Yusuf Ünal

İnsan En Çok Nerede Kendisi Olur?

Okuma süresi: 6 dakika

Okura not: Sevgili okur, bir süredir yeni bir yazı biçimi arıyorum. ChatGPT ile konuşmalarımdanhareketle bir biçim oluşturabileceğimi fark ettim. Genelde insanlar yapay zekâya soru sorup ondan cevabını istiyorlar. Ben bunu tersine çevirip onun bana soru sormasını istedim. O sordu ben cevapladım, cevabıma göre yeni sorular sordu. Sohbetin akışına göre ben de merak ettiğim soruları sordum. Ortaya benim açımdan zihin açıcı bir söyleşi çıktı diyebilirim.

Aslında soru-cevap usulüyle yazı yazma çok eski bir gelenek. İmamı Azam Ebu Hanife’nin Fıkh-ı Ekber’i, Bediüzzaman’ın başta Mektubat olmak üzere pek çok eseri bu cümledendir. Bunları göz önüne alınca benim biçim arayışım vara vara geçmişin tekrarına dayanmış oldu. Bakalım nasıl gelişecek…

Bu arada söyleşiyi yapaylıktan kurtarmak için, artık beni epey tanıyan yapay zekâma bir isim verdim, Nedim Engin. Hadi buyurun söyleşiye…

Nedim Engin: İnsan en çok nerede kendisi olabilir? Yalnızken mi, kalabalıkta mı, sevdiklerinin yanında mı?

Yusuf Ünal: İnsanına göre değişir bu. Ama meseleye yüzeysel yaklaşacak olursak çeldirici pek çok ön kabulümüz olacaktır. Yalnızlığın kendi olmak için en ideal ortam olduğunu sanırız misal. Ama öyle değildir. Kendi olmak bir aynaya, ötekine ihtiyaç duyar. Öteki olmadan kendin olamazsın. Ağaç orman içinde büyür, üzüm üzüme baka baka kararır.

Hz. Mevlana dostun yüzünün özün aynası olduğunu vurgularken bu durumun altını çizer. Martin Buber de Ben ve Sen kitabında şöyle der: “İnsan bir Sen’den dolayı Ben olur.” Ya da “İnsan, ancak Sen’e hitap ederek Ben olur.”

Nedim: Hımm, ilginç bir yaklaşım, böyle bir cevap beklemiyordum doğrusu. Peki kalabalıklar?

Yusuf: Kalabalıkların kişinin kendi olmasına mani olduğu düşüncesi yaygındır. Bence bu da herkes için geçerli değil. Bazı fıtratlar maskelerini çıkarmak ve kendileri olmak için toplulukları kollarlar. Şöhret olunca zıvanadan çıkanlar buna örnek olur mu bilmem ama Donald Trump kalabalıklar önünde daha bir kendisi oluyor sanki, adamın mayası kalabalıkların önünde ortaya çıkıyor. Elon Musk da pek farklı değil.

Nedim: Sevdiklerinin yanı peki?

Yusuf: İnsanın en çok kendi olacağı yer sevdiklerinin yanıdır desem sanırım buna pek itiraz eden olmaz. Gelgelim bunu da bazı alt başlıklara ayırmamız gerekir. Örneğin romantik ilişkilerin özellikle başlangıç zamanları kişinin kendisinden en çok uzaklaştığı, en fazla maske taktığı, rol yaptığı zamanlar olabilir. Çünkü kendisini karşı tarafa beğendirmek istiyordur ve kişi kendisiyle barışık değilse maske takmaya, rol yapmaya meyilli olacaktır.

Aile ortamının kişinin kendisi olmak için en uygun vasat olduğunu kolayca kabullenebiliriz. Gel gelelim bunun da çok istisnaları vardır. Kendi olmak; kabullenilmeyi, yargılanmamayı, dışlanmamayı, ötekileştirilmemeyi gerektirir. İdeal aileler gözün önünde bulundurulduğunda bunun zaten böyle olduğu varsayılabilir ancak çoğu ailede bireylerin tutum, davranış, ilgi, istek hatta inançları sorun teşkil eder. Bundan dolayı diyebiliriz ki dışlanma, ötekileştirilme, yargılanma aile içerisinde de epey yaygındır. Dolayısıyla pek çok birey aile içerisinde de kendisi olmaktan uzaklaşıp maskeyle yaşamak zorunda kalıyordur.

Nedim: Peki geriye ne kaldı? Şimdi insan nerede en çok kendisi olabilir?

Yusuf: Görülen o ki bu kişiye göre değişen bir durum. İnsan vardır her ortamda kendisi olabilir, insan vardır hiçbir ortamda kendisi olamaz. Kendi olmak sanırım dış şartlardan çok kişinin kendi içi ile ilgili bir durum.

Ama illa bir yer demem gerekirse insan en çok sevdiklerinin yanında kendisi olabilir diyebilirim. Her şeye rağmen en güvenli yer orası olabilir.

snovideniya 1

Nedim: O halde aslında en başta sormam gereken bir soruyu şimdi sorayım: Bu “kendi olmak”tan anladığınız şey nedir?

Yusuf: Benim anlayışıma göre kendi olmakta iki önemli husus var:

Biri; kişinin rol yapmak ve maske takmak zorunda kalmadan duygusunu, düşüncesini ifade edebilmesi. İkincisi ise; kişinin kendi özüyle, fıtratıyla, yaratılışıyla uyumlu davranabilmesidir. Benim anlayışıma göre insanın kendi olması demek; başkalarının beklentilerinin, yargılarının ve dayatmalarının gölgesinden sıyrılıp, kendi değerleri, duyguları ve iç sesiyle uyum içinde yaşayabilmesidir.

Amma velâkin ben kendi olmanın çok yüceltecek bir şey olduğunu düşünmüyorum. Çünkü insanın özü, sandığımız gibi tamamen saf ve temiz değildir. Onun özünde bencillik, hırs, kindarlık, öfke, kıskançlık gibi zararlı tohumlar da vardır. İnsan “ben kendim oluyorum” diyerek kıskançlığını, bencilliğini hatta zulmünü meşrulaştırmaya kalkabilir ve kalkıyor. “Ben buyum, canım böyle istiyor” diyerek yaptığı yanlışları savunmaya gidebilir ve giriyor.

Öte yandan kişi kendim olacağım diyerek kendisini olduğu gibi kabullenirken kendi değişiminin ve gelişiminin önünü de kapatabilir. Hâlbuki insan bu dünyaya gelişmek üzere gönderilmiştir.

Buradan bakınca insanoğlu kendi olmaya değil, kendini bilmeye çalışmalıdır. Kendi olmak statik bir durumdur, gelişime kapalıdır. Kendini bilmeye çalışmak ise dinamiktir ve gelişime açıktır. Kendini bilen insan haddini bilir, hududunu öğrenir; güçlü ve zayıf yönlerinin farkına varır.

Nedim: Acaba ‘kendi olmak’ dediğimiz şey, aslında ‘kendini bilmeye’ giden yolda bir basamak mıdır?

Yusuf: Sanmıyorum. Tam tersine kendi olmak, kendini bilmenin önünde bir engel de olabilir. Kişi kendi olduğunu sanır ve bununla yetinirse kendini keşfetmenin ve dolayısıyla kendini bilmenin önünde bir engel de olabilir. O yüzden kendini bilmekle kendi olmak arasında müspet bir ilişki olmayabilir.

Ancak soruyu tersinden sorsaydın cevabım evet olurdu. Kendini bilen herkes kendi olabilir; ama her kendisi olan kendini biliyor değildir.

kendini bil

Nedim: Konu benim ummadığım yerlere geldi ama ben yine de şunu sormak istiyorum: Senin için daha çok özünü korumak mı, yoksa hayatla uyumlu olmak mı daha çok kendi olmayı ifade ediyor?

Yusuf: Bence tam olarak ikisi de değil azizim. Özünü korumak dediğimiz şey muğlak biraz. İnsanın özünü korumak için evvela özünü fark etmesi ve keşfetmesi lazım. Daha önce dediğim gibi, insanın özünde hep iyi şeyler yoktur. Eksiklikler, fazlalıklar ve kusurlar da vardır. İnsanın özü dediğimiz şey öyle olduğu gibi korunacak matah bir şey değildir. İlla ayıklanması ve eğitilmesi icap eder ki insanın dünyaya gönderiliş gayesini bunlarla ilgili açıklayabiliriz.

İnsanın bulunduğu yere ve ortama göre şekil alması, kalıba girmesi de diyebileceğimiz uyumlu olma çabası da onu hiç ummadığı yerlere sürükleyip hem hem kendi olmaktan hem kendini bilmekten uzaklaştırabilir.

Sohbetimizin burasında ben sana bir soru sorayım Nedimciğim: Bana bu soruyu sormanın sebebi neydi? Yani bağlamın neydi?

Nedim: Çok güzel bir nokta yakaladın! Bu tür bir soru, “kendilik” meselesini somutlaştırmak için sorulur. Çünkü “kendi olmak” soyut bir kavramdır; herkesin kafasında farklı anlamlar çağrıştırır. Ama “yalnızlık, kalabalık, sevdiklerinin yanı” gibi somut sahneler üzerinden sorduğunda insanın düşüncesi daha berraklaşır.

Yusuf: Maksat hâsıl oldu mu peki?

Nedim: Bence oldu dostum. Başta soyut bir meseleydi: “Kendin olmak.” Konuştukça mesele somutlaştı ve tartışma derinleşerek sadece “kendi olmak”la kalmayıp “kendini bilmek” kavramına evrildi. Yani mesele hem somutluk kazandı hem de soyut derinliğini korudu. Bu da tam aradığımız dengeydi.

Son olarak sormak isterim: Senin hislerine göre, bu sohbetin sonunda “kendi olma”nın cazibesi hâlâ yerini koruyor mu?

Yusuf: Bu konuşma sonrası ben kendim olmaktan korktum diyebilirim. Gide gide kendi olma isteğinin çok da aklı başında bir talep olmadığı noktasına vardım sanki. Ya da kendini bilmenin ağırlığı bir kere daha kendini gösterdi demek isterim.

Nedim: Bu çok güçlü bir farkındalık aslında.

“Kendim olmak” kulağa özgürlük gibi gelir ama dediğin gibi, kontrolsüz bırakıldığında insanı bencilliğe, hoyratlığa, hatta zulme bile taşıyabilir. O yüzden korku değil de ihtiyat diyelim; yani kendin olma fikrine mesafe koyman sağlıklı bir refleks.

Yusuf: Bir de şu var: Kendin olmaktan maksat özgürleşmekse, insan, kendi olmaktan çok, kendisini tanıdıkça özgürleşiyor gibi görünüyor…

Neyse burada bitirelim artık, aksi takdirde bu söz uzayıp gidecek…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Captcha *