Bir Annenin Hayatta Kalma Öyküsü: Maid

Sguid Game fırtınasının dünyayı kasıp kavurduğu bir zamanda Netflix’de yayınlanan başka bir dizi, sessiz sedasız en çok izlenen ilk beş dizi arasına girdi. Stephanie Land’in Maid: Hard Work, Low Pay and a Mother’s will to Survive adlı çok satan hatıra kitabından uyarlanan Maid: Hizmetçi adlı on bölümlük dizi, işlediği sıra dışı hikâye ve kadınlara uygulanan psikolojik şiddeti ele almasıyla şu sıralar hayli popüler.

Margaret Qualey’in (Alex) psikolojik şiddet gören genç bir anne rolüyle muhteşem bir performans sergilediği dizide Dört Nikah Bir Cenaze’den tanıdığımız Andie MacDowell, Jurassic World oyuncularından Nick Robinson ve Revolution’daki rolüyle hafızalarda iz bırakan Billy Burke rol alıyor. Dizinin yönetmenliğini ise bol Emmy ödüllü John Wells yapıyor.

Bu arada Margaret Qualey’in gerçek annesi olan Andie MacDowel dizide de Paula rolüyle kızının annesi rolünde. Anne kızın karşılıklı oynadığı sahneler gerçekten izlenmeye değer.

Daha çocukluğunda babasının uyguladığı şiddet yüzünden ailesi parçalanan Alex, yine uyuşturucu müptelası bir ailede yetişmiş alkolik sevgilisi Sean’la yaşamaktadır. Çiftin iki buçuk yaşındaki kızlarıyla başlarda mutlu olan hayatları, Sean’ın alkol sorunlarından dolayı Alex adına çekilmez bir hal almaya başlamış ve bir gün öfke patlaması yaşayan Sean’ın bağırıp çağırması, Alex’e cam bardak fırlatıp duvarları yumruklamasıyla şiddete dönüşmeye yüz tutmuştur.

Çocukluk travmalarını kendi hayatında tekrar yaşamaya başlayan Alex, bir gece kızını da alıp arabasına atlayarak beş parasız bir şekilde evden ayrılır. Verdiği bu karar, bundan sonraki hayatında zor bir sayfa açacaktır. Artık kendisi ve kızı için kalacak güvenli bir yer, geçinebilmek için düzenli bir iş bulmak ve kocasının çıkaracağı hukuki zorluklarla savaşmak zorunda kalacaktır.

Pek çok bürokratik engel sonucu bir kadın sığınma evinde kızıyla kalacak bir yer bulan Alex, aynı zamanda saati on iki buçuk dolara ev temizliğine gitmeye başlar. Fare ölüsü barındıran banyolardan hamam böceklerinin cirit attığı iğrenç tuvaletlere, gösterişli zengin evlerinden istifçi insanların çöp evlerine kadar çoğu zaman aç karnına her türlü mekânı kızıyla hayatta kalma adına temizlemeye çalışan Alex, elektrik süpürgesine çalışanlarından daha çok değer veren patronu, temizlikçileri insan yerine koymayan ev sahipleri ve ona her türlü pis işi yıkan çalışma arkadaşlarıyla büyük bir mücadeleye girişir.

Bipolar bozukluğu olan, erkekten erkeğe gezen, kendisine ilgi gösteren her erkeğe inanıp dolandırılan Alex’in annesi Paula, bu zor zamanlarında kızına her ne kadar yardımcı olmaya çalışsa da aslında kendisi yardıma muhtaç bir kadındır ve Alex, dertleri yetmezmiş gibi bir de annesinin arkasını toplamak zorundadır.

Yıllar sonra görüşmeye başladığı babası Hank ise Alex’e elinden geldiği kadar yardımcı olmaya çalışsa da Alex’in çocukluk travmaları babasına güvenip inanmasına hep engel olur.

Alex, ev temizlerken bir yandan da temizlediği evler hakkında hikayeler yazmaya başlar. Hamile kalmadan önce aslında bir üniversiteden yazarlık okuluyla ilgili bir burs almış ama daha sonra hayat şartları üniversiteye gitmesine engel olmuştur. Yazdığı hikayeler kızıyla birlikte onun hayatla tek bağıdır.

Maid, kadına uygulanan fiziksel ve ruhsal şiddet, sosyal adaletsizlik, Amerikan bürokrasisindeki hantal ve bozuk yapı, sosyal devlet eleştirisi ve sisteme rağmen ayakta kalmaya çalışan insanların çabası gibi konuları olağanüstü bir gerçeklik ve dürüstlükle işlerken sefalet güzellemesine kaçmadan ama sefaletin tam bir resmini içine yorum katmadan çekerek anlatan bir dizi.

Yönetmenin Alex’in saatlerce çalışıp zorlukla kazandığı her bir doları ekranın sağında verirken yapılan her harcamada azalan bakiyeyi bazen eksiye düşerek göstermesi seyircinin duygularının hayata isyan edercesine dalgalanmasına sebep oluyor. Bazen benzin parası için üç dolarının çıkışmayıp başkalarından istemesi bile size hayatta sahip olduklarınızı sorgulatırken kızı için yaptıkları kalp sızınızı derinleştiriyor.

Maid’in en etkili özelliklerinden biri de hiçbir karaktere yaptıklarından dolayı kızamamanız. Ne kızına gerekli desteği veremeyen bipolar anneye, ne alkol sorunlarından dolayı Alex’e psikolojik şiddet uygulayan sevgiliye, ne yıllar önce karısına uyguladığı şiddet yüzünden yuvası dağılan babaya ne de Alex’e destek olup sonra onu ortada bırakan arkadaşlarına kızabiliyorsunuz. Hepsinin davranışlarını açıklayan geçerli travmaları var ve bu travmalar şimdiki hayatlarını şekillendiriyor.

Kızmak bir yana ailesindeki problemler yüzünden dokuz yaşında alkole başlayan Sean’a da “Çabalayan bir erkeği terk edemezsin.” diyerek hayatındaki her erkek tarafından terk edilip kandırılan Paula’ya da alkole tövbe edip düzgün bir aile adamı olmaya çalışan Hank’e de acıyorsunuz.

Maid, didaktik bir anlatım içine asla girmiyor, seyircinin kafasına vurarak değil mükemmel bir empati yaptırarak veriyor mesajını. Ne yaşanan sefaleti bayraklaştırıyor ne de kadına uygulanan herhangi bir fiziksel şiddeti gösteriyor ama seyirciye hissettirdiği acı ve yaşattığı kalp kırıklığıyla mesajını gayet güzel aktarıyor. Bu yönüyle Oscarlı Nomadland’le de kesiştiği noktalar mevcut.

Kızıyla birlikte arabadan parklara, sığınma evlerinden vapur iskelelerine, arkadaş evlerinden karavanlara kadar her yerde bir sığıntı gibi kalmak zorunda kalan Alex’in dizi boyunca makyajsız doğal haliyle verdiği hayatta kalma çabası, bir peri masalı sonuyla bitse de seyircide bıraktığı empati duygusu dizinin en etkili yanı olsa gerek.

Sonuç olarak Maid, kadına uygulanan psikolojik şiddete dikkat çekmek gibi bir misyonla yola çıkmış olmakla birlikte aslında gerçek yaşamların gerçeğe çok yakın acılarına odaklanan ve sağlam bir sistem eleştirisi yapan kaliteli, on bölümlük kısa bir dizi.

Fragman: https://www.youtube.com/watch?v=lVOC32t1AfA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.