Yusuf Ünal

Sokak Düşlemesi

Okuma süresi: 4 dakika

Beşinci kattaki odamda sırtımı sokağa, yüzümü duvara dönmüş telefonuma bakıyorum. Ekranıma bir resim düştü. Yukarıdaki kattan borulara sifon sesi boşalıyor, yan dairedeki kadın çocuğunu azarlıyor, aşağıdan geçen dolmuşlar havalı kornaya asılıyor. Necatigil’in sokakları gibi dışarısı. Çıkınca yarı yarıya eksiltir insanı, üstelik kirlidir de. Sokaktan bakınca katran gibi camlara yapışır perdeler. Tüller havalanmaz pencerelerde, iğne oyaları görünmez. Pencere gerisinde büyüyen çiçekler renksiz, solgun ve isimsizdir.

Hepsine inat, ekranı kapatıp bir sokak düşlemesine koyuldum ben de. Tenha bir temmuz günü, taş evlerle çevrili dar bir sokak, taş döşeli. Sokağın kadraja en yakın yerinde bir tombul limon ağacı. Birer fener gibi ışıldayan limonlar. Ağacın altında küçürek iki masa, birkaç tabure ve sandalye. Kuşlar dal değiştirdikçe masa örtüleri kıpraşıyor. Bulutların çıkınında/ Mis kokulu güvercinleri gökyüzünün/ Çıldırtırlar insan gözlü kedileri.  

Oktay Rıfat’ın şiirinden çıkmış bir sokak sanki; ağaçlı, serçeli, börtülü böcekli. Geceleri yıldızların serpildiği hani; kuş kafesi sokaklardan, gökyüzüne asılıBir kilim bir masa bir limon ortada. Evlerin önünde ağaçlar sonra, sekiz on kedi, bir düzine çocuk. Ellerini güneşe siper edip ağaçların tepesine bakıyor çocuklar, yusufçuk diye bağıran kuşları görmek için.

Bir öğle sonrası bu sokağa giren olsasokağı uykuda bulur. Kiremitlerde yansıyan Temmuz/ Ve maviliğe saplanmış sivri damlar görür. Camlarından kızıl biberler sarkan evler sokağa bakıyordur. Ev içlerinde sessiz ve mütevekkil insanlar. Bir köşesinde dalgın Kuran okunan, karşısında sessizce gergef dokunan; asma saatte tık tık zamanın hazin çarkı dönen; çam kokulu tahtaların gıcır gıcır silindiği, suların cömertliğinin bilindiği; komşuya hatır soran sıra sıra terliklerin, ölçülü uzaklıkta yakın beraberliklerin yaşandığı evlerdir bunlar. Necip Fâzıl’ın, gönül bucağı; tadı, rengi, ışığı, anne kucağı…

Öyle ya, en çok da şairler gezinir benim düşlediğim sokakta.Şairleri büyüten sokak anne işte bu sokaktır.Necip Fâzıl bu sokağı kaybettiği için kimsesiz bir sokak ortasında kalakalmıştır. Kalmıştır da; içinde damla damla bir korku birikmiş, her sokak başını devlerin kestiği vehmine kapılmış ve gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi gördüğü evlerin üstüne camlarını hep simsiyah diktiğinden korkmuştur. Ama nihayetinde bir şekilde o da sokakla barışmış, kaldırımlar onu da emzirmiştir.

Emzirirler. Çünkü benim düşlediğim sokakta, Tanrı’nın verdiği elemden pervası yokmuş gibidir kimsenin. Her gün herkesin aklından kendi ölümü geçse ve doğan güne kimsenin hükmü geçmese de işte daldaki kuş, evin önündeki serin avlu, şu içeri dolan ışık onları yaşama bağlar ve buralarda Cahit Sıtkı’mızın sandığının aksine, illa halden anlayan da bulunur. Yeter ki gün eksilmesin pencerelerinden.

Yürümek, âh yürümek bir huzurdur benim düşlediğim sokakta. Ümit Yaşar’ın sözünü ettiği sokak burasıdır! Pırıl pırıldır parke taşları/ Ayağın değsin yeter/ Açılır kapısı cümle güzelliklerin/ Kaldırımlar taş mıdır, çimen midir, bilinmez … Sen yürürken bir kilim dokunur kilometreler boyunca/ Düşer kaldırımlara nakış nakış güzelliğin…

Bazı mekânlar konuşmaktan çok susmayı telkin eder insana. Güneşin, şakayıkların ve mimozaların gölgesini taş döşeli kaldırımlara serdiği bu sokak da onlardandı bence. Atik-Valde’den İnen Sokakta’ki gibi sükûnetin bir tatlı intizâra çevrildiği tenhalık hâkimdir oraya. Normalde konuşkan biri sayılmama rağmen bende susma isteği uyandırdı. Ama öyle sitemli, kahırlı bir susuş değil. Dingin ve huzurlu, içine eğilir gibi bir susuş.

Edip Cansever’in yaşama sevinci içindeki Adam’ı gibi hani. Limon ağacının altındaki masaya anahtarlarımı koyardım misal. Bakır kâseye çiçekleri, sütümü yumurtamı, yaprakların arasından gelen ışığı koyardım. Karşımda biri varsa o da bisiklet sesini koyardı belki, çıkrık sesini, ekmeğin ve havanın yumuşaklığını. Aklımızda olup bitenleri koyardık, ne yapmak istiyorsak hayatta işte onları… Masa da masadır hani, bana mısın demezdi bunca yüke.

Ve nihayet kavuşurken gün, iğdenin altında, yapraklar içinden sarkan gök sokağın üstüne yorganı çeker. Komşu ihtiyarlar ertesi güne çıkmak umuduyla bırakıp giderler iskemleleri. Dostluklar karşı karşıya kalır. Geceleri yıldızlar kıyamet gibi yağar kaldırımlara.

İşte burası, benim düşlediğim, düşleyerek kurduğum bu sokak bir mesut insanlar fotoğrafhanesidir ve burada Ziya Osman Saba’ya da yer vardır. Eh, her bir şey tamam da bir de ad vermek gerektir bu sokak düşlemesine. Perçemli Sokak desem? Olmaz, kullanılmış. Sormagir Sokağı? Kullanılmış. Pürtelaş Sokağı? Hayır. Tavuk Uçmaz Çıkmazı? Cık…

Madem ben de Düşleme Sokak diyeyim benimkine, ütopik sokak yani. Galiba ancak ütopyalarda rastlayabiliriz artık ona. Bizler ki tenhalıktan, dinginlikten ve mavi denizden, çiçek kokularından ve kuş seslerinden sürülmüş talihsizleriz. Kulaklarımızda sifon ve korna sesleri, burnumuzda ter ve kavrulmuş soğan kokuları yaşayıp gidiyoruz, yaşamak denirse buna…

Ama bizim de yaşadığımız hayattır kardeşim/ biz de soluk alıp vermedeyiz/ yani her insan gibi sevmekteyiz, sevilecek şeyleri/ bir kır çiçeğini çimeni toprağı börtü böceği/ kurban bayramlarında kınalı koçları. Hayal de kurmayıp ne yapalım yani! Büsbütün el etek mi çekelim yaşamaktan.

Hayır, bir ihtimal daha var. Belki hayallerimiz bir kaçış rampası açar önümüze. Benim de senin de bulutların olur dostum, kuzular gibi dizinin dibinde. Senin de düşlediğin sokakların olur. Ekinin ekmekten başka düşündüğün anlamlarını öğreniriz o zaman, davarın gütmekten başka sevdiğimiz yanlarını…

Doğrudur, gerçek sokaklara gücümüz yetmiyor; korna, ter, telaş… Ama yine de içimizde bir yerlerde durmadan dönen bir hayal değirmeni var. Gerçek kaldırımlarda tökezlesek de düşleyeceğimiz sokaklarda hepimize yetecek kadar gölge, kuş sesi ve serinlik var. Bir gece vakti aşk değilse de hayal tutar belki elimizden de geçeriz düşler sokağından, ceplerimizde hacıyatmazlar.

One thought on “Sokak Düşlemesi

  • kemal

    Epeydir böyle sokaklar görmedik hatta hayal bile etmedik. insanın hayallerini bildikleri ve gördükleri zenginleştirirmiş. bilmediğinizi hayal edemezsiniz. birşeyi birşeye benzeterek, bilgiyi dönüştürerek düşünür yazarsınız. yıllardır çiçeksiz sokaklar, yan yana bitişik nizam aynı evler, sokaklarında çocukların koşmadığı, hatta kaldırım taşlarının bile bulunmadığı mahallelerde oturuyoruz. ne senin gibi sokak tarifi yapan bir ecnebi yazar okuduk ne de eski sokakların ruhunu anlatan Türkiye’li aydınlar raflarımızda yer buldu. velhasıl bu yazı bana iyi geldi. çıktım baktım kapıya sokak aynı sokak ama bendeki imajı değişti. şimdi baharı bekliyorum. hele şu kar bir kalksın gör bak sokağımız ne güzel şenlenir..

    Yanıtla

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Captcha *