Neden Kendini Anlatmak

Okuma süresi: 3 dakika

Galiba kendimi anlatmak/anlatamamakla ilgili çok açıklayamadığım düğüm gibi bir şey var içimde. Bunun neden bende dert halini aldığını kestiremesem de bunu çözmeye itekleyen bir güç var. Bunu yazarak çözebilirim ümidiyle satırlara koşuyorum, uzun zamandır.  İnanın ben de bilmiyorum, yazmak bu konuda bana ne kadar yardımcı olacak.

Kendini anlatmak dediğim ‘Uzun boyluyum. Yüzüme bakan ciddi bir surat görür. Hatta ne derdi var da böyle gamlı baykuş olmuş, diyebilir.’ gibi basit bir tanımlama değil. Duygulanış ve düşünüş olarak insanın kendini, başkalarına göstermek istediği kadarıyla gösterebilmesini kastediyorum. İnsan gizlemek istedikleriyle de kendini tam olarak anlatabilir ki normali de budur zaten. Benim gibi doğu coğrafyasında yaşayan insanların kaderi daha çok susmak üzerine şekillenir. Bütün suçu bu coğrafyanın üzerine yıkmanın haksızlık olduğunu bilmiyor değilim. Kendi açmazlarımın, kendimi aşamamanın verdiği ağırlığın hareketlerime yansıdığının da farkındayım.

Sessiz kalmanın, itiraz etmemenin erdem olarak kabul edildiği doğulu toplumun cenderesinden geçtim ben, hâlbuki iki kavram birbirinden oldukça farklı.  Başka örneğe gerek yok, kendi hayatım buna en güzel örnek. Bir olay karşısında çoğu zaman sessiz kalırım; bu durum,  olayı olgunlukla karşıladığımın göstergesi değildir. Belki olaya müdahale edecek,    ya da bırakın müdahaleyi, üzerinde düşünecek kadar değerli bulmamışımdır veya hayata dair adiyattan bir durum olarak görmüşümdür. Belki de olayın muhataplarının benim fikrime değer vermeyeceklerini düşünüp susmuşumdur ya da o kadar çok yorum yapılmıştır ki bir de ben yorum yapmayayım diye düşünüp yüzüme ince, biraz da sinsice bir gülümseme kondurmuşumdur. Susuyorsam sebebi vardır bakışı atmışımdır üstelik yoksa bunun benim bu durumu olgunlukla karşılamamla alakası yoktur. İnsan zaman zaman kendini farklı göstermek arzusuna kapılır. Bu da apayrı bir konu, lakin hiç girmeyelim. Böyle anlar bana, kendime karşı zalimliğimin, karşımdakine karşı olandan daha derin olduğunu hatırlatır, nedense. Bunu söyleyip bu derin kuyudan çıkayım.

Bazen coğrafyanın kendini anlatma üzerindeki etkisini abarttığımı düşünüyorum; doğu coğrafyasının insanını acımasızca değerlendiriyorum; doğulular konuşur, hem de çok; lakin başkaları hakkında. Bazen de özellikle sosyal medyanın etkisiyle kendini anlatma isteğinin çağın hastalıklarından biri haline geldiğini düşünüyorum. Kendini iyi anlatabilmek, var olduğunun bilinmesinde temel noktalarından biri haline geldi. Göründüğün kadar varsın ve hikâyeni iyi anlatabildiğin ölçüde iyisin, güzelsin. Ve maalesef ben hiçbir zaman iyi bir anlatıcı olamadım, galiba. Canım çok yandığında belki anlatıcılığım birazcık gelişti, etkileyici oldu. Düşünüyorum, bunlar çok mu önemli! Varlığıma yazılı anlatımla anlam katmak, çok mu önemsenmeli? Bunun çok önemli olmadığını söyleyen yanım, özellikle geceleri epeyce etkili. Ama insanlar arasına karışıp, sıfatların ve kelamın etkileyiciliğini görünce içimde bir şeyler kıpır kıpır kıpraşıyor. Hadi, diyor, hadi. Sen de yapabilirsin, yapmalısın. Dünya böyle bir dans istiyor senden, hadi!

İçimde böyle bir isyan başladığında pek uzun sürmüyor. Nedenini çok bilmiyorum ama buna dair birkaç şey söyleyebilirim. Düşünmek için fazla vaktim var belki!  Özellikle geceleri, bazen de gündüzün serinliğinde, bağ-bahçe işleriyle uğraşırken isyan sakinleşiyor, hatta bayağı ağırbaşlı bir hal alıyor. Ayrı bir olgunluk çöküyor üzerlerine. Toprağa bakıp ölümü hatırlayan atalarımdan kalan mirası mı hatırlıyor zihnimin ücra köşeleri… Bilmiyorum. Toprakla ilgilendiğim o zaman dilimlerinde bende, kafamın içinde bazı şeyler değişiyor. Varlık dediğimiz şeyin anlamı genişliyor, derinleşiyor ve şimdiki zamanı ve yüzyılları aşıp hatta dünya evrenini de aşıp uzayın boşluğunda ilerleyip gidebileceği en son noktaya kadar gidip, orada bağlanması gereken varlığa bağlanıyor.

Sonra kuruyup dalından düşen veya henüz düşemeyen yaprakla konuşurken buluyorum kendimi. Derdini yaprakla, toprakla, taşla toprakla paylaşmanın hafifliği kaplıyor bedenimi. Sonra varlık olarak ortak noktalarımızın çokluğu karşısında irkiliyorum. Sardunyanın ihtiyaçları ile benim ihtiyaçlarım arasında benzerlikler dehşet verici. Aynı akıbeti bekliyor oluşumuz da mahlûk olmamızın gereği. Bunları düşünürken varlık kategorizasyonunda aynı grupta yer almadığımızı da biliyorum. Böyle düşünmenin eski zaman romantiklerinden beklenen tavır olduğunu düşünenler olabilir ama şunu belirtmeliyim ki ben romantik değilim; lakin varlığa bakarken bu tarz düşünüşlerden kendini alamayan biriyim.

Belki de bu ve buna benzeyen düşünüşler yüzünden anı ıskalayan;  bu sebeple de zaman zaman sessizleşen ve zihninin bir yönüyle içteki bakışa odaklanan biriyim; dıştaki öyküyü atlıyorum. Bunun içinde bulunduğum hız ve göstermeye/anlatmaya odaklanan çağla örtüşmediğini de biliyorum.

Kendini anlatmak sevdasının ihtiyaç boyutundan çıkıp, neredeyse şova dönüşmesine duyduğum tepkiyi inkâr edemem.  Kendini anlatanların, hem de bunu süsleyerek veya iyi yanlarını insanların gözüne sokarak anlatanların, olumsuzluklarının ucunu bile göstermeyenlerin altın çağını yaşadığı bu garip zamanların da etkisini kabul etmeliyim. Şunu da çok iyi biliyorum; bir yandan da halen kendini anlatmak isteyen ham ruhumun verdiği etkiyle bu satırları yazıyorum. Kendini anlatma hastalığı ucundan kıyısından bütün karşı koymalarıma rağmen bana da bulaşıyor. Devrimin ve coğrafyamın çocuğuyum, kabul ediyorum.

Aslında kendini anlatma isteğinin bu çağla düşündüğüm kadar güçlü bağlantısı da yoktur. Bu, varlığını başka bir varlığa anlatarak anlamımızı çoğaltma isteğinin ezeli bir yansıması idi. Çağdan çağa görünüşleri, formları değişse; coğrafyalara göre yönleri değişse; zaman zaman niyetleri değişse; kişiden kişiye farklılık gösterse; herkes kendine yakıştırdığı tarzlarla varlığının başka gözler tarafından da anlamlı kılmak istiyordu. Mesele buydu. Yazmak dediğimiz eylemin de tam merkezinde yer alıyor belki de bu niyet.

2 thoughts on “Neden Kendini Anlatmak

  • Haziran 1, 2019 tarihinde, saat 13:57
    Permalink

    Kendini anlatmak, kendini anlama isteğinden kaynaklanmış olmalı. Kendini anlamak çok şeyi anlamaktır çünkü. Hikmetin başı “Kendini bil” sözü.

    Yanıtla
  • Haziran 1, 2019 tarihinde, saat 23:23
    Permalink

    Kendini bil, sözü ne güzeldir.

    Yanıtla

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir