Tramvaylara Ve Sosyolog Abla’ya Dair

Okuma süresi: 4 dakika

Geliyorum gidiyorum A/6 diyor adamlar. Çıkıp oturuyorum o tuhaf sıralara, tramvaylar geçiyor, çın çın sesler, sesler!..

Fuzuli Amfisi’ymiş. Az ötede Yahya Kemal, Tanpınar olanları da var. Ben böyle miydim, diyorum. Eğer ki gençliğimde bu adamların ayak bastığı yerlerde gezecek olsam heyecanımdan ölürdüm. Evet, hiç mübalağasız ölürdüm.

Oysa şimdi bir hiç! Evet, sadece bir hiç! Kötü bir hal! Hiçbir şey hissetmiyorum, hiçbir yaşanmışlık… Bir amfideyim, sınava gireceğim, Açıköğretim’den bir bölüm bitirip bir meslek bulabilirsem geçinip gideceğim. Ee, bunca zamandır o ölüp ölüp dirildiğim mesleğim? –Bitti. Bu kadar: Bitti!

Burası nasıl bir amfiyse artık, kılıksız bir yer. Muvazenesiz bir düzen, eğreti yazı kolçakları, neyse işte! Pencereler pasaj penceresi gibi yukarda. Aman bir de şirvan yapmışlar ki Sulhi’nin Cambazhane merdivenleri sanır gören. Oraya çıkılacak da pencere kapatılacak, perde örtülecek! Ölme eşeğim… Yetmezmiş gibi bir kedi gelmiş orada geziniyor, iyi mi? Gözetmenlerden biri iyice havaya girmiş, suratsız, hım hım, kabak kafalı bir adam. Şöyle yamacına yaklaşıp da kedi yukarıdan bir atlasa kafasına, diyorum. Hem de bu mart zamanı oralarda kedinin ne işi var? Bir kaçı daha gelirse imtihan ortasında cıngara bak.

Öyle sıkıcı bir yer bu amfi. Ne Tanpınar’ı ne Yahya Kemal’i?.. Ben tükenmişim, diyorum. Sosyolog Abla geliyor aklıma. Birkaç gün evvel bu sıralarda girdiği imtihanları, o masaların vahimliğini anlatıyordu. Bak şimdi benim başıma geldi.

Allah bilir, imtihanlara da geç kalmıştır Sosyolog Abla. Geç kalmak onun kaderi. Gecikmişliğin telaşı içinde sınavlara gelişini canlandırdım zihnimde. Atkısı var, buğulanmış gözlükleri var. Vah ne yaparsın der gibi bir gülüşü var… Kopya çekiyor mudur? Yok yapmaz. Kapanınca dünyayı görmez. Büzülür iyice büzülür. Tramvaylar geçer, vakit geçer o yine büzülür.

Bir üniversite öğrencisiyken, yani şimdiki gibi hikâyeden değil harbiden bir üniversite öğrencisiyken en arkada otururdum; orta arkada. Sol arka Muhsin’in; Ahmet Kaya irisi bir adamdı. Sağ arka Hicabi’nin. “Bu gelen çocuklara ana babaları gittiğiniz yerlerde ite puşta takılmayın, diyor ya!.. İşte o it puşt dedikleri adamlardan biri benim, dikkat edin!” diye tanıtırdı kendini Hicabi. Keyfi gelince ders ortasında türkü söyleyeceği tutardı, hoca duymaz mıydı, duymazlıktan mı gelirdi bilmem. Şaman duası gibi anlaşılmaz, garip türkülerdi.

Özlem, radyoda gece muhabbeti yapardı, Sosyolog Abla gibi o da hep geç gelirdi. Barış da geç gelirdi. Barış’ın niye geç geldiğini bilmezdik. Edebiyat fakültesinde okumanın bir havası vardı o yıllarda. Barış o havadaydı, briyantinli saçlarıyla sınıftan çok kantinde beklerdi. Sınıfa teşrif ederse “Şuraya otur,” derdim. “Bak bu kıyıda güneş var. Saçın kurusun!”

Nereden aklıma geldi ki bütün bunlar? Sınav vakti yersiz yurtsuz hatırlamalar işte! Cevap kâğıtlarını doldurduk, dikkatlice. TC numarası, sınıf, salon, ayakkabı numarası… A evet, bu en sonuncusu yok. Kitaplar gelecek, daha vakit var. O eski üniversite yıllarım böyle sıkıcı değildi. Sıfatların tarihi gelişimini hiç sevmediğimi saklamayacağım ama o derslerde bile pencereden zeytinliklere, o zeytinlerden uzayan Ege ovalarına bakmanın bir keyfi vardı. “Ne iyi ettim de bu şehre geldim” derdim. “Aha şu yol Marmaris’e gider, şu yol Kuşadası’na. Dersten kaçsam her biri yarım saat…” Şimdi bu sınıf baştan aşağı duvar. Duvardan mı sıkıldım, yitirdiğim yıllardan mı anlamadım. Zangır zangır her yeri titreten bit tramvay daha geçiyor. Sınav başlamış! Gözlüğümü çıkarayım, göremiyorum rahat. Ne fena! O eski üniversite günlerimde ovaların bütün incirlikleri, zeytinliklerini görürdüm oysa!.. O da bitmiş; o gençlik, o dostlar, o heyecan… Tramvay ruhumu ezip geçiyor, zangır zangır!..

Sosyolog Abla imtihanlarda acep duyar mı tramvayın sesini? Sosyolog Abla dedim ona, acep bu kapanışı için mi? Her şeyi arkasında bırakan susuşu için mi? Oysa Sosyoloji değil edebiyat okumuş kız, onu bile doğru bilmezken ben.

Benim bir ablam olmadı. Bir kız kardeşim vardı, onun da ömrü vefa etmedi. Ömrünün baharında uçup gitti. Biraz da bu yüzden hep eksik kaldı kız kardeş tarafım, hep acı. Abla nedense anneden de yakın gibi. Ruhumun o yanı çıplak benim, savunmasız ve açık. Bazen birkaç kişiye “Abla!” diye seslenmek istediysem de olmadı. Sosyolog Abla’da öyle yakın bir hal buldum, seslenirken mutlu oldum, o da nedense terslemedi. Abla olmanın, ufak kardeş olmanın yaşla bir ilintisi yok; gerçekten yok. Tramvaylar onun sınavlarını bozmasın isterdim. Lafta bir abla değil çünkü o. Yakın, çok yakın biri. Hani bir cürüm işlediğinde kısıp kuyruğunu gidecek biri. “Allah belanı versin, gene ne işlere bulaştın!” diye bağıracak bir samimiyet onunkisi. En sonunda sahip çıkacak bir öfke. Kendisinden beş on lira koparmanın, kahvede okeyde iç etmenin tadı olan bir abla o.

Daima geç gelişlerine susuyorsam ondan. Eminim eski dostlarım hayret ederdi geç kalmalara susuşuma. Her işin haytalığı olur ama verilen sözün değil. Sosyolog Abla bana ne zaman söz verdiyse hep geç kaldı. Ses edemiyorum, kızamıyorum bir türlü. İçimden gelmiyor. Sınav sorularını da hiç başını kaldırmadan mı çözüyordur, atkısına iyice bürünerek mi, gözlüklerinin buğusu hemen açılır mı?

Bir gün otururken: “Konuşmayı çok istiyorum ama konuşamıyorum Sosyolog Abla!” dedim. “Büyük bir acı var içimde.”

“Konuşma boş ver!” dedi.

“Kime konuşayım?” dedim.

“Hiç kimseye konuşma!” dedi.

“İyi” dedim.

Üniversitede en arkada ellerimi iki yana açıp otururdum. Ovanın iğde çiçeği kokuları pencereden sınıfa dolardı. Ön sıralara bakardım. Sevindiğim şeyler vardı o vakitler, mutlu olduğum şeyler. Edebiyat öğretmeni olacaktım, Bahçesinde limon ağacı olan bir ev tutacaktım… Uzatsam başımı pencereden gördüğüm evlerinden birinin o ev olacağını sanırdım. Edebiyat öğrencisiydim. Saçlarım uzundu. Elimle tarardım. Göreve başlayınca açık kiremit renkli bir takım elbise alacaktım, neden acaba? Tanpınar’ı ezberlemiştim. Arabistanlı kadını öğretecektim ilk derste. En çok da o suların adlarını bilen öğrencilerimi sevecektim. Ağaçların adlarını bilenleri sonra…

Tramvay geçiyor, derinden titreme. Tanpınar burada derse girmiş. Arabistanlı kadını buralarda hatırlamış, buralarda anlatmış, buralarda yazmış. Tramvay geçiyor yeniden. Şimdi ne o limonlu bahçeler ne o edebiyat öğretmenliği düşleri ne de kiremit kırmızı takım elbiseler…

Çözemediği sorulara Sosyolog Abla acep canını sıkar mıydı? Şimdi buralardan çıksam da bir yerlerde denk gelsem, çay söyler mi? “Kaldı o zeytinlikler, limon ağaçları, o evler… Arabistanlı kadının hikâyeleri…” desem? “Laleli’den dünyaya tramvaylar hâlâ gidiyor Sosyolog Abla ama ben o tramvaydan indim mi, indirdiler mi, anlamadım” desem?

Son sınava gene geç gitmiş Sosyolog Abla. Öyle dedi son gördüğümde. “Senin listede adın yok!” demişler de Bölüm Başkanı’na çıkmış. “Kızım sen imtihanlarını vermişsin. Yani, Edebiyat Fakültesi’ni bitirdin, mezun oldun, hayırlı olsun! demiş bölümün başkanı. Heyecanlanır sevinir belki, diye de eğilip yüzüne bakmış.

Her zamanki yavaşlığıyla cebinden bir mendil bulup gözlüklerinin buğusunu silmiş Sosyolog Abla. “Bu gözlükler hep buğulanır. İyi, ben gideyim o zaman!” demiş ve çıkmış büyük kapıdan. Bakmış tramvaylar geçiyor. Başını eğip yürümüş yolun birinden. “Belki yapacak bir şey aklıma gelir yürürken!” demiş.

Tramvay geçiyor; bu seferki Laleli’den dünyaya değil de dünyadan Laleli’ye… Girdiğim sınavın adını bile bilmiyorum. Birden kalkıp sınıftan çıktım, büyük kapıdan da. Tramvaylara baktım. Yürüyeyim, dedim sonra. “Belki yapacak bir şey aklıma gelir,” dedim. “Belki Sosyolog Abla’ya denk gelirim.” Bu son hatırlayışla beraber sanki bir yerlerden iğde çiçeği kokuları geldi; Ege ovaları kadar kayıp, silik ve uzak…

2 thoughts on “Tramvaylara Ve Sosyolog Abla’ya Dair

  • Nisan 23, 2020 tarihinde, saat 21:32
    Permalink

    Açıköğretimden ikinci üniversite ne kadar yaygınlaştı son zamanlarda. Herkesin bir beklentisi var, kimi iş olsun diye, kimi vakit geçirmek, kafa dağıtmak için… Güzel bir öyküydü.

    Yanıtla
  • Nisan 25, 2020 tarihinde, saat 10:08
    Permalink

    Hoş bir hikâye. Elinize sağlık.

    Yanıtla

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir