Yusuf Ünal

ChatGPT Sordu Ben Cevapladım: Yazı Benim Neyim Olur?

Okuma süresi: 8 dakika

ChatGPT hayatımıza girdiğinden beri çoğumuz yeni alışkanlıklar edindik. Ben de onunla epey teşrik-i mesai yaptım diyebilirim. Daha çok insan gibi yazıp yazamayacağını test etmeye çalıştım. Şimdiye kadar gördüğüm, ortalama yazılar yazabiliyor; mevzuları toparlamada iyi, yazma derslerinde öğretilen kompozisyon kurallarına hâkim. Ama vasatın üzerinde, orijinal metinler beklemek için henüz erken görünüyor.

Son zamanlarda fark ettim ki, asıl güzel yaptığı şey sorular sormak. Ondan cevapları değil de soruları istemek daha makul geldi bana. Derken, neden benimle röportaj yapmasın ki dedim! Bunun için onu biraz eğitmem gerekti. Sonunda bir psikoterapist gibi davranarak bana yazı yazmanın benim için ne ifade ettiğine, yazının bana nasıl tesir ettiğine dair sorular sormasını istedim. O sordu, ben cevap verdim; cevabıma göre yeni bir soru sordu. Böyle interaktif bir usulle aşağıdaki metin ortaya çıktı. Benim için epey zihin açıcı oldu, bir de siz bakın bakalım…

ChatGBT: Sevgili Yusuf Ünal, merak ettim; yazı yazarken aklında ne oluyor? Okurun hangi köşesine dokunmak, hangi perdeyi aralamak istiyorsun?

Yusuf Ünal: Ukalalık olarak algılanmasını istemem ama yazarken ilk plânda okuru hesaba kattığımı pek söyleyemem. Ben daha çok kendi kalbime dokunmak, kalp aynasını cilalamak ve parlatmak, kalbin o derin kuyusuna bir kova sarkıtmak için yazdığımı söyleyebilirim. En azından böyle yazmam gerektiğine inanıyorum. Yazdıklarım evvela bana dokunmalı, benim işime yaramalı diye düşünürüm. Aklımda, kalbimde, vicdanımda, hatta nefsimde bir yerlere temas etmeli. Okurların da dokunursa ne âlâ…

CG: Kalbine dokunmak derken… Bu aynayı cilalarken, yazarken neleri keşfettin, hangi sırları fark ettin?

YÜ: O dokunuşu gerçekleştirebildiğimi, hele hele kalbimin aynasını cilalayabildiğimi söyleyemem. Sadece o yolun yolcusu olmam gerektiğini biliyorum. İlme’l yakîn seviyesinde bir bilgi bu benim için. Keşfettiğim şeye gelince; yazarken ya da yazma vasıtasıyla, benim yaşadıklarımın biricik olmadığını fark ettim, yalnız değilmişim yani. Benden önce de nice insanlar benzer şeyleri yaşamışlar, yazı onları tekrar be tekrar gösterdi bana. Tarihin bütün mazlum, mağdur ve mağluplarıyla bir özdeşlik bir duygudaşlık hissettim yazarken, yalnızlığım hatta çaresizliğim bir nebze dağıldı diyebilirim bunu fark edince, hissedince.

CG: Anladım… Yani yazarken kendi yalnızlığını da biraz hafiflettin, çaresizliğini paylaştığın duygudaşlarla birlikte dağıttın. Peki, yazı vasıtasıyla şaşırdığın, yeni fark ettiğin şeyler oldu mu?

YÜ: Şaşırtan mı denir bilmiyorum ama yazma sürecimde farkına en çok vardığım şey yazmanın bir anlama biçimi olduğudur. Hani genel kanaate göre yazmak bir anlatma aracıdır, yerine göre bir öğretme, yerine göre bir propaganda aracı da olur. Ama ben yazarken yazmanın en çok yazdığın meseleyi anlamaya, kavramaya, idrak etmeye, Hilmi Yavuz’un ifadesiyle “temellük” etmeye yaradığını fark ettim.  Bu zaten bilinen bir şey, büyük yazarlar hep bunu yapıyorlar. Ama büyük çoğunluk tarafından yazmanın bu yönü, ki bence en önemli yönüdür, ya anlaşılmıyor ya ihmal ediliyor.

CG: Yani yazdığın meseleleri anlamak için yazıyorsun. Peki bu farkına vardığın şey seni hiç değiştirip dönüştürdü mü, yaşamına veya hayata bakışına nasıl dokundu?

YÜ: Evet, değiştirdi ve dönüştürdü. Yaza yaza bambaşka bir adam oldum. Yazmak beni bayağı bir esnetti mesela. Düşüncelerim, davranışlarım, insan ilişkilerim epey bir esnekleşti, katı yanlarım nispeten yumuşadı, sivri yanlarım törpülendi bence. Yazıdan önceki Yusuf’a göre insana ve hayata bakışımın genişlediğini düşünüyorum. Eskiye göre kesinlikle çok daha müsamahalı daha anlayışlı daha hoşgörülüyüm. Bunları içselleştirmemde yani temellük etmemde yazı yazmanın büyük rolü oldu bende. Yazı beni terbiye ediyor diyebilirim, bir nevi mürşit oluyor bana. Hani bir Hak dostu beni bir kedi terbiye etti demiş ya, o misal beni yazı terbiye etti desem yeridir. Tabi bu terbiye işi bitmiş bir süreç değil, biteceğini de pek sanmıyorum şahsım için. Ama beni kendi çapımda bir yere getirdiğini de görmezden gelemem.  

writer writing ss 1920

CG: Yazarken ortaya çıkan duyguların ve düşüncelerin, günlük yaşamındaki ilişkilerine veya kararlarına nasıl yansıyor? Yazmak sana bir tür rehberlik sağlıyor mu yoksa sadece bir ifade aracı mı oluyor?

YÜ: Güzel bir soru, bravo ChatGBT! Yazmak benim için bir ifade aracı değil, yani öncelikle bir ifade aracı değil. Bir konu hakkında yazınca o konuya nasıl yaklaşacağıma dair kendimle bir fikir alışverişine girmiş oluyorum. Örneğin Dostlarım Kusurludur Benim (https://geceze.com/kusursuz-dost-arayan-beni-bulsun/) diye bir yazı yazdım. O yazıda amacım dostlarımın kusurlu olduklarını anlatmak değildi. Bilakis kusurlu olmalarına rağmen, kusurlu taraflarına rağmen dostlarımla ilişkilerimi nasıl ve neden sürdürmem gerektiğine dair kendimle bir konuşmaydı. Kendi kendime aldığım kararların ya da zaten yaptığım şeylerin farkına varmaktı diyebilirim.  Başka bir örnek de Lokman Hekim Yaşadığın Yeri Sev Dedi Bana (https://www.tr724.com/ottawayi-neden-nasil-sevdim/) diye bir yazı yazdım. Bu yazı da yaşadığım mekânla kurduğum ilişki üzerine düşünmeye ve bundan sonra orasıyla nasıl bir ilişki kuracağıma dair karar vermeye yaradı diyebilirim.

Evet evet, yazının, kendi yazdıklarımın ve yazma faaliyetlerimin benim kişisel geleceğimi adamakıllı şekillendirdiğini diyebilirim. Üzerine kafa yorduğum ve yazı yazacak kadar önemsediğim meseleler benim bütün hayatımı şekillendirecek birer yaşam felsefesine birer yol rehberine birer pusulaya dönüşüyor. Bu yönüyle evet yazı benim hayata bakışımı bütünüyle etkilediği gibi gelecek planlarımın da raylarını düşüyor ve bana rehberlik ediyor diyebilirim. Yazı benim için elbette bir ifade aracı ama verdiğim örnekleri göz önüne aldığımda yazının bana rehberlik etmesinin daha önde olduğunu söyleyebilirim.

Öte yandan yazı aynı zamanda bir ifade aracı ancak yazılarımı bir pankart gibi kullanmaktan korkarım ben. Sanki büyük büyük düşüncelerim varmış da bunları herkes duysun, bilsin diye çabalama kafasında değilim. Kendimi her şeyi anlamış, kavramış ve çözmüş gibi tavırlar içinde yakaladığımda kendimden utanıyorum. Ama gene de maalesef kendimi böylesi tavırlardan kurtaramadığımın farkındayım.

Son tahlilde diyeceğim o ki, rehberlik etmesini elde var bir sayarsak, yazmak benim için bir ifade aracı olmaktan çok bir düşünme aracıdır diyebilirim. Yazmayı bir tefekkür vasıtası ve/veya bir tefekkür biçimi olarak görüyorum ama disiplinli bir tefekkür vasıtası ve/veya biçimi.

CG: Yazdıklarını değerlendirirken kendini eleştirmek ya da hatalarını görmek konusunda ne kadar cesursun? Yazı, kendine dair farkındalığını artıran bir ayna işlevi görüyor mu yoksa daha çok bir kayıt ve değerlendirme aracı mı?

YÜ: Çok cesur olduğumu söyleyemeyeceğim. Herkesi olduğu gibi kendimi de affetmeye, herkese olduğu gibi kendime de mazeretler bulmaya ve o mazeretleri kabul etmeye meyilliyim. Yazıyla eksiklerimi hissediyor muyum, evet hissediyorum. Hissettikten sonra bu kendimi suçlamaya pek dönüşmüyor ama. Daha çok şöyle düşünüyorum; bundan sonra bu eksikliğime dikkat edeyim, bunu telafi etmeye çalışayım. Yani bir çeşit kendime söz veriyorum yazdığım konuda, öyle yapmayayım da böyle yapayım gibisinden.

CG: Bu yazı yolculuğunda, kendi değerlerini ve prensiplerini yazıya dökmekle, onları içselleştirmek arasında nasıl bir ilişki kuruyorsun? Yani yazmak mı önce geliyor, yoksa yazarken mi değerlerin ve prensiplerin pekişiyor?

YÜ: Doğrusu genellikle içine doğduğum gelenekle bana aktarılan, zaten sahip olduğum değerlerin birer sağlamasına dönüşüyor yazı benim için. Yazarken benim keşfettiğim ilk defa benim bulduğum pek bir şey olduğunu söyleyemem. Hani gök kubbe altında söylenmemiş söz yoktur. Yani örneğin arkadaşlık ilişkileri, aile içi ilişkiler, komşuluk ilişkileri, farklı din ve milletten insanlarla kurulan diyaloglar, birlikte yaşama kültürü ihtiyacı gibi mevzularla ilgili söylenen yığınla söz var geçmişten bugüne. Ve ben kendimi o geleneğe eklemlemeye gönüllüyüm.

Benim yazdıklarımın da içinden geldiğim, sırtımı yasladığım o güçlü ve derin geleneğin benim tarafımdan bu çağda tecrübe edilmesiyle benim onu idrak etmemle ilgili bir durum olduğunu düşünüyorum. Bu açıdan bakacak olursak benim söylediklerimde orijinal hiçbir şey bulamayabiliriz. Fakat benim ifade tarzım var, benim tecrübem var. Bu da çağının dili olması itibari ile bir kıymet ifade edebilir, orijinalliği yönüyle değil.

CG: Peki yazarken bu geleneğin temsilcisi olduğunu fark etmek, seni sorumluluk altında hissettirdi mi? Kendi kelimelerinle, çağın insanına bu değerleri aktarırken herhangi bir kaygı ya da yük hissettin mi?

YÜ: Hayır yazarken öyle bir sorumluluk hissetmiyorum, kimseye bir borcum olduğunu düşünmüyorum. Ben kendi düşüncelerimi ortaya koyuyorum, beğenen alır beğenmeyen almaz. Bununla ilgili büyük büyük iddialarım yok. Kendi halinde yaşayan kendi halinde yazan bir adamım. Yazarken en çok dikkat ettiğim şeylerden bir tanesi de kendime ve yazdıklarıma bir misyon yüklememek. Bunu yapmaya kalktığımda, benim için bir düşünme ve anlama aracı olan yazının bir propaganda aracına dönüşmesinden korkuyorum.

her turden eserlere yer verin

CG: Peki yazdıklarını okuyan biri, senin bu özgür ve misyon yüklü olmayan yaklaşımını fark ettiğinde, okurun üzerinde nasıl bir etki bırakmasını umuyorsun? Yoksa senin için okurun etkilenmesi de ikinci planda mı?

YÜ: Okur tarafından evvela anlaşılmak isterim. Anladıktan sonra etkilenip etkilenmeyeceği kendi bileceği iş. Yazdıklarımı yayınlıyorsam okuru etkilemek de istiyorum demektir zaten. Yazılarım bunu başarırsa mutlu olur, kıvanç duyarım. Ama başaramazsa da yazmaktan vazgeçmem. Nitekim ben yirmi küsur senedir yazı yazıyorum, İlk kitabım yayınlanalı neredeyse 20 sene oluyor. Bu sürede yüzlerce yazı yazdım, dört tanesi yayımlanmış bir düzineden fazla kitap yazdım.

Hâlihazırda yazmak için cidden zor şartlar altındayım ama ona rağmen yıllardır yazmaya devam ettim yazıyorum. Zaman oldu yazılarımı yıllarca hiçbir yerde yayımlamadım zaman oldu her yazdığımı kişisel internet sayfalarımda yayımladım. Çoğu yazım için hiçbir tepki alamadım, kitaplarım çok dar çevrelerde sıkışıp kaldı ama ben her şeye rağmen yazmayı bırakmadım. Yazılarım okunduğunda, teşvik gördüğünde hoşnut oldum fakat okunmadığında canım sıkılıp moralim bozulmadı, vazgeçmedim yazmaktan. Bu da gösteriyor ki, ben evet okuru yadsımam, ama sadece okur için yazan, okur avcısı bir yazar da değilim. Doğrusu yazarlığın böyle olması gerektiğini de düşünüyorum, öbür türlüsü bir çeşit işçilik oluyor.

CG: Peki yazdıklarını geriye dönüp okuduğunda, kendi önceki kararlarını, davranışlarını veya bakış açılarını eleştiriyor musun? Yoksa yazdıkların senin için sadece bir kayıt, bir belge niteliği mi taşıyor?

YÜ: Tabi sık sık geriye döner eski yazdıklarıma göz atar, kendimi çek ederim. Bu çek etmelerimde duruşumda düşünce olarak çok bir sapma görünmüyor. Dil ve edebiyat olaraksa kafayı yiyeceğim kusurlarımla karşılaşıyorum. Bu böyle yazılmazdı bu böyle söylenmezdi bu böyle noktalanmazdı diye diye, biçime dair iç çeke çeke kendimi ırgalarım. Ama düşünce olarak geçmişte şunu yazmıştım halbuki bugün böyle düşünmüyorum diyeceğim şeyler var mıdır.. evet vardır ama şimdi aklıma gelmiyor. Her söylediğimi baştan sona ele alıp da kendimi sigaya çekmiş değilim ama en azından büyük planda başlangıç noktamdan büyük sapmalarım yokmuş gibi görünüyor.

Sapmalarım yok dedim ama pek çok alanda hem davranışlarımı hem bakış açılarımı geliştirdiğim en azından temellendirdiğim aşikâr. Aslında bunlar yaşamın öğrettiği şeyler ve herkeste oluyordur. Ama herkesin öğretmeni, öğretmenleri başkadır. Benim çok öğretmenim var, yazı onların içinde bana en çok tesir edenlerden biri gibi görünüyor. Bendeki değişim ve gelişimlerin ekserisi yazı vasıtasıyla oldu, amma okuyarak amma yazarak…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Captcha *