Mark Forster’i dinlerken Erzurumlu İbrahim Hakkı’yı duymak
Almanya için alışılmadık sıcak bir gün. Kurstayım.Daha serin olacağını düşünerek binanın arka odalarından birine geçiyoruz. Pencereler doğrudan bahçeye açılıyor. Ulu ağaçlar oradan rüzgâr üflüyor adeta. Elden ele geçirir gibi yapraktan yaprağa bize kadar geliyor.
Bilen bilir. Dil öğrenirken türlü alıştırmalar yaparız. Boşluk doldurmalar, cümle tamamlamalar, doğru olanı işaretlemeler, yanlış olanın altını çizmeler… “Der, die, das” üçlüsünün verdiği yorgunluk derken, bunalmışız. Hava da sıcak. Yaptığımız alıştırmada “Mart Forster” ismi geçiyor. Hocamız soruyor, tanıyor muyuz diye ses yok. Meşhur bir şarkısı varmış “Sowieso”. Doğru mu yanlış mı cümlelerinden birinde adı geçmişti, evet. Tanışıklığım o kadar. Belki de biraz rahatlayalım diye hocamız laptopundan bu parçayı açıyor. Pek tarzım değil. Zaten müzikten de anlamam. Üstelik sözlerini de anlamıyorum. Derken birkaç kelime dikkatimi çekti. Şarkının isminin yanına kitabıma kocaman bir “ünlem işareti” kondurdum. Sonra bakayım diye. Çok da anlayan gözlerle bakmadığımızı görmüş olmalı ki, hocamız şarkının sözlerini açtı ve tane tane okumaya başladı. Belki kendisi de seviyordu, paylaşmak istedi bizimle.
Anlamla birlikte bana olan oldu. “Mevsim Akdeniz” oldu desem… “Ey küçük, tuhaf hayat” diye başlıyordu. Yani benim hayatım. İddiasız, sıradan. Mevsimi gelince açan bir kiraz çiçeği gibi, yere düşen bir yağmur damlası gibi yaşayıp gidecektim. Olmadı. Ya da evet şarkının fısıldadığı ümitle, belki de başka topraklara düşeceğiz, başka ağaçlarda açacağız.
“… Hayat yan yollarda ilerliyor.
… Nadir olarak roket gibi fırlıyorum, çoğu zaman tren gecikmesi gibi.
ve hasat her zaman geliyor dostum, İyi ekilmiş tarla,
Beklemeyi dert etmiyorum
Kötü dönemlerden de geçiyorum.
Sabırlıyım ve sonunda en iyi kartları alıyorum.
Jenga kulesi yıkılsa bile, uzatma ver
Yeni bir plan, çünkü hayat değişimdir.
Ne gelirse gelsin, her şey iyi olacak kesinlikle
Her zaman yeni bir kapı açılır, bir yerlerde.
Şu an her şey alıştığımız gibi gitmese de.
Dert etme her şey iyi olacak, kesinlikle.”
“Mevlâm görelim neyler/ Neylerse güzel eyler” diye tamamladı zihnim. Hocamız sorular sorarak anladığımızdan emin olmaya çalışıyordu. Anlamak ne demek, yıllardır yaşadığımız şeydi bu. Sabır ve şükür arasında gidip gelmelerimizde gün sonunda hep bu sözü söylemedik mi? Parçalanıp dağılırken hayatımız, kapılar bir bir kapanırken ardımızda “Bir kapı kapanır, bir kapı açılır/ Hayat bu durmaz yerinde.”(Özdemir Asaf) deyip katlanmadık mı?
Devam ediyordu şarkı:
“Deli dolu rengarenk bir yolculuk
Bazen çınlama, bazen sessizlik.
……
Yol arkadaşlarını değerli görüyorum, her şeyin zamanı var
Bazen on bir arkadaş, bazen birebir karateci.
Verici bozulsa bile, anılar hep kalır
Yeni plan, ileriye bakış, biraz rahatlama.”
Almanya’da bir dil kursunda Mark Forster’i dinlerken Erzurumlu İbrahim Hakkı’yı duymuştum. Zaman kapanan kapıların ardından bakma zamanı değildi. Belki de nazarımı kapanan kapılardan çekince açılan kapıları görebilecektim.
“Her şey biter
Bir gün olur
Her şey yeniden başlar…”

