Ekmek Kokusu

Mutfak damının altındaki boş alanın bir kısmı ardiye, bir kısmı ocak olarak kullanılır bu evde. Gerekli gereksiz ne kadar kullanılmayan eşya varsa bu boş alanın köşesine yığılmış sessizce kaderlerini beklemektedir. Onlardan arta kalan boşlukta da kırık kerpiçlerden yapılmış bir ocak ve üstünde daim duran isli bir sac vardır. Ocağın etrafı odunlarla ve küllerle kaplı, her yakılacağı ana kadar köşedeki eşyalarla birlikte kullanılmayı bekler. Onun da mutluluk anı yakıldığı andır elbette. İşe yaradığı, etrafının şenlendiği, köşedeki eşyalara muzırca gülümsediği o anlar ocağı, mutfak damının altındaki boş alanın tek sahibi yapar. Yapar da kendisinin kullanılma zamanı güneşin yüzünü göstermesine bağlıdır. Kışın pek uğrayan olmaz yanına. Yine de bekler sabırla. Eninde sonunda geleceklerdir ona. Bazen sofranın olmazsa olmazı ekmek için, bazen kısa bir mangal keyfi, bazen de arka bahçeden toplanan mısırları belki patlıcanları közlemek için. Sebep her ne olursa olsun etrafına toplanan kalabalık onu hep mutlu eder.

Yalnız bir zaman vardır ki onu en az evdekiler kadar heyecanlandırır, telaşlandırır. Kim bilir belki insanların halet-i ruhiyelerine o da katılır. Bir neşe bir sevinç dolar evin içine. Hazırlıklar hızlanır, gelecek olan misafir sabırsızlıkla beklenir. Ev şöyle köşe bucak temizlenir, kilerin eksikleri belirlenir. Dolaba koyup bekletilecek ve böylece sofraya hazır olarak koyulacak ne varsa günler öncesinden hazır edilir. Torbaya konan peynirlerin sayısı artar, kilerin girişindeki taşın üstüne birer birer dizilirler. Evde herkes bilir ki bu yapılanların bir zamanı vardır. Ondan, kimse ilişmez hazır olana. Peynirler sahurda yenince, ekmekler iftarda bölününce daha tatlı olacaktır. 

Ramazandır gelen… 

Evin hanımı bu güzel misafirin gelmesine bir kaç gün kala ocağı hazır etti, hamuru yoğurdu, kim var kim yoksa çağırdı. Ekmek yapılacaktı. Yapılırken yenilecek, sohbet edilecek, eski ramazanlar yâd edilecekti. Konu komşu kim varsa ekmeğin kokusunu alan, toplandı ocağın başına. 

Yere atılan eski ama eskimeyen çullar yuvarlak bir halka oluşturdu ocağın etrafında. Ortada boş kalan yere bezelenmiş hamurlar ve leğenler içinde unlar konuldu. Çulların üstündeki minderlerin her birinin başına bazısı düz bazısı yuvarlak yedi tane yaslı ağaç*, birer tane oklavayla birlikte iliştirildi. 

Ocağın yanına odunlar yığılmıştı, onların yanındaki büyükçe bir sofra bezi ekmekleri bekliyordu. Ocak, bağrından yükselen dumana ve içindeki kor ateşe inat en sevdiği ânı yaşıyor ve birazdan pişireceği ekmekler için sabırsızlanıyordu. 

Kadınlar şalvarlarını toplayıp oturmuş, başlarındaki beyaz tülbentleri omuzlarına sarkıtmışlardı. 

Her oturanın dudakları kıpırdadı, hepsi aynı temenniyle işe başladı; “bereketli olsun”. 

Eller ortadaki hamur bezelerine uzanıp geri çekiliyor, unlar şimdiden çulları beyaza boyuyordu. 

İlk ekmek pişirilince ortalığa nefis bir koku yayıldı. 

Yanmış un kokusu… 

Dışarıda oyun oynayan çocuklar bu kokuyu alır almaz içeriye seğirttiler. Adettendi, ilk pişen ekmekler paylaşılıp yenilirdi. Öyle yaptı kadınlar. Kimisi yağ sürdü sıcak ekmeğin üstüne, kimisi peynir koydu. 

Ev sahibesi önceden hazır ettiği kuru soğanları doğrayıp peynirle ekmeği dürüm edip yiyenlere dağıttı. Birer ikişer ekmekler midelere indi. Çocuklara bu ekmeklerle sıkma yapılıp onlar oyuna gönderildi. 

İlk ekmekler yendiğine göre işe bir an evvel koyulmalı, akşam olmadan bu faslı kapatmalıydı. 

Hızlandı kadınlar. 

Oklava sesleri, ateş sesi ve araya giren konuşma sesleriyle ortam şenlendi, ocak mütebessim bir çehre ile onları seyretti. 

*Üzerinde hamur açılan bir çeşit tahta

4 thoughts on “Ekmek Kokusu

  • Mayıs 4, 2019 tarihinde, saat 20:29
    Permalink

    Yaziyi okuyunca kucukken annemlerin yaptigi ekmeklerin ve ramazanin guzelligini hatirladim.Beni kucuklugume ailemle gecirdim tatli ramazanlara goturdugunuz icin tesekkurler..

    Yanıtla
  • Mayıs 5, 2019 tarihinde, saat 09:30
    Permalink

    Bir hafta önce gördüm bu manzarayı. Elbette eskiden olduğu kadar kalabalık ve neşeli değildik ama yine müthişti.
    Bu arada “yaslı ağaç” dediğiniz tahta sanırım “yaslağaç” veya “yaslaç” şeklinde kullanılıyor olmalı. Yasdıgaç, yasdıgeç vb.. değişik şekillerdde de kullanılıyor. Aslı birleşik kelime değil türemiş kelime olmalı. Hamuru yassıltmak, yani açmak için kullanılan tahta.
    Tanımı şöyle verilmiş; Üstünde hamur açılan, yemek yenilen tahta ( Derleme Sözlüğü c: 11 )

    Yanıtla
  • Mayıs 5, 2019 tarihinde, saat 21:45
    Permalink

    İnsanı alıp çocukluğuna, kenar mahallelerine götüren bir yazı. Ancak yazı ne olacağına karar verememiş gibi geldi bana, deneme olarak başlamışken yarıyoldan sonra öykü olmaya öykünmüş gibi…

    Yanıtla
  • Mayıs 6, 2019 tarihinde, saat 10:07
    Permalink

    Kırsal kesimde yetişen bütün çocukların zihni, böylesi kadim manzaralarla doludur. O sacın çevresinde toplananlar hâlâ varsa da, hatıramızdakiler bir bir eksildiler

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.