Ya Müslümanlar Terörist Değilse? Fruia

Son yıllarda başta Avrupa olmak üzere dünyanın pek çok bölgesi, sahip olduğu her şeyi geride bırakıp dilini, dinini, kültürünü bilmediği farklı diyarlara göç eden sığınmacı ve göçmenlerle gündeme geliyor.

Mülteci olmanın verdiği sıkıntılar bir yana özellikle Avrupa’da hep var olan ve son yıllarda yükselişe geçen aşırı sağcı, ırkçı çevrelerin göçmen politikalarına karşı geliştirdikleri söylem, gün geçtikçe yeni bir başlangıç yapmak için vatanlarını terk eden bu insanları endişeye sevk ediyor.

Fruia; işte bu aşırı sağcı çevrelerin özelde Müslümanlara karşı duyduğu düşmanlığı, genelde ise Avrupa’nın göçmen politikalarına karşı kendi düşünce yapılarını anlatmaya odaklanmış Norveç-Alman ortak yapımı bir dizi.

Yönetmenliğini S.H.I.L.D ve Walking Dead: World Beyond gibi yapımlardan tanıdığımız Magnus Martens ile Lars Kraume’nin yaptığı dizi, ortalama ellişer dakikalık sekiz bölümden oluşuyor.

Dizinin başrollerinde ise Exit ile tanınan I.Marie Wilmann, yine Exit, Last King ve Beforigners ile akıllarda kalan Pal Sverre Hogan, Çöküş, Deney ve Criminal Germany gibi önemli projelerde yer almış Christian Berkel gibi Norveç ve Alman oyuncular yer alıyor.

“Dünya hiçbir zaman bu son yıllarda olduğu kadar gelişmemişti.” mottosuyla seyirci karşısına çıkan Furia, Avrupalılık kimliği, göçmen sorunlarının kısır siyasete alet edilmesi, devletin içinde her zaman kendine yer bulmuş gizli ırkçı yapılar ve özellikle “terörist Müslüman” algısına karşı getirdiği farklı bakış açısıyla kendini izlettiren ve bu özellikleriyle ses getiren bir dizi.

Konusuna gelince Rus mafyasına karşı yapılan bir operasyonda karısını kaybeden deneyimli polis Asgeir (Pal Sverre Hogan) doğrudan hedef haline gelince küçük kızıyla birlikte hem korunmak hem de gözlerden bir süre uzak kalıp izini kaybettirmek amacıyla Vestvik adında doğa harikası küçük bir kasabaya yerleşir.

Asgeir, kasabaya geldiği ilk gün mülteci kampında yaşanan bir kundaklama olayını soruşturmaya başlar. Basit bir ırkçılık eylemi gibi görünen bu suç, araştırdıkça iç içe geçmiş karmaşık yapısıyla çözülmesi zor bir bilmeceye dönüşür.

Ragna (I. Marie Wilmann) ise bu küçük ve gözlerden sakin kasabada tüm Avrupa’yı etkileyecek bir terör saldırısının izlerini arayan ve aşırı sağcı bir hücreye sızmış bir ajandır. Saldırının beyni “Cato”ya ulaşıp tehlikeyi ortadan kaldırmakla görevlendirilmiştir. Bir yandan örgüt hakkında bilgi toplarken diğer yandan örgütün blog sayfalarında “Fruia” takma adıyla yazdığı ateşli ırkçı yazılarla da hem örgütün güvenini kazanmış hem de önemli bilgiler edinmeye başlamıştır.

Asgeir’in yaptığı soruşturmalar Ragna’nın kimliğinin açığa çıkma tehlikesini beraberinde getirince yaklaşmakta olan saldırıyı ortadan kaldırmak için her ikisi de dışarıdan ve içeriden birlikte çalışmaya başlarlar.

İkilinin buldukları ip uçları örgütün çok büyük bir bombalı eylem yapıp bunu da Müslümanların üzerine yıkacağı yönündedir. Böylece Avrupa’da bir kaos çıkartarak olumlu mülteci politikalarına bir son verecek ve bu politikaları destekleyen özellikle Alman hükümetini devireceklerdir. Bu yolda pasif davrandığına inandıkları kendi parti liderlerini bile bir komployla öldürmekten çekinmeyeceklerdir.

İkili elde ettikleri bilgileri üstleriyle paylaştıkça bunları çılgınca ve akıl dışı bulan yöneticiler, politik çıkarları ve yaklaşan seçimler yüzünden gerekli adımları atmakta yavaş davranırlar. Bunda devlet ve polis içinde yuvalanan aşırı sağcı gizli görevlilerin elde edilen istihbaratı gruba sızdırmalarının da elbette payı vardır. Eylem günü yaklaştığında tüm deliller İŞİD’i gösterirken Asgeir ve Ragna gerçek faillerin peşinde kelle koltukta bir faciayı engellemeye çalışmaktadır.

Dizi bir terör saldırısına odaklanırken yer yer Asgeir ve Ragna’nın yaşadığı travmalara da flashbacklerle dönüşler yaparak her ikisinin de insani yönlerini anlatmaya gayret gösteriyor. Böylece bir süper polis ve ajan tiplemesinden çok insani zaafları olan, kaybettiği sevdiklerinin yasını tutan ve hayata devam etmek için kendilerine bir sebep bulan kahramanlarla karşılaşıyoruz.

Bunun yanında dizideki ırkçı karakterler tarafından, bugüne kadar Avrupa’da yapılmış en büyük terör saldırılarından biri olan 77 kişinin öldüğü Norveç-Utoya saldırısı “aptalca ve cahilce” bulunurken daha sofistike ve hem kısa hem de uzun vadede pek çok kazanım sağlayacak bir saldırı planı dizide oldukça gerçekçi anlatılıyor.

Dizideki aşırı sağcıların üstün teknoloji alt yapısı, bloglar vasıtasıyla kitleyi örgütleme, finansman için kripto para kullanma ve haberleşme için şifreli telefon yazılımları gibi modern araçların yanında savundukları felsefeyi sağlam bir düşünce zeminine oturtmaya çalışmaları da “yeni nesil aşırı sağcılar” hakkında farklı bir konsept olarak karşımıza çıkıyor.

“Almanya çökerse Avrupa çöker.” yaklaşımıyla ses getirecek terör saldırısının Berlin’de planlanmasının da jeopolitik olarak Almanya’nın Avrupa’daki konumunu belirleme açısından önemli bir yaklaşım olduğu söylenebilir.

Norveç’te başlayıp Almanya’da biten hikayesi, alışılmışın dışında sergilediği terörizm ve İslam yaklaşımı, aşırı sağ hareketlere getirdiği farklı bakış açısı, ilmek ilmek örülen senaryosu ve bazen vasata düşse de çoğunlukla vasat üstü oyunculuklarıyla kendini seyrettiren bir dizi Fruia.

Alışılmış İskandinav dizilerinin hızlı ve sert anlatımının tersine sakin ve duru anlatımı, her bölümde artan heyecan ve temposu, ilk bölümlerde sunduğu panoramik doğa harikalarından oluşan sahneleri, etkili ve kulakta kalan müzikleri ile izlenmeye değer güzel bir dizi.

Fragman: https://www.youtube.com/watch?v=CAbVeW2_FUU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.