Haller Leyla
Keserler o ağacı yakında. İçinde bir çekirdek. Üzüm çekirdeği olmalı. Öksürse atacak sanki. Dalgın. Fıstıkağacı’ndan işyerine kırk dakikada ancak varabilmiş. Trafik. İstanbul. Mevsim normalleri. Ben hâlâ uyuyorum. O kalktı gitti. Dilim şişti. İçimden, içimden. Haykır, höykür, bir şey yap be zavallı. Anlasın işte. Nasıl anlasın, Yakup anlamış mı, höykür o zaman. Unut o zaman. Konuş o zaman. Bir kara bakışla.
Divane, kalemnist, o deniz. Olsa idi olur idi, olmamışsa olmamıştır. Ne laf ama. Adam sen de, sana da laf beğendiremiyoruz, aforizma gibi konuştum kabul et. Sus artık. Dillerim dolanmadan. Leyla. Divan şiiri güzeli. Doldur dede kadehleri aşk ile. Kitapları at denize. Denizde damla. Çekip aldılar beni, serseri dedi biri. Ah gülüm. Ben mi, iyi ama ben de… Olmamışsın, yanmamışsın, dönmemişsin, sevmemişsin, ermemişsin, giymemişsin, soymamışsın, geçmemişsin, savrulmamışsın, sarsılmamışsın, haykırmamışsın, geçmemişsin, gitmemişsin, bulmamışsın, saymamışsın, erimemişsin, boğulmamışsın, ayılmamışsın, görmemişsin, bilmemişsin, dolmamışsın, daha neler olmamışsın.
Ali. Gözüm kör olsun ki o! Sen onu nereden göreceksin bakim. Her isteyen görür onu. Gidiyordu, takmış peşine kalın kalın bir öksürük. Çamur çirkef içinde bizim sokak. Bakmaz mı sizin buralara belediyeciler. O dediğin ot bitmez burada. Otoğluotlar. Zamanı gelince gelirler zamanı geçince giderler, hiç değişmedi, hep böyle. Ali. Şu bodur kayın ağacı da olmasa yeşile hasret kalacağız. Park çok. Bilmem ki nereden söküp getiriyorlar o ağaçları, yaban yaban, kökü tutmaz buraları onların, sevemedim ben o ağaçları. Ağaç ağaçtır, hem o kayını kim dikmiş oraya. Yılların ağacı kim bilir, kim himmet etti. Nefes etti.
Ali. E Aliii. Bak bak, yine gidiyor. Zaten gidiyordu ya, varamamış mı hala. Hala deme bana. Adını kim koyduysa. Ali. Tamam Ali. Gidiyor bak, yine varmış o ağaca, selam mı veriyor ne, şiir okuyordur şiir, öyle sesli sesli değil usul usul okuyor, baksana dua gibi, mır mır dudakları. Üflesin söyle buraya da, iyi gelir. İyi mi kaldı, hepsi gitti, sana kaldık işte. Kalbimi kıra kıra. Sigaradan değil bu öksürük, onu soracaksan, sen sormadan, söyleyeyim dedim, içini okudum değil mi. Kız korkulur senden, erdin mi ne.
Sen sarhoşsun dediler, söylemiş miydim. Söylemiştin. Bize ayık adam gerek, kendini bilene kapımız açık, ekmeğimiz katık. Meyhane bize göre, boş koy dolu gelsin, kitap mitapla olmaz bu iş. Doldur dede kadehleri aşk ile. Dün uyurken ağlıyordun yine, geçmedi mi, ilaçlar iyi geliyor demiştin. İnsanların arasında duramıyorum, yapamıyorum. Ama. Onu gördüm yine. Onu mu. Kalın kalın öksürüyordu yine. Bu ne bacım kalın kalın.
Uzak ama gelirsen benimle, gücüm olur gitmeye. Sen gerçekten âşıksın. Bilmem, öyle miyim, bir rüya işte, ama anlatmak istiyorum işin yoksa. İşim gücüm tek sensin gülüm. Böyle sisli bir gece, yok yok gece değildi, ay tutulması mı güneş kapanması mı öyle bir şey, ya da işte belki bulutlu bir gün. Kaldırıp başını baktın mı. Ben bende değildim, aman Allah’ım nasıl bir haldi, kâbus gibi, şöyle göğsümden yukarısı sisler içinde, bir film gibi, anlıyor musun, kendimi gördüm o aynada. Aynadaki sen değilsin. Ben değildim, ay sen de mi erdin gülüm. Susarak. Sis dağılınca ayaklarım suya değdi, su yükseldi, yükseldi. Gözün, burnun, kulağın. Yuttu beni, sonra yine usul usul çekildi, sazlık kaldı geriye. Sazlıktasın. Haşerelere dikkat et dedi bir ses, yavuz bir ses. Evet, hayır. Hani bir rüzgâr eser, salınır ya kamışlar, aynen bildim, aynen yaşadım. Dil devreye girince. Öldüm sanırım, öldüm mü, belki rüyamda uyumuşumdur. Rüyada ölen, çekirdeksiz üzüm.
Sonra uyandım, sonra konuştum. Anımsa. Anımsamıyorum, konuşunca unutuyor insan, anlattıklarım siliniyor bir bir. Anlattıkların. Anımsa. Anımsa. Bir ses geliyor sokaktan. Bir ses geliyor sokaktan. Dalgındı. Fıstıkağacı’ndan işyerine kırk dakikada ancak varabilmiş. Trafik. İstanbul. Mevsim normalleri. Kalın kalın öksürüyordum. Fıstıkağacı’ndan işyerine.
Neden bir ağaca karşı gelip durur insan!
Artık ayıl.
Artık yüzünü,
ne yana çevirirsen çevir.
