Gecenin Suya En Yakın Olduğu An

“Her şey kandı, tek balık kanmadı sudan.”

Mevlana

Geceyi gündüz etmeye yetmiyor gücüm. Bazen şarkılarca yağan karı izliyorum, kardaki ayak izlerini sayıyorum. Aylar geçiyor, yıllar geçiyor da gece gündüze evrilmiyor. Sahici geliyor hayat, hayat kocaman bir yara oluyor.

Köprüde birini görüyorum ya da gecenin biri. O biri atlamaya hazırlanırken henüz, onu tutmak değil de arkasından itmek istiyorum. Dalgalara ağızlarını açmış canavarlar gibi bakıyoruz ikimiz de. Gemiler sarhoş gibi geçerken bağırmak istiyorum arkasından köprüden atlayanların. “Sahici değilmiş hayat!”

Ölüm bazen kıskacına alsın istiyor insan. Ana, baba siliniyor; kimsesizlerden doğuyor insan. Kimsesizler yaşamaktan anlamıyor. Ben bazen yaşamaktan anlayayım istiyorum. Bir tas çorba, bir içimlik su… Mezar taşlarındaki isimlerin hepsini ısırır oluyor gözüm. Mezar taşlarına, yasak meyveye bakar gibi bakıyorum. Fatiha okumaya yetmiyor nefesim. Ben bazen nefesim yetsin istiyorum.

Sular saçlarını kessin, Adem’in yükseklerden düştüğü gibi düşeyim istiyorum yükseklerden.

Balıklar sahip çıksın istiyorum bileklerime. Kana kana sahip çıksınlar istiyorum. Hapishane köşelerini, tek kişilik hücreleri, sorgu odalarını, mahkeme salonlarını evin salonundan daha sıcak kılanları bu dünyada bırakıp, ben sulara gideyim istiyorum.

Geceyi gündüz etmeye yetmiyor gücüm, suların saçlarını kesmiyor makasım. Yüreğim ağzıma geliyor da bıçak açmıyor ağzımı ayrılığı duyunca. Şu sıcak yatağımda üşümeyeyim diye derdimi sulara anlatıyorum. Sonra Ademler yağıyor gökten. Gökten yavrusunu kaybetmiş Havvalar… Kabil’in yardığı başlara karışıyor balıklar. Kabil’in o başı yardığı taş benim elimde kalıyor. Elimde kalan taş, hep sevdiklerimin ayağına takılıyor.

Geceyi gündüz etmeye yetmiyor gücüm. Zaten benim gücüm hiçbir şeye yetmez. Bu hayata iğneyle tutturulmuşların gücü, hiçbir şeye yetmez.

İçimin karasını çözsünler şimdi. Habil, son sözünü söylesin. Havva okşadığı başta boğulmasın, mayamıza karışan taşlar kimsenin canını yakmasın.

Köprüden atlayanlar, sulara sığınsın. Gün birilerinin hürmetine doğsun da, kardaki ayak izleri yolunu bulsun. Okşadığı başta boğulanlar köprülere doluşsun.

Yatakta usulca doğruldum. Gün ağarmamıştı henüz fakat sokak lambalarını söndürmüşlerdi. Bu demekti ki yakındı gün. Yarı karanlık odada gezdirdim gözlerimi. Yanı başımda bir bardak su.

Uzandım, okşadım suyu. Önce saçlarından öptüm, sonra ellerinden. Yüzümü yıkadım o suyla, ellerimi kavuşturdum birbirine. Hiç olmazsa onlar kavuştu dedim içimden. Sonra kalktım, çay suyu koydum. Çayın suyuna uzunca baktım. Yüzen balıkları gördüm, devasa dalgaları. Salona gittim, gün ağarıyordu. Çiçeklere uzandım, yanı başlarındaki suyla doyurdum onları. Çiçeklerin toprağına karışan suda, taşlar da vardı. Çiçeklerin toprağına diktim o taşları. Ellerimi diker gibi toprağa. Eğildim, öptüm yeşeren gülleri. Mezarıma gül diksinler diye geçirdim içimden. Başucuma bir testi su… Mezar taşıma yazsınlar dedim “kanmadı suya”.

“Kanan ben oldum.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.