4 Kardeş / 4 Gelin

Okuma süresi: 3 dakika

1.GÜN

“Seni öldüreceğiz babalık! Hepinizi… Seni ve o domuzu ve şu insan evladını…”

“Şaka yapıyorsun, değil mi? Peki neden? Bizim suçumuz ne?”

“Buradasınız. Buradasın babalık! Suçun bu! Hepinizin suçu bu! Burada olmak!”

Yine öyle olmuştu.

Unutmuştum işte!

O sahne paslı bir çivi gibi saplanmıştı göğsüme ama filmin adını bir türlü hatırlayamıyordum. Kafamda halledemediğim bir soru olunca hikâyeme de kendimi veremiyordum.

Ben filim ile hikâye arasında sıkışmışken Remzi gelmişti yanıma. Kuaför olan bu dostumun en büyük özelliği bir türlü aradığı kadını bulamamasıydı. Üçüncü eşinden boşanalı bir hafta olmuştu ve fena halde bunalımdaydı.

Olayları, isimleri ve tarihleri karıştırarak anlatmıştı hikâyesini uzun uzun.  Birinci eşiyle yaşadığı bir sorunu sonuncuyla yaşamış gibi anlatıyor; sonuncu eşinin babasıyla ikinci eşinin babasını farkında olmadan yer değiştiriyordu. Hatta bir ara ölmüş olan üçüncü eşinin annesiyle birinci eşinin annesini karıştırmış ve ölmüş kayınvalidesini kendine büyü yapmakla suçlamıştı. Bu sapmalar onu nereye götürecek diye beklediğim anda söylemişti o sözü:

“Yarın yaşamak için bir sebep bulmalıyım!”

“Ben ciddiyim!” diye de birkaç kere tekrarlamıştı. Baktım iş uzayacak onu kokoreç –ki çok severdi- yemeye götürmüş ve üstüne de iki tavla atmıştık. Biraz iyi gelmişti sanırım.

Remzi ile tavla oynarken –sebebini bir türlü anlayamamıştım-  dedemin tekrarı gelmişti aklıma:

“Ama işte!” derdi hep.

Beni hayata, yaşadığım çağa, o güne ve kendi gerçeklerime çağırmanın ünlemiydi bu.

“Ama işte!”

2.GÜN

Ertesi gün apartman yöneticisi yine çıldırmış olarak –aidatlar tam toplayamamıştı- kapıma dayanmış ve “Komşu az bir dışarı gelir misin?” deyip beni dışarı çağırmıştı.

Adamdan resmen tırsıyordum. Yani insan ailesinin yanından böyle de çağrılmaz ki arkadaş. Dövecek mi –ki mahalle bıçkınları “öpecek” derdi-  sevecek mi belli değildi.

Yönetici bana bir şeyler söyleyecek diye beklerken doğruca kapıcı Mikail’in yanına gittik. Anlaşılan eksik aidatların acısını garibandan çıkaracaktı. Daha askerliğini yeni yapmış çiçeği burnunda bir gençti Mikail. Ailesi vermeyince eşini kaçırmış ve bir umutla kendilerini koca kente atmışlardı.  Elinde meslek yok, diploma yok, para yok…

“Bak Mikail! Elektrik parası vermiyorsun, su parası vermiyorsun, kira parası vermiyorsun…” diyerek uzun uzun saydırdı.

Ha bire bunları garibanın kafasına vurmaya ne gerek var ki! Hem de eşi arkasından korkulu gözlerle bakarken.

O gün dayanamamış ve “Murat Amca, bir erkeğe eşinin yanında böyle sözler söylenmez. Eğer bunları söyleyeceksen dışarı çağırır onunla tek başına konuşursunuz. Sizin bu yaptığınız …” deyip –daha fazlası da vardı- adamla ipleri koparmıştım. Bu çıkıştan sonradan üzülmüştüm ama acayip de rahatlamıştım.

Filmin konusunu birkaç arkadaşa anlattım ama bir yanıt alamamıştım. Hikâye de biraz kıpırdanma olmuştu sanki.  

3.GÜN

O gün yeni marketin açılışı vardı. Hani şu mantar gibi çoğalanlardan birinin.

Bizim bakkal çıldırdı tabii.

Haksız da sayılmazdı hani. Yıllardır kahrını çektiği o kadar müşterisini kaybedecekti sonuçta.

Gün boyu yeni markete gidip gelen müşterilere bakıp bakıp bir şeyler sayıklamıştı.  

O gün de hikâyemde bir arpa boyu yol alamamıştım. Üstelik inatlaştığım hafızam da filmin ismini ana hatırlatmıyordu.

4.GÜN

Hafta sonu oto pazarında.

Araba yine elimde kalmıştı.  Bakımı, vergisi, muayenesi yaklaşmıştı ve benzinden tüpe geçişte de ciddi sorunlar yaşıyordum… Alıcılara bunları söylediğimde arabaya bakmıyorlardı bile. Son çare çocukları da alarak -hanım temizlik yapacak, biraz da kafa dinleyecek ya- oto pazarına gitmiştim.  

Fiyaskoyla sonuçlandı tabii!

Bu tamamen benim suçum da sayılmazdı aslında. Galericiler bütün iyi yerleri kapmışlardı. Ben gün boyu iyi bir yer ararken adamlar bir gün önceden arabalarını en havalı yerlere koyup çoktan ellerine çekirdeklerini almışlardı. Hatta bazıları evden teşkilatı getirip çilingir çevirenler bile vardı.  Nereye gitsem, “Hooop birader!” ler havada uçuşuyordu. Birine biraz diklenir gibi olmuştum da etrafım bir anda aynı tip adamlarla sarılmıştı. Neyse ki çocukların yanımda olması beni temiz bir dayaktan kurtarmıştı. O zaman tanımadığım biri fısıldamıştı o sözü kulağıma:

 “Bunlar mafya, mafya!” diye.

İnanmamıştım ama o adamları da hiç sevmemiştim.

Arabayı satamayınca akşam markete gitmeyi de unutmuştum.  

Eve gidince boş ellerini gören hanım, “Hadi öbürleri neyse de çamaşır deterjanını da mı unuttun?” diyerek karşılamıştı beni. Sorunun mantığına bakır mısınız? Markete gitsem zaten listedeki her şeyi alırdım. Demek ki gidemedim. Aslında orada susabilir ve olayı büyütmeden atlatabilirdim ama cümle sersemletmişti beni. Attığı yumruk yetmezmiş gibi,  “Anlayamadım!” deyince final yapmıştı:

“Yarın kirlilerin içinden istediğini seçme hakkını kazandınız bayım!” dedi.

Gel de bu kafayla hikâye yaz! Filmin ismini de hatırlamak istemiyordum artık.

5.GÜN

Tuhaf bir haftanın sonunda bitirmiştim o öyküyü.

Uzun zamandır izlediğim dört kardeşti onlar. Birbirleriyle yıllardır küs olan dört kardeş. Sadece kardeşler değil eltiler –gelinler- de konuşmazdı birbirleriyle. Hikâyenin dramatik tarafı ise bu dört kardeşin babalarının yatalak olması.  Hiç kimse adamcağıza bakmaya yanaşmıyordu.

Hikâyeyle o kadar çok oynamıştım ki sonunda bağlamından kopacak korkusuyla ilk nüshasına geri dönmüştüm. Gün gün aldığım o küçücük notları alt alta koyup tamamlamıştım hikâyeyi.

4 KARDEŞ/4 GELİN

Hayat!

Yaşamak.

Bir “geçmiş” in ardına gizlenmiş bir “geçmiş” daha.

Ölümü/nü beklemek tuhaf bir his olsa gerek.

Dört kardeş / dört gelin alemlik olmuş hırsla birbirinden habersiz söyleniyorlardı:

“Bu adama kim bakacak?”

“Bu adama kim bakacak?”

“Bu adama kim bakacak?”

“Bu adama kim bakacak?”

Gün kabaran bir dalga gibi örttü geceyi.

Sadece geceyi mi? 

Her şeyi.

Sabah okunan sala ile yeni bir gün başladı. 

Her yerde.

Gün!

Dört kardeşi tek tabuttan tutmuş gördüler.

“Kim?” diye sordular az kişili cenazeyi görenler.

“Babaları!” dedi garip kılıklı bir adam. “Yatalak babalarıymış!”

Cenazede:

Dört kardeş yan yanaydılar.

Ama:

Yine de konuşmuyorlardı.

Sonra mezara bıraktılar:  Sessizce babalarını.

Hikâye tam bitmişti ki aklıma gelmişti:

Lady in a Cage!

Evet, filmin ismi tam da buydu.

One thought on “4 Kardeş / 4 Gelin

  • Mart 31, 2019 tarihinde, saat 07:49
    Permalink

    bir romanın farklı bölümlerinden alınmış parçalar okudum sanki…
    olaylar düzenli bence ama kendi içinde; ama bir ucu çinde:))

    Yanıtla

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit exceeded. Please complete the captcha once again.