Ve Bu Sessizlik Ne Zaman Bitecek?

25.03.2020

Kendimi kendi sesimle iyileştirmeye çalışıyorum günlük. O kadar iyi biliyorum ki oysa bu sesin bana iyi gelmeyeceğini. İyi de elden ne gelir ki başka? Herkesin sesi uzaklara çekilmişken… kimse başımı okşayıp “iyi olacaksın” demiyorken… hoş, böylesi annemi daha çok sevindirir. O başkalarına ihtiyaç duymamam gerektiğini söyler hep. Kendi başıma iyi olmam gerektiğini. Her zaman iyi olmak zorunda olmadığımı. Böyle anlarda kabuğuma çekilip kendime vakit ayırmam gerektiğini… Annem yanlış şeyler söylemez sevgili günlük. Bazen ihtiyacım olan yanlıştır ama. Bazen ihtiyacım olan başka bir sestir.

“İçimdeki ses uzaklara çekilmişti.”

Peki ya şimdi günlük? Çıt bile yok ortalıkta. İçimdeki ses bile kaybolduğunda… hatırlar mısın, bir uçurumun tepesinde, bir gün, hayattaki amacımı sormuştu biri. Dalgalar kayaları dövüyordu da sanki ben bir düş görüyordum. Hani ordan daha yüksek bir yer yoktu sanki. Yanımda kim olduğu önemli değildi ama doğrusu mutluydum da. Hani uçurumdan atlasam dünya önümde eğilecekti sanki de ben mütevaziydim. Hani dünya üzerinde göğün farkında olan yalnız iki kişi vardık. Benim gibi acısı olan bir o vardı. Hani öyle sanırdım ya sevgili günlük. “Duymak için yaşıyorum” demiştim ayaklarıma bakarak. Bilirsin sevgili günlük, üzgünken hiçbir yüze bakamam. Kendi yüzüm hariç. Kendime hep biraz daha cömertim galiba.

Neyse işte sevgili günlük. Duymak için yaşayan biri nasıl durur ıssızlıkta? Yine nasıl durur mahşer gibi bir kalabalıkta?

Sevgi nasıl konuşur bizimle sevgili günlük?

Bütün bunları düşünüp duruyorum. Tavana bakarak değil, mercimek çorbasını kaşıklarken mesela. Haberde geçen altyazıyı okurken ya da. Sorular soruyorum kendime, soru soracak yaşa daha konuşmayı öğrendiği an gelir de insan, cevaplara niye ömrü yetmez, diyorum.  Cevap içinde değil mi bu sorunun, sevgili günlük? Bu da bir soruyken üstelik…

Uyku düzenimi bozmak için uğraştığımı fark ettim. Gecenin ikisinde kendimi kahve yaparken bulduğumda anladım bunu. Sonra sabahları annemin abimle yaptığı telefon konuşmalarını duyduğum halde yataktan çıkmayışımdan. Yarım bir ailenin aile gibi hissettirmemesi benim suçum mu günlük? Bazen evi özlüyorum derken buluyorum kendimi evin mutfağında. Bu kimi özlüyorum demek sevgili günlük?

ve bu sessizlik ne zaman bitecek?

04.04.2020

Herkes kadarım. Yeryüzünde kapladığım yer, ortalama birinin kapladığı yerle aynıdır. İşte bazen mini minnacık bir yerini kapladığım bu yeryüzünün altında ezildiğimi hissediyorum. Benim kadar olan herkes, toprağımın üstünde tepiniyor sanki ve ben o toprağın altında yaşamaya devam ediyorum. Sorunlarla nasıl baş edeceğini bilmeyen biriyim. Yoluma çıkan taşları nasıl kaldıracağımı bilmiyorum. Yardım istediğim insanlar, o taşlardan birine dönüşüyor gün geçtikçe. Sonra yolum taşlara karışıyor, Ormandan yürümeye başlıyorum.

Şimdi kocaman bir ormandayım.

Burada her şeye yabancıyım. Burada her şeye farklı. Herkes kadar değilim. En ufak ben varım burada. Toprağın üstündeyim ama ezilen yine benim.

Tüm sevecenliğimi geride bıraktım. Merhamet duygum azaldıkça azaldı. Karşımdaki insana tahammül ettiğimi gördüğümde bir şeylerin yanlış gittiğini anladım. Çoğu zaman karşımdaki, yalnızca bendim.

Neredeyse hiç aynı tarafta olmadım kendimle, birbirimize hep karşıydık ve birbirimize hep yenildik.

Ağaçların arasında da bir yol bulamadık. Sonra sadece yürüdük.

Bir yere varmasak da olur elbette fakat yürüyüşümüz güzel olsun.

Bize acı veren şeyleri her şeyden çok sahiplendik. Mutluluğu yükmüş gibi taşırken her an bırakmaya hazırdık. Acıysa gözümüzü açtığımız dünyada, gözümüzü kapadığımız dünyada, uykularımızdaydı. Ondan hiç kurtulamadık. Gariptir ki, kurtulmayı da istemedik. Akşam Güneşi’ndede diyordu ya.. Biz bu acıyı çok sevdik, giderse hepten yalnızlığa bürünecektik.

Sonra tahammülsüzleştik.

Bir kişi kaldık.

Bir kişi kaldım.

İyileşmem gerektiğini fark etmem için önce hasta olduğumu anlamalıydım. Bir zamana kadar bana hep çevremdekiler hasta göründü fakat bir gün çok kırılınca birine ve onun benim kadar kırılmadığını görünce çok üzüldüm sonra ondan da benim kadar üzülmesini istedim ve bunu istediğim için daha da çok üzüldüm. Sanırım o zaman anladım

İyileşmem gerekiyordu.

yeniden herkes kadar olmam gerekiyordu. Böyle yaşanmazdı.

Yani böyle her şeye üzülerek…

Herkes kadar olmalıydım. Bu sefer toprağın üstündeki herkes kadar.

Bir şeyleri, bir şeylere iliştirmeyi bırakmalıydım. Bir sorunu başka bir sorunla birleştirmemeli, geçmişte kalan bir şeyi ne içimde ne de sırtımda taşımalıydım. Bir ev yapmalıydım geçmişime.

Özlediğimde gitmeliydim yalnız. Karanlık bir odası da olmalıydı. Kritik anlarda oraya bakıp hatalarımdan ders almalıydım. Ama hepsi bu kadar.

Bugünüme taşımayı bırakmalıydım acıları. Bugünüme gölge düşüren ağaçlardan olma bir orman olmamalıydı yürüdüğüm. İlla ormanda yürüyeceksem kalbini kırmaya korktuklarımın ellerinden tutarak yürümeliydim. Ağaçların isimlerini sayarak. servi, ladin, çitlembik…

Herkes kadar olmayı öğrenmeliydim en nihayetinde.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.