Baharı Görmek Yan Bahçede

Okuma süresi: 3 dakika

Bahar, çocukluğun asude yollarından geliyor bana. Gürültü yok. Arka bahçede. Eşikteyim. Bir metreden biraz yüksek duvarın ince sıvasını görebiliyorum rahatlıkla. Duvarın ardında yeşil dalgalı deniz. Uzun yeşiller buğday olmalı, öyle sanıyorum. Pek bilgim yok onlar hakkında, ezberden buğday diyorum, hatıraların arasından. Hâlbuki bugün bile bilmem buğdayla yulaf veya çavdar arasındaki farkı…  Onların dalgalanışında kaybettiğim, bulmak istediğim bir şeyi arıyorum. Ne olduğunu bilmiyorum. Arıyorum. Bir şey olmalı. Bana iyi gelen. Beni sakinleştiren. Gümbür gümbür üstüme doğru gelen hayat bilmecesinin sırrını çözecek şey. Anahtar mı kilit mi, belirsiz.  Yeşil denizin ortasında kaybolmaktan korkan bir yanım var. Hep var. Hâlbuki belki kaybolmakta aradığım şifa. Başımı yan bahçenin kokusuna çeviriyorum: Bahar. Sisli hafızamdan baharı fark etme tecrübem.

Yan bahçe beyaza kesmiş. Beyaza düşmüş. Beyaza boğulmuş. Zambaklar incecik dalların ucunda hafifçe sallanıyor, havada hafif bir rüzgâr olmalı. Zihnimin savrukluğundan doğuyor bu hafif rüzgâr. Beyazlara dalmışken ayrı bir hareketlilik oluyor. Fatma Nine o.  İnce, çelimsiz haliyle zambakların arasında. Başında yazması. Dudakları kıpır kıpır. Kelimelerinde hangi dualar saklı.  Çiçeklerle mi konuşuyor, kendi kendine mi konuşuyor, emin olamıyorum.  Uzun kış gecelerinde annemle konuşurken ağlayan da o.   Gündüzleri komşulardan duasını eksik etmeyen de. Çiçeklerin, baharın duayla ilişkisini kurmamda Fatma Ninenin katkısı varmış. Zambaklara meftunluğumun, beyaza yakarış yükleyişimin de onunla ilgisi varmış meğerse. Sonradan bildim.

Baharların ne olduğunu ne olmadığını sonradan öğrendim, desem yeridir. Yaşadıkça baharların sınırsızlığına dair inanç oluştu bende. Yargılama ya da sınıflandırma kaygısı taşımadan ânın güzelliğine odaklanmayı öğrenmeye çalışıyorum. Ne kadar zor değişiyormuşum meğer. Bahar, hayatı değiştiriyor; yeni şekiller veriyor; yeni güzellikler. Taze sevinçler; şeker pembesi ümitler; susamayan kuşlar…  Fatma Ninenin zamanındaki uzun ve lal olmuşçasına suskun baharlar yok mesela. İlk gençliğin esrik baharları yok. Çömez öğretmenlik günlerinden kalan bahar dergileri yok. Başımda kavak yelleri eserken başımı döndüren baharları geçireli çok oldu, solgun bir aşkın tomurcuklarında. Çiçeklerin sayfa aralarında kurutulup küçük notlarla sevgili öğrencilerime verdiğim devirler de geçmişte kaldı. Çiçek isimlerini öğrenme gayretim devam ediyor. Haluk Dursun Hocanın anlattığı erguvan saltanatına eşlik etmiyor Boğazın suları. Yehuda’nın utancına yabancı erguvanın titrek çiçekleri ve darbelere alkış tutanların yürekleri. Bahar, nasıl da değiştiriyor halleri.

Bahariyeler de okumuyorum artık. Güller Kitabı’nı açmayalı da çok olmuş. Kurak iklimlerden gelen dedem, baharla ilgili bir isim koymayı çok istemiş bana; kısmet. Bahar sevgimde bu bile etkili olmuştur, kim bilir. Her bahar kalbimin bu kadar alt üst olacağını da hesaba katmamıştır sanırım. Ömürde hesaba katılmayan, akla hayale gelmeyen şeylerin başa geldiği baharlar yaşarmış insan, bunu da bildim. Git Bahar, şiirine anlam veremeyen üniversiteli edebiyatçı kızın şaşkınlığı karşısında saygıyla eğildim, hatıramı hürmetle andım bu bahar.

Evvelbaharların aziz hatırasına hürmetsizlik etmeden yaşamaya çalıştım bu bahar. Onları anarken bendeki köklerine gittim zaman zaman. Bazıları açtım, bazılarını kapattım odaların. Acıları halen kalbimde yaşayan baharlar varmış, gördüm; kapıyı…

Bu bahar, bin bir şekliyle yokladı kalbimi… Kars’ta yıldızlı gecede, derenin sesine karıştı sesler/sesin. Yanımdakiler uzaktakiler, kalbimden hiç gitmeyenler. Bir an. Küçük bir ışık… Sızıyı da andırıyor. Beyaz zambakların kıvrımlarından süzülen gün ışığının parıltısı kadar kısa bir anda şavkı vuran şey…   Ya Hay! Ya Hay! Hayat bu mu acaba! Ruhum gördü veya sezer gibi oldu.

***

Ucuz imgelerin tuzağına düşmeden, olabildiğince kendim kalarak, bir yandan da kendimden uzaklaşarak bahara dair düşünüşlerimi aktarmak istiyordum. Karalamalarımı kâğıda aktarırken nasıl da kendi kuyularına düşüyormuş insanoğlu. Kendi sesinde boğuluyor bazen istemeyerek. Hâlbuki kendimden kaçmak için yazmıyor muyum? Çoğu zaman. Yazdıkça hafifleyecektim hani. Olmuyormuş. İçimdeki bahar coşkusunu taşıramadığım için satırlara tekrar tekrar deniyorum, baharla aramızdaki bağın gücünü göstermek için. Hanımelilerin, akasyaların, zambakların baygın kokusunun ardına iliştiriyorum ruhumu ve bedenimi…

Baharın beni kışkırttığı doğrudur. Toprak grubu olan bedenimin suya, ateşe ve rüzgâra doğru kendini çevirmesine engel olamıyorum. Bundan eminim. İnsanın yaratılışındaki özle ilgili sanırım bu. Sadece bana has değil. Yenilenme, çoğalma, çoğaltma isteğinin fişeklenmesi. Dağlar, taşlar, denizler yenilenirken, uyanışa kayıtsız kalmamak dürtüsü. Hareket, devinim, eski benin dışına çıkma isteği. Belki de kendini aşma çabası.

Bahar gelince hayaller düşüveriyor zihne. Bahar düşü/leri daha çok yeşillikler içinde, gelincik tarlarından bir kartpostal olmuş, asılmış belleğe.  Yeşil-mavi yollarda sevdiğinle yürümek hayali belki. Hayatın tatlı meltemler gibi aktığı anlar. Bunları düşlerken, mayıs karıyla karşılaşmak varsa da bunun da hayata ve bahara dâhil olduğunu anlamaya başlamaktır yaşamak. Bazen yan  bahçelerin mutluluğunu seyretmektir bahar.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir