Ziver Bey Şitaiyyesi’nin Derkenarına Zeyl

DÜN: ŞİTAİYYE

İnsanın tabiatla olan ezeli mecburiyetinin hatırası olduğu için önem veriyorum şitaiyyelere. Kışla ilgili, kışa ait, kış hazırlıkları gibi anlamlara gelen Arapça kelime. Divan edebiyatında daha çok kasidelerle anılsa da kıtalar, berfiyyeler, tarih düşürmelerde de kullanılmış. Divan edebiyatının hayattan kopuk olmadığının önemli delilleri arasında yer almış. Ziver Beyin şitaiyyesi[1] ise mensur olması ve derkenarları sebebiyle ilgimi çekiyordu. Tabiata hükmettiğini sanan insanlığın, iklim değişikliğiyle ilgili şaşkınlığını üzerinden atamamışken hem de bu dünyanın önemli konularını arasında yerini sağlamlaştırırken şitayla ilgili birkaç kelime yazdım.

BUGÜN: DEFTER KENARINA YAZDIKLARIM

Modern çağın insanı olarak tabiatla aramda güçlü bir ilişki yok görünüyor.  Yine de ondan kopamıyorum,  onu görmezden gelemiyorum.  Çiçeği, ağacı,  bulutu,  kuşu görüyorum. Onları gören gözlerimden kalbime doğru inen, pek de engebeli olmayan, hızlı hat üzerinden kalbime akıyor bir şey; his, sezi, bağ,  ışık… İşte o zaman onlarla aramdaki bağın sandığımdan daha derin olduğunu seziyorum, sezer gibi oluyorum. Çok kısa bir süre sonra, saniyenin onda biri, sanki kalbimin göz kapakları açılıyor. Temaşa başlıyor o demde. Binlerce kar tanesinden biri tam da gözümün önünde. An/dem. Bakışıyoruz, kar beyaz bir aydınlıkta. Ne kadar güzelsin, diyorum ona. Bana söylediklerini anlayamadan geçiveriyor güzellik Güzellik an’da mıdır? Oysa sürüp gidiyor an’ın güzelliği. Tecelli temaşası.

Tecellinin bana bakan nesnesinin içine nüfuz etmeye çalışarak bakıyorum. Nasıl desem, aramızda karşı konulamaz çekim. Bende hep bir tanıma/anlama isteği.  Susuz kalmış da o çeşmeden bu çeşmeye koşan ama susuzluğu dinmeyenin susamışlığı… Diğer yanda tecelliyi temaşa ediş tesellisi. Teselliler silsilesine benziyor hayat.  Ruhun aradığı tasannu, letafet,  müzeyyenlik, sükûnet, mutmainlik… Bazen yaprakların ucundan damlıyor.  Bazen koluma düşen kar tanelerinin geometrisinde. Bazen… Bazen. Gör bak. Erik ağacının yeşilinde; mimozanın parlak sarısından güneş ışıklarını bitimine bağlanmış. İşte, kar yağışını seyrederken de hissediyorum bütün kâinat birleşmiş… Sanırım,  dediğim gibi. Yoksa bu bütünlük nasıl…

Kar ince ince yağarken huzurla. Özenç kaplıyor içimi. Sadeler. Gürültüsüzler.  Ağaçlara, yapraklara, toprağa düşerken. Dinginler. Ruhu çeken bu mu, bilmiyorum. Onlar, bazen kelime; bazen nota; renk, şekil, duygu; hüzün, aşk, sabır…  Bir dolu duygu arasında geziniyor, uçuyor, dans ediyorum. Hatta bazen tülü çekip, pencereyi de sonuna kadar açarak, yağışı seyretmeyi ihmal etmeden dans. Ruhun ve bedenin; rüzgâr, kar, hayat karşısında akışa bırakmak… Varlığa açılmak/dalmak.   Mübarek ne de güzel yağdı. Hele saatlerce yağarsa… Dağ başlarına gidiyor kalbim. Üstünü kar kaplamış dağlarda dolaşasım var. Dağlarda Şarkı Söyle mısralarını dilime katarak. Beyaz yolculuk olacak, ruhun tekilliğinde. Toprağa düşer hayaller, hatıralar. Böyledir. Bazen.

Anlamış değilim, kışın gelmesiyle rahatı kaçan insanın, kışın hayata dair söylediklerine bu kadar kayıtsız kalmasını. Anlamış değilim. Anlamak uzun ve kıvrımlı bir yoldur;  takatimiz yoktur, belki. 

ŞİMDI: YAS ZAMANI

Kar yağdı.  Hayat durdu.

O güzel, sessiz inişler yerini tipiye, fırtınaya hele birde sonrasında ayaza bırakırsa… İçimi donduran ve yasını tutmaktan kurtulamadıklarımda savrulur yerinden. Güneşin doğuşunu Komgane Krallarının heykelleri önünde seyrederken, nasıl da yakalandım kaçtığıma.

Nemrut’un ayazına yasladım bedenimi. Sadece soğuk var. Buz kesince belki anlaşılmak.  Karla gelen yaslardayım. Tane tane örülmeseydi ölümün peçesi. Aydınlık bir yüzle bakabilirdim güneşe.

Bir yasa yaslarsın başını, belki de kalbini. Öylece geçer hayat. Bakarsın, şakaklarına kar dolmuş. Ömür.

DÜN: KENDİMCE KENDİ HİKÂYEME ZEYL YAPTIM.

Zeyl yaptım. Bu zeylde de   eksik onca kelime.


[1] Tırnakçızade Mehmet Said Bey, 1849’da Bolu’da naiblik  yaparken şiddetli geçen kışı tasvir etmek için yazmış bu şltaiyyeyi. Kış ordusu karargahını Bolu dağının eteklerine kurmuşken. Sekiz varaktan meydana gelen eser edebiyatımızda bilinen tek mensur şitaiyyedir. Eser, Şeyhülislam Arif Hikmet Beye ithafen yazılmıştır. Bazı yerlerde kelimelerin konuşu, anlamı üzerine notlar düşülmüştür.

.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.