Karanlıklar

Başta kendim olmak üzere, yolumun keşiştiği birçok kişinin karakterine dair bir iki net şey söylüyorum. Sonrasında hep bir çekince. Neden? Şaşırtıyor insan beni. Kendim dahi kendimi tanımıyorum. Bazen öyle şeyler yapıyorum ki kendimden utanıyorum. Pat diye söyleyiveriyorum gerçek sandığım şeyi. Halbuki yeri değil, biraz da kırıyor kelimelerim. İçimdeki hangi gizli duygu beni ona itiyor, kestirmek güç. Az önceki bir suskunluğun intikamı mı! Bak beni dinlemedin, böyle oldu demenin başka bir yolu mu… Bilmiyorum. Yok, yok, insanın içinde yaşayan bir vahşi var. Bu vahşi, olmadık yerde çıkarıveriyor başını. Hangi karanlık duygunun fişeklemesi ile arzı endam ettiğini fark etmeye vakit bile kalmamışken.

Kendimi tanıyorum diyorsa bir insan kesin cahilliğindendir. Kendini tanımak, nasıl da zor bir iş, bir uğraş. Yıllardır kendimle uğraşıyorum, geldiğim noktaya bakıyorum, bir arpa boyu yolun yarısı bile yok. Sar başa. Lise yılları şaşkınlığına. Bu tabir zihnimde insanın giriftliği karşısında anlamı daralan, yatağı kuruyan/küçülen bir şey oluyor. Bilmek yok mu diyorum, bazı geceler ruhumu çıldırtan gökyüzüne. Göğün karanlığına benzer mi ruhun karanlığı? İnsan ruhunun kendine has bir karanlığı var. Zor durumda kaldığını hissettiğinde, aşağılandığında, hırsının rüzgarına kapıldığında… Gözü hiçbir şeyi görmüyor. Çevresindeki, yanındaki kırılmış, dökülmüş, umursamıyor! Varsa yoksa kendi istekleri. İçinde kol gezen vahşinin sesi. Yaklaşan ayak sesleri. Son anda duysa bile önemli değil diyor diğer başı. Olması gereken olmuştur. Oh olsun ona! Sana ne olsun, güzel insan, bana ne olsun!

İnsan doğasının karanlıkları korkutuyor. Şahsen ben korkarım, korkmaya çalışırım, korkmak için kendimi zorlarım. Böyle yapmalı diye düşünürüm. Sanki, böyle yapmazsam vahşi, içimdeki o vahşi, beni iyice zaptedecek, hatta hızını alamayıp yanımdakine haddini bildirmek için onu bir güzel paylayacak, ağzının payını verecek… Yedi başlı ejdarhalar gibi her yana uzatacak kollarını da doymayacak, yenilmek gibi görünen şeyi istemeyecek… Bunlar, işte bunlar, hep oyun. İçimizdeki vahşinin tiyatro sahnesine çıkmasına izin verdiğim(iz) için, bitimsiz görünen dünya oyunu, halbuki biliyorum, bütün oyunlar…

Bir de çocukluğum masum günlerinden beri yaşayan, küçük bir kız var, o vahşinin karşısında. Büyümemiş. Büyüyememiş. Büyümek istememiş. Kimse üzülmesin istiyor. Hayat dediğimiz şeyin arka bahçedeki taze yeşil başaklar gibi olduğunu düşlüyor; belki de öyle istiyor. Başaklar sallanıyor, başlarında serin rüzgar. Hava karardıkça eriyor şekiller. Başaklar büyüyecek, zaman geçecek, mevsimler dönecek. Bitecek her şey. Sesin bile kalmayacak; öyleyse niye bu vahşilik, niye bu bitmeyen istekler, tükenmeyen ihtiyaçlar için vahşice çırpınışlar, saldırılar… Büyütme diyorum içindeki vahşiyi. Büyütme. Bak hayat ne güzel akıyor, renklerle, seslerle, binbir güzellikle. Neden bu karanlıklar. Kendine çekmek istiyor. Kurtulabildiğim kadar kurtulsam ondan.

Eskiden, bundan çok önceleri, gençken; aşkın, bu karanlıkları dağıtacak bir ışık olduğuna inanırdım. Sonrasında ondan da ümidimi kestim. Aşkın kendi yüzünde de kapkaranlık kıvrımlar… Sevdalar da karanlık. Sınanmadığımız/sınandığımız aşkın cahiliyiz. Aşk(lar)ın Diyalektiği’ni okusak; Cemile’yi satır satır çizsek, Selvi Boylum Al Yazmalı’mı defalarca …

Ruhların sarmaşlığından nasıl sarhoş olduğumuzu, nasıl bir karanlığa daldığımızı fark etmiyoruz.

Yakın olduğunu düşündüğünde araya giren uzaklıklar. Hangi karanlıktan besleniyor? Bilmiyorum. İşin kötüsü karşındaki de farkında değil. İsim vermek mi, bilmediğin şeye. Sebepsiz hırçınlıkları, karşındakini kırıp geçirmeleri; o yüksekten bakışları, dudağın ucuna yerleşen alaycı kıvrımları, o yalanları, kin bürümüş gözleri… Olsa olsa insanın karanlığından.

Yaşadıkça insan kendini tanıyor deseler de inanmam, tanıyor değil de keşfediyor diyelim. Karanlığını da anlar gibi oluyor, belki de gördüğüm kendi karanlığımdır. Yine de ürkütüyor insan denen hayvanın karanlığı. Bir yerlerde kalbindeki karanlığı azaltmış insanların hayaliyle dünya uykusuna dalıyorum. Uyku iyidir. Örter karanlıkları karasıyla.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.