgalı.
“Senin sayende Mazhar Abi, senin sayende…”
Fotoğrafa iyice baktı Mazhar. Saffet’in ağzı burnuna karışmıştı. “Sağlam sopa yemiş.” diye düşündü. Arkasına yaslandı. “Kim yaptıysa elleri dert görmesin.” dedi. Avluya çıktı, bir türkü tutturdu.
“Ben kimleri unutmadım. Ben kimleri…”
Hakkı
Bütün bunlar Hakkı’nın başının altından çıktı. Çarıklının kahvede Saffet’i görmese ne olurdu? Hakkı için hava hoştu. Kafasına koyduğunu yapardı ama olan Saffet’e oldu.
Olsun. Hakkı ne yapsın? Saffet kendi kaşındı. Büyük işti. Sonunda şeytanın bacağını kıracaklardı. Hakkı dersine iyi çalışmıştı ama mühim bir ayrıntıyı gözden kaçırdı. O bacağını kıracakları şeytan ayrıntıda gizliymiş. Bilemedi.
Günlerce bahse konu evi izledi. Ev sahibi, zengin bir Almancı. İri yarı insan azmanı bir adam. Yalnız yaşıyordu ama geleni gideni eksik olmuyordu. Ne iş yaptığını çözemedi ancak adam çok zengin. Ev saray yavrusu. Bir de köpeği vardı adamın: Şampiyon.
Almancı, köpeği çok seviyordu. Arabasının plakasında bile köpeğin adı. 34 ŞAMPİYON 001. Hakkı keşifteyken evin kapısında arkadaşlarıyla konuşan ev sahibine rast geldi. Şampiyon da Şampiyon! Aşağı Şampiyon, yukarı Şampiyon!
Hakkı acı acı gülümsedi. “Şunca yıllık Hakkı! İşinin ehli bir adamsın. Meraklısının bildiği bir şöhretin var ama gel gelelim şu köpek kadar kıymetin yok!”
Bu çözümlemenin yanlış olduğunu anladıklarında hem Hakkı hem Saffet için çok geç olmuştu. Bilemedi Hakkı. Bir tür meslek körlüğü. Keşke Saffet’i bu işe karıştırmasaydı ama olan olmuştu.
“Saffet” dedi. “Saffet beni affet!”
Saffet onu duyacak halde değildi.
-Saffet-
Cezaevinden çıkarken nasıl da mutluydu Saffet! Durup durup Mazhar’a teşekkür ediyordu. “O bir mucize! Yoksa koskoca avukatın ne işi var cezaevinde. Hem de terör koğuşunda. Pardon, siyasi koğuşunda! Olacak şey mi?”
Bıraktım demişti ama yine de… Bir an gaza gelmiş, söylemişti. Belki tutardı sözünü. Eve gitti. Karısı, çocukları bayram etti. Saffet yeniden doğmuştu. İşi bıraktığını karısına da söyledi. Kadın öyle sevindi ki… İşte o zaman Saffet, Mazhar’a ayrı bir sevgi duydu. Kral adamdı Mazhar Abisi! Saffet çocuğu olsa adını Mazhar koyacaktı. Kararlıydı. Hemen çalışmalara başladı.
Üç dört gün sonra hava almak için çarşıya uzandı Saffet. Belki iş bakardı. Çarıklının kahveye uğradı. Uğramaz olaydı. Hakkı’yı gördü. Görmez olaydı. Hakkı ona Almancıdan bahsetti. Bahsetmez olaydı. Saffet sözünden bir kereliğine ama sadece bir kereliğine caydı. Caymaz olaydı…
Çarıklının kahveden çıktılar. Hakkı, Saffet’e evi gösterdi. Ev sakindi. Kimsecikler yok gibiydi. Kapının önünden geçerken Şampiyon’un sesini duydular. Hakkı, Saffet’e baktı. Saffet “O iş bende!” dedi. Müthiş bir ilaç öğrenmişti içeride. Balık otu, şarap karışımı. Ete bula, köpeğin önüne at! Üç dakikada köpek uykuya dalıyor. Elveda Şampiyon! O gece girmeye karar verdiler. Saffet biraz tedirgin olsa da ses etmedi.
Gece yarısını geçkin işe koyuldular. Saffet’in ilacı etkisini hemen gösterdi. Şampiyon nakavt! Kapı sağlamdı ama Hakkı da ustaydı. Birkaç dakika sürmeden ikili ellerinde fenerleri içeri süzüldüler. Adam çok zengindi. Nereden başlayacaklarını bilemediler. Salon müze gibiydi. Her yer kupa, madalya… Saffet, Hakkı’ya “Abi, bunlar altın mı?” diye fısıldadı. Çıldırmışlardı. Saffet sevinçten Hakkı’ya sarıldı. Konfetiler patlasa, havai fişekler atılsa… Nihayet sonunda olmuştu. Köşeyi döneceklerdi.
Saffet, Mazhar’ı düşündü. İyi ki onu tanımıştı.
Heyecandan feneri, elindeki feneri, yere atıverdi. Gecenin sessizliğinde metalin sesi dalga dalga büyüdü. İçerden kalın, öfkeli, Almancı şiveli, sert, çok sert bir erkek sesi duyuldu:
“Kim var orada!”
Hakkı’nın feneri karşı duvara asılı büyük fotoğrafa sabitlendi. Ev sahibinin boks eldivenli fotoğrafı. Altında kocaman puntolarla “Şampiyon” yazılıydı.
Saffet, Hakkı’ya fısıldadı:
“Şampiyon, köpek değilmiş Hakkı Abi!”
Mazhar geldi gözünün önüne. Tahliye olmasa bu eve girebilir miydi? Hepsi onun yüzündendi.
“Ah ulan Mazhar, seni tanıdığım güne lanet gelsin. Tevekkeli düşmemişsin içeri. Adi terörist!”
-Şampiyon-
Bir yıl kadar oluyordu. Ünvan maçını kaybetmişti Şampiyon. Dile kolay, Avrupa Ağır Sıklet Boks Şampiyonluğu. Önce boksu bırakmayı düşündü. Sonra memleketine, Türkiye’ye dönmeye karar verdi. Almanya’da yaşamayacaktı. Boksa Türkiye’de devam edecekti. Döndü yurda, hemen işe koyuldu. Ama işte bazen olmayınca olmuyor. Terslikler, şanssızlıklar üst üste geldi. Menajerlerin aylardır ayarlamaya çalıştığı ünvan maçı suya düştü. Rakibi, Şampiyon’u küçümsemişti. Aynı adamı iki kere dövemezmiş! Bu haber allak bullak etti Şampiyon’u. Aniden dizindeki sakatlık nüksetti. Ve ekonomik problemler baş gösterdi! Morali çok bozuktu, çok…
Kendi de abarttığını kabul etti ama kader bu! Gecenin bir yarısı madalyalarla Saffet’i, elinde kupayla Hakkı’yı görünce kendini kaybetti Şampiyon! Yenildiği ünvan maçına gitti gece vakti. Boynunda madalya, elinde kupayla rakibi… Pis pis sırıtıyordu.
Şampiyon, Hakkı’yla Saffet’e dünyanın dayağını attı!

