Nisanın Herhangi Bir Günü

Tertemiz bir nisan güneşi yüzüme vurdu, ılık bir hava, sakin bir rüzgâr tenimi okşadı. İçimdeki güneşten bîhaber, dağın ardındaki güneş ısıttı ha ısıttı yüzümü. Bilmem kaç kış sonra gelen, hasret kaldığım aydınlıktı sanki. Öncesi hep kış, öncesi hep kar, hep boran. Her bahar gelişinde hissettiğim de bu değil mi zaten? Bir önceki baharları hafızamdan siler, kış, bir ömür sürecek zannederim. Bazen güneşin yeniden doğacağına, ağaçların tekrar yeşereceğine inanırım da çoğunlukla unuturum. Gönlümdeki kasvete yaraşmaz bu inanç. Yanaşmaz dahi. Yine de ümit etmekten hiç vazgeçmem ben. İçimdeki karanlığa rağmen ümidi yanı başıma koyar, yoluma devam ederim. Olur mu inanmadan ümit etmek? Öyle bir olur ki…

Elimi uzatsam dokunur, gönlümü açsam mutlu olurum. Fakat geçmez gönlümdeki o karanlık. Sabitkadem durur olduğu yerde. Gönderemem bir türlü onu içimden. Belki de gitmesine müsaade etmem. Kasvet dediğim, karanlık dediğim benim yaramdır çünkü. Beni acıya boğan da derdime derman olan da odur. Nasıl olur bilmem. Olur işte, kendiliğinden. 

Dışarıda güneşler doğarken, bende geceler başlar deverana. Devir etmez ama. Gündüzler bekleye dursun bir köşede. Alacakaranlığa çalsa da geceler, güneşi getirmeyi başaramaz içimde. 

İşte bu sebepten, bedenime doğan nisan güneşi ruhuma doğmadı daha…

Dağın zirvesindeki karları toprağa can suyu eden hava, gönlümün dağlarına ulaşmadı daha…

Kuşlara özgürce ev sahipliği yapan gökyüzü, bana dört duvardan ayrı gelmedi daha…

Güneşin sıcaklığını saklayamayan bulutlar, bende fırtınalar koparıyor hala…

Kaç nisan sonra gelir gönlüme bahar?

Daha kaç yaprak döker sonbaharda ağaçlar?

Mevsimlerim ne zaman eski bildiğime döner?

Gönlümdeki kuşlar ne vakit eskisi gibi öter? 

Sonsuz bir boşluk zihnimdeki tüm sorular. Varlar ama yalnızlar. Ferhatsız Şirin, Keremsiz Aslı gibi. Leyla ile Mecnuna ne hacet. Onlar zaten hiç “bir” olmadı ki. Hani demişti ya Mecnun yanındakilere, onlar Leyla’yı beğenmeyip dudak bükünce, “Siz ona benim baktığım gözle bakmıyorsunuz ki!” diye. Siz değilsiniz işte bahara benim gözümle bakan. Âleme gelse de gönlüme gelmiyor bahar. Yalancı baharlar görüyorum evet, fakat hepsi hiç gelmemişçesine gidiyorlar. 

Bir baharın daha kandırmasına dayanır mıyım bilmem. 

Yoruldum içimi dışımı bir görmemekten…

Oysa yemyeşil bir bahar yazısı yazacaktım ben kalemimle. Bak güneş battı bugün de. İçimle dışım bir olur mu şimdi? Sanmam. Dışarıdaki gece bile ayrı güzel nicedir. İçim böyleyken güzelliği görmem garip mi? Belki de değil. Her duygu zıddıyla müsemma nasıl olsa. Ne diyordu Orhan Veli:

Sanma ki derdim güneşten ötürü;

Ne çıkar bahar geldiyse?

Bademler çiçek açtıysa? 

Ucunda ölüm yok ya. 

Hoş, olsa da korkacak mıyım zaten

Güneşle gelecek ölümden. 

Ben ki her nisan bir yaş daha genç,

Her bahar biraz daha aşığım; 

Korkar mıyım? 

Ah, dostum, derdim başka. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.