Yük

I.

Ey yolcu,

dünyayı omzuna alıp,

huzurundan olma.

Sen altına girmesen de düşmez, döner.

Sen sallayıp durmasan da akar

kum saatinin kumu.

Zaten doğacak günü,

kement atıp çekemezsin.

Yağmur da bulut seni sevdi diye yağacak değildir

II.

Levha

Büyük bir gemiye iki yolcu bindi. Ellerinde tahta bavulları, sırtlarında dürülmüş yorganları, belli uzun yola gidiyorlar evden uzak.

Kamaraları olacak değil ya, güverteye çıktılar, başka yoksulların yanına.

Biri bavulunu koydu, üstüne yorgan dürümünü; sonra oturdu yorganın üstüne dalgaları, martıları izlemeye başladı. Baktı arkadaşı öylece ayakta, elinde bavulu.

Koysana yükünü, dedi yolcu. Bu yol böyle çekilir mi?

Her yan hırsız uğursuz dolu dedi arkadaşı. Ya bir şey olursa? Ya gemi sallanınca denize düşerse?

Güldü yolcu: Hiç olur mu, dedi. Bizi de yükümüzü de bu gemi taşıyor. Yük giderse sen de gidersin zaten, elinden bir şey gelmez.

Yine de tedbiri elden bırakmamak lazım, dedi arkadaşı, neme lazım.

Hemşerim, sen tedbiri yanlış anlamışsın, dedi yolcu, işte gemiye çıkarken elimize aldık ya bavulu, odur tedbir. Bir köşeye atıp bırakmıyoruz ya güvertede, üstüne oturuyoruz, arada gezinsek de dönüp eşyalarımızın yanına geliyoruz, işte odur. Gerisi gemiye kalmış, geminin güvenliğine, kaptanına kalmış.

Bu meseli anlattı Nurslu Bilge. İşte, dedi, dünya da böyle bir gemidir. Başımıza üşüşen olaylar, bizi tehdit eden dalgalar gemiye çarpar, köpükler saçar geçer. Elimizden gelen kaptana güvenmek, yükümüzü güverteye bırakıp arada kontrol etmektir.

III.

Muallime sordu, “kınanan tedbir nedir?”

“Takdiri unutturan tedbir kınanıyor,” dedi muallim, “uzun emele sürükleyen tedbir kınanıyor. Sahibine gereksiz yük olur böylesi, fazladan bir işe de yaramaz.”

“Yani plan yapmayacak mıyız yaşarken?”

“Yapabiliyorsan sen bilirsin, ne kadar planlayabilirsin ki hayatı?”

“Hiç mi faydası olmaz planın?”

“Elini kolunu bağlayacaksa, kendi koyduğun kuralın esiri olacaksan zararı bile olur. Plan yapacaksan istediğin an değiştirebileceğini, kendi çizdiğin yola mahkûm olmadığını bilerek yap. Ya da önüne tercihler çıktıkça seçmekle yetin. Belki doğaçlama yaşamak daha iyidir.”

“Bilemedim,” dedi yolcu.

Yol arkadaşı, “ben de bilmiyorum,” dedi.

Sonra ekledi:

“Pir şöyle demiş: Zaruri tedbir gereklidir gerçi, tedbir etmemek için tedbir edin.”

Anlamadı yolcu, soran gözlerle bakıyordu.

Defterini açtı okudu yol arkadaşı:

“İskenderiyeli Pir de şöyle söylemiş:

Nefsini rahat tut, tedbir etmekten,

Altına girme bir işin ki,

Başkası senin için yüklenmiş.”

“Ne demek bütün bunlar, anlamak zor?”

“Rızka Allah kefildir, gelmeyen zamanın işiyle kalbini yorma, elin yetmez nasılsa yarının işine. Önüne gelince yapışırsın sebeplere, yarının yükünü şimdiden omzuna alırsan bugüne güç yetirmen zorlaşmaz mı?”

IV.

Sohbete devam ettiler, o söğüt altında, pınarın başında.

Bir ara defterine Ganjlı bir bilgenin sözlerini yazdı yolcu:

“Ey, kendi varlık yükünü, kendi sırtında taşımaya çalışan akılsız!

Ey, dilenmek için kendi kapısını çalan dilenci!

Bütün yükünü, taşıyabilecek olanın ellerine bırak

ve asla arkana dönüp bakma.”[1]


[1] Tagore, Gitanjali IX

28 thoughts on “Yük

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.