Bayramı Beklerken

Demir kapının hemen yanındaki küçük pencereden, birkaç ağaçlık bahçesine ve bahçenin ötesindeki sokağa baktı. Gün yeni doğduğundan ortalıkta kimsecikler görünmüyordu. Bir tek kuşların şen şakrak cıvıltıları ve köpeklerin sabah mahmurluğu duyuluyordu. Kadın başka sesler duymayı, başka fotoğraflar görmeyi diledi. Yine de gördüğüne şükretti.

Son kez beyaz yazmasını yaşmaklayıp şalvarının iç cebinden kapının anahtarını çıkardı. Yalnız yaşamaya alışalı beri anahtarı ya koynunda ya da şalvarının cebinde saklardı. “Korku değil, tedbir.” derdi, “Yoksa köy yerinde kim aça kapımı!”

Anahtarı titreyen ellerine ve buğulanan gözlerine inat tek seferde deliğine sokmayı başardı. Bu ilk başarısına rağmen döndürmekte zorlandı, tüm gücünü kullandı. Bir kere daha o akşam kapıyı kilitlemeyeceğine dair kendine söz verse de tutamayacağını biliyordu. Çocuklar kızardı.

Kapı açılınca hissettiği soğuk onu biraz üşüttü. Dönse üstüne atkısını alsa iyi olurdu da yürümeyi gözü kesmedi. Dışarıdaki güneşten medet umup terliklerini giymeye koyuldu. Bir eli duvarda, diğer eli az evvel kapının yanından indirdiği ve baston niyetine kullandığı ince odun parçasındaydı. Nihayet merdivenleri inmeye başlayınca dizlerinin ağrısıyla bir kere daha karşılaştı. Boşta kalan elini dizine dayanak yapıp teker teker usulca indi merdivenleri. Bu  kısa yolculuğu tamamlayınca derin bir soluk alıp tekrar sokağına ve hâlâ uyuyan evlere baktı.  

Elindeki değneği bırakıp merdivenin altındaki çalı süpürgesini aldı. Bu sefer boşta kalan sol elini sırtının hemen altına iliştirip yavaşça yerleri süpürmeye başladı. Bu vakitler pek süprüntü olmazdı. Yaz değildi ki düşen dutları temizlemek gereksin. Soğuk bir bahar günüydü işte. Olsa olsa toz toprak olurdu her yer. Kadın iki süpürüp bir  dinlenerek kapısının önünü temizlemeyi kendince bitirdi. Doğrulup soluklanınca karşısındaki dut ağacının altında çocuklar gülüşmeye başladı. Bir bayram günüydü hani. Üstlerinde yeni alınmış bayramlıklar değil, bayram için temizlenip sedirin altına serilmiş eski kıyafetleri vardı. Belki olsa olsa yeni birer çorap olurdu ayaklarında. Yine de mutlu, yine de şen görünüyorlardı.

En büyüğü on iki en küçüğü dört yaşında beş çocuk, dut ağacının altından annelerine bakıyorlardı. Oracıkta öylece  kalsınlar istedi de kadın, yanağını silmeye yeltenince ağacın altı boşaldı. Birazdan o küçük çocukların çocukları, belki torunları gelip doldururdu orayı. Çocuklar yalkı yere oturmasınlar diye boş çuvallardan yaptığı minderleri getirip koydu ağacın altına. O vakit hemen bir kedi gelip kuruldu minderin üstüne. Kadın aldırış etmedi, hatta sevindi.

Bir iki hareket etmekle ısındığını hissetti. Varıp merdivenin ikinci basamağına oturunca yorulduğunu anladı. Bu kadarcık hareket bile çok geliyordu artık. Aklı bir oraya bir buraya giderken yıllar önce ölen kocasına takıldı. Nasıl severdi… Alışamam sanmıştı da alışmıştı yokluğuna. Yine de her gün, her güzel gün, her kötü gün yanında olsun istiyordu. “Çıkıp gelse şu köşe başından” dedi kendi kendine. “İşte o gün bayram olurdu.” Derin bir iç çekti, dolan gözlerini yazmasının ucuyla sildi. Gelen giden yoktu öteden, kalanlar düşünsündü.

Bir bayram arefesine sığdırdığı bunca hüzünden sonra kalkıp çay koymaya niyetlendi. Çocuklar birazdan gelirlerdi. Küçük bahçesindeki erik ağacına bakınca muzır bir gülümseme oturdu suratına. Birkaç saat sonra o da mutlu olacaktı. Meyveleri yenince, çocuklar altında eğleşince güzeldi ağaç.

Yeniden baston niyetine aldığı değnekle merdivenleri çıkmaya başlarken, bir ses geldi sokağın başından. Dönüp bakmasıyla arabaları görmesi bir oldu. Az önceki hüzünler bir anda yok oldu. Hava ısındı, dut ağacı meyve verdi, kedi uyandı.

One thought on “Bayramı Beklerken

  • Kasım 12, 2020 tarihinde, saat 12:03
    Permalink

    Ayrılmalar buluşmaya hüzünler mutluluğa kederler neşeye bıraksınlar artık yerlerini ve bir bayram da bize nasip olsun kedersiz hüzünsüz bir bayram kavuşanların bayramı…!

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.