M. Said Acar

Ramazan ve Cemreler

Okuma süresi: 3 dakika

Hayatın maziye doğru aheste aheste aktığını her gün ihtar eden, şimdilerde yerini çoktan dijitallerine bırakmış eski takvim yapraklarını hatırlıyorum. Bu takvim yapraklarında günün menüsünü belirlemekte zorlananlar için birkaç çeşit yemek fikri sunulur, yeni doğan çocuklar için isim önerilerine rastlanırdı. Hatta kimi vergilerin son ödeme tarihleri takvim yaprakları vesilesiyle hatırlanabiliyordu. Hicrî ve Rumî tarihler de takvim yaprağının ön yüzünde yer alırdı. Namaz vakitleri çoğunlukla İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirler için üstelik ezanî saatle birlikte yazılır, gündüzün yahut gecenin uzama süresi de bir köşeye iliştirilmiş bulunurdu. Takvimler o günün yılın kaçıncı günü olduğunu ve geride kalan günlerin sayısını da gösterir ve böylece ömür sermayesinin günbegün azaldığını da hissettirirdi. Kimi takvim yapraklarının ön yüzünde her gün ayrı bir vecize yahut atasözü; arka yüzde de bir menkıbe ya da tarihî bir hadiseyi bahis mevzuu edinmiş kısa yazılar okuma imkânı vardı.

Bunun yanı sıra, takvim yapraklarının ön yüzünde mevsim geçişleri ve hava olayları halk dilindeki adlarıyla da yer alırdı. Sözgelimi, “hamsîn” veya “kasım”ın kaçıncı günü olduğu belirtilir, mevsim geçişleri ve hava olayları kozkavuran fırtınası, kocakarı soğukları, filizkıran fırtınası gibi adlarla takvimlerden izlenebilirdi.

Bahar mevsiminin habercisi olarak görülen cemreler de takvimler vasıtasıyla hatırlanırdı. Toprakla bağlarını henüz koparmamış olanlardan, özellikle de ihtiyarlardan takvim yaprağına uzun uzun bakıp “Üçüncü cemre düştü, artık kış çıkar gider, kanatlarının altında kırlangıçlarla leylekler de gelir.” diyenler olurdu. Böyle söylerken “cemre”nin sözlüklerdeki anlamını pek bilmeseler de çetin kışların sona ereceğini, havaların ısınmaya başlayacağını kadim tecrübelere dayanarak dile getirmiş olurlardı.

Cemre sözcüğü muhtelif kaynaklara göre Arapça kökenli ve “yanmış kömür parçası, kor, kıvılcım, yükselen ateş, kor alev” gibi anlamlara geliyor. Şubat ayında ve mart başında yahut kimi inanışlara göre şubat ayının ilk üç haftasında havada, suda ve topraktaki ısı artışı halk arasında cemre düşmesiyle açıklanıyor. Benzer inanışlar birçok farklı kültürde de kendisine yer bulmuş. Kaynaklar, sözgelimi bazı Arap kabilelerinde de cemre düşmesiyle ilgili inanışlar ve ritüeller olduğundan da söz ediyor.

Cemreler baharın müjdecisi. Cemrelerle birlikte, kara kış gecelerinde kapıları, pencereleri tırmalayan, yazıda yabanda kalanların yüzlerini kamçılayan ayazların tesiri kırılır. Sarkıtlar küçülmeye, amansız tipilerin kuytulara koyaklara doldurduğu kürtünler erimeye başlar. Zemherinin buzdan pençelerinde donup kalan dallara su yürür, tomurcuklar patlamaya koyulur. Toprak kışkırtıcı rayihâlarla gerinmektedir. Kudret kalemi koskoca baharı bir çiçek gibi, efsunlu nakışlarla bezerken, ölülerden dirilerin nasıl çıktığını da görmesini bilenlere gösterir. Bahardır gelen, kar suları çağıl çağıl; ardından görünen yazdır, kırk ikindilerle yıkanan dallarda meyve yüklü sofralar kurulmak üzeredir.

Bu yıl Ramazanın başlangıcı ile son cemrenin düşüşü neredeyse tam tevafuk etti. Bu durum gelecek birkaç yıl daha tekrar edecek.Bahar mevsimi Ramazan’ı şanına yakışır biçimde karşılamış oldu. Ramazan ayı, yeryüzünü ölümü hatırlatan bir beyazlıkla bürüyen kış mevsimine doğru seyahatini ilkbahardan geçerek sürdürüyor. Daha latif ve pek şirin bir tevafuk da “cemre” ve “ramazan” sözcükleri arasındaki anlam yakınlığı. Kaynaklarda ramazan sözcüğünün günün çok sıcak olması, güneşin kum ve taşları çok ısıtması, kızgın yerde yalınayak yürümekle ayakların yanması” anlamlarındaki “ramad” masdarından türediği belirtiliyor. Cemre sözcüğü de kor, ısı, hararet anlamlarını taşıyor.

Ramazan, takvim yaprağı gibi hayat ağacının dalından bir bir düşen günleri bereketlendirmek için eşsiz bir müzayede şöleni. İkramlara, infaklara, rükûlara, secdelere ve bittabii oruçlara biçilen pahada sınır yok. Ramazan sabır tezgâhlarında âsâbı imlâya çekmenin, nefsi şirâzeye getirmenin vesilesi.

Ramazan ayı, hiç bitmeyecek sanılan kısacık hayatın daimî bir imsak şuuruyla sürdürülmesi gerektiğini ihtar ediyor ve ömür gergefini bu şuurla dokuyanların kavuşacakları ebedî bahtiyarlığın numunelerini iftar sofralarında gösteriyor.

Ramazan; kibir, haset, nisyan gibi beşerî ayazlarda kavrulmuş gönül bahçelerini uhrevî çiçeklerle donatan bahçıvan. Mâsivânın kara kışlarında katılaşmış kalplerin buzlarını eriten cemre. Kutlu olsun, uzak yakın herkese arınma vesilesi olsun!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Captcha *