Dünyanın Düzeni

Okuma süresi: 3 dakika

Önünde yanan mangal kömürüne dalgın dalgın, kim bilir neler düşünerek, uzunca bir süre baktı Asım Bey. Elindeki, ateşi harlama görevi gören karton parçasını bir o tarafa bir bu tarafa sallıyordu o sıra. Karton parçasının kendine hayrı dokunmayan minik rüzgârı, ateşi bir parça canlandırıyor, sonra tekrar eski telaşsız haline döndürüyordu. Sağ kolu yorulunca kartonu sol eline aldı Asım Bey. Oldum olası sağ elini kullanmaya alışkın olunca, sol eliyle kartonu sallamayı pek beceremedi. 

-Asım hazır mı mangal?

Arkadan seslenen Ömer Bey, elinde ızgaraya dizilmiş çiğ tavuklarla Asım Bey’den gelecek mangal haberini bekliyordu. 

– Az kaldı birazdan alırım ızgarayı.

– Salata hazır sayılır tertip, acıktık yahu.

Salatayı hazır eden Nedim Beydi. İşler hep böyleydi burada. Asım bey mangalı yakar, Ömer Bey tavukları dizer, Nedim Bey salatayı yapardı. 

Asım Bey oturduğu çimenin üstünden usulca kalkıp ızgarayı almaya gitti. 

– Deseydin getirirdim yahu niye kalktın, diye kendince sitem etti Ömer Bey. 

– Otur sen yorulma dedi Asım Bey gülümseyerek. 

Ömer Bey onun yaş almış yüzüne ve gülerken bile hüzünlü bakan gözlerine baktı. “Neler düşünürdü acaba? Çocuklarını mı?”

Kendi çocukları geldi aklına Ömer Beyin, “çok şükür varlıklarına.” 

“Yerlerinde sağ olsunlar” derdi ya anası, ne de doğru dermiş, yerlerinde sağ olsunlar hepsi. 

Ah anası olaydı da dizlerine koyup başını, ellerini dualarını sırtında hissetseydi. Herkese “ata”lık yaparken şimdi, ona da atalık yapacak birileri olsaydı. Takdir-i İlahi… Bir zamanlar o da çok sevdiği anasının evladı, bakmaya doyamadığıydı. Evlatlığı geride kaldı, babalığı, amcalığı hatta dedeliği şimdi ona yarenlik eden. 

“Olsun dünyanın düzeni bu.” 

Asım Bey elindeki ızgarayı mangalın üstüne koyunca çıkan ses, aç olan karınları daha da acıktırdı. Nefis bir et kokusu sardı etrafı. 

Çocuklarıyla gittiği piknikler geldi aklına Asım Beyin, onlara yaktığı mangallar… Derdin tasanın omuzlarına böyle ağır gelmediği, gençliğin verdiği enerjiyle her şeyin üstesinden gelebileceğini düşündüğü yıllar…

Esasen hep zorluklarla, çalışmayla, çabalamakla geçmişti hayatı da, yaşla birlikte sıkıntılar da katlanırlıkları da değişiyordu işte. 

Baksana kaç yıl oldu kızını görmeyeli. Gurbetlik şimdilerde daha zor. Hem hasretlik hem kafa ağrısı ona kalan. Büyüt, besle, gözünden sakın, sonra bir anda her şey ters yüz oluversin. Ne yapsın? İmtihan deyip geçecek, kendince içini rahatlatacak. Yine de bir sarılmaya, bir “alo” ya bunca hasret çok değil mi? 

“Ne yapalım dünyanın düzeni bu.” 

Nedim Bey elindeki bıçağı özenle yıkadı, kuruladı ve yeleğinin cebine koydu. Baba yadigârı eskimeyen bir “çakı” bu. Ne zaman bıçak lazım olsa Nedim Bey usulca cebinden çıkarır, göreceği işi görür ve oraya buraya koymadan temizleyip cebine atar. Öyle yaptı yine. Salatayı bitirince mangal tarafına baktı, tavukları kontrol etti. Sonra çadırın önündeki kilimin üstüne yamalı sofra bezini serip salatayı ve çatal kaşığı koydu. Gözü çadırın köşesindeki küçük oyuncağa takılınca aklı torununa gitti. Hasta bir kaç gündür. 

“Hastane ile ev arasında gidip gelmekten bitap düştü yavrucak. Şimdi burada olsaydı özgürce hoplayıp zıplar, dedelerine şaklabanlık yapardı. Bir dahakine getiririm artık.” 

Hastalık da insan için ne de olsa. Sağlıklı olmak da var hastalıkla mücadele etmek de. 

“Dünyanın düzeni bu.” 

Asım Bey ızgarayı son kez çevire dursun, bir anda ortalık kapanıp gök gürlemeye başladı. Zaten açık değildi hava da, yağmur yağmasını da beklemiyorlardı. Bir iki gürlemeyle birlikte yağmur atıştırmaya başlayınca Asım Bey mangalı aldığı gibi çadırın kapısının önüne koydu. Ömer Bey oturduğu yerden kalkıp çadıra doğru seğirtti, Nedim Bey az evvel serdiği sofrayı toplayıp çadırın içine açıverdi. Her şey öyle ani oldu ki üç adam şaşkınlıkla çadırın içinden dışarıyı seyretti. 

Ömer Beyin anasının, Asım Beyin kızının, Nedim Beyin torununun üstüne de yağdı yağmur. 

Düşündükleri çadırın dışında, yağmurun altında kaldı, kendileri eski kıl çadırının içinde. 

Asım Bey mangalına devam etti, Nedim Bey sofrayı tekrar dizdi, Ömer Bey gelirken aldıkları karpuzu dilimlemeye koyuldu. Açık havada nefes almaya gelmişlerdi ya hani, yağmur onları çadıra misafir etti. Ne yapsınlardı? 

“Dünyanın düzeni böyleydi.” 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir