Kerim Arda

“Yeni Bir Gün Doğdu”

Okuma süresi: 3 dakika

Kulağım, büyülü bir sese takıldı kaldı. Sözlerin desenini notalardan ayırmak oldukça zor. Sus, şimdi gökyüzünde bir ışık görüyorum diyor; ama nasıl. Gayriiradî, denizler geçiyor zihnimden. Maviliklere çekip gidiyor içim.

Daha önceden de dinlememe rağmen sözlerini henüz öğrenebildim. Kısmet işte, nereden düştüyse aklıma? Öğrendim ve bendeki karşılığı büsbütün değişti. Ses, müzik ve mânâsıyla büyüleyici bu şarkının adı: “A new day has come: Yeni bir gün doğdu,” sanatçısı da Celine Dion’dan başkası değil.

Yaşadığımız çağda olağanüstü bir ses virtüözü ile karşı karşıya olduğumuz kesin. Bir rüyayı andıran bu ses, insanı, bulunduğu zaman ve mekândan bir başka âleme götürebiliyor. Başkasını bilmem; ama bendeki karşılığı berrak bir su, mavi bir deniz ve uçsuz bucaksız bir gökyüzü oldu. Zaten ruhum, maviliklere kanat çırpmaya müsait bir albatros.

Düşünüyorum da, çoğu zaman şiiri bile aşabilen müzik, kesinlikle bu dünyalı değil. Yüce sanatkârın  lütfettiği, cennetsi, hususi bir armağan o. Tıpkı, renkler, kokular, tatlar ve harfler gibi, buna şüphe yok. İşte bu ses de öyle, sanki bu dünyalı değil. Başka bir âlemden, başka bir rüyadan geliyor bize. Kaşıkçı elması ne ki?

Normalde, dinlediğimiz bir şarkının sözleri, ikinci planda kalır bazen. Çünkü söz, anlaşılmak için zihni oyalar. Bu esnada melodinin ve sesin büyüsü arka planda kalabilir. Mânâsı anlaşılan türküler ve şarkılar elbette ki tanıdık coğrafyaları, resim ve tabloları zihne taşır. İnsanda bambaşka hisleri tetikler ve belki ağlatır, bozlaklar gibi. Ama öyle şarkılar da var ki söz, müzik, beden ve ruh gibi birbirini tamamlar.

Lâkin bu durum sıkça görülmez. Nitekim birbirine sinen ses ve müzik, hayalimizi daha bir zorlar. Muhayyile gücü oranında bir şeyler fısıldar dinleyene. Bu durumda, nasıl ki “Kalktı göç eyledi Avşar elleri…” bozlağıyla Muharrem Usta, bir kavmi, bir kültürü ve bir medeniyeti hep birden zihinden göçürüyorsa, Celine Dion da, “Yeni bir gün doğdu” şarkısıyla, bir başka âlemin bahçelerinde, maviliklerinde dolaştırıp yeni gün doğumlarını seyrettirebiliyor insana.

Bakın, ne diyor: Uzun zamandır bekliyordum./ Bir mucizenin gelmesi için./  Herkes bana güçlü olmamı söyledi./ Dayanmamı ve gözyaşı dökmememi./ Karanlığın ve iyi zamanların içinden/ Ayakta kalacağımı biliyordum./ Ve dünya her şeye sahip olduğumu düşündü./ Ama ben senin için bekliyordum.”

Evet, hangimiz bir şeyleri beklemiyoruz ki. Şu yalan dünyada acı, karanlık ve gözyaşı hiç mi hiç eksik olmuyor. Bizlere de dimdik ayakta kalmak düşüyor. Neyse ki sabrın sonu selamettir. Yıpratsa da ruhlarımızı, her bunalmışlık sonrası bir ferahlık mutlaka geliyor ve gelir. Celine’e kulak verelim:

“Sus, şimdi gökyüzünde bir ışık görüyorum./ Ah nerdeyse kör ediyor beni./ Bir meleğin bana sevgiyle dokunduğuna inanamıyorum./ Bırak yağmur yağsın ve gözyaşlarımı silsin./ Bırak ruhumu doldursun ve korkularımı yok etsin./ Bırak duvarları yıksın yeni bir güneş için./ Yeni bir gün doğdu./ Bir zamanlar karanlık varken şimdi aydınlık var./ Bir zamanlar acı olan yerde şimdi neşe var./ Bir zamanlar zayıflık olan yerde gücümü buldum./ Hepsini bir çocuğun gözlerinde buldum.

Evet, şarkıda her ne kadar Hazreti Mesih’i düşündüren bir yön varsa da, satırlara daha geniş bir açıdan ve kendi düşünce ufkumuzdan baktığımızda, çile üstüne çileye maruz bırakılan, buna rağmen küllerinden yeniden doğan mazlumlar geliyor akla. “Yeni bir dünya” heyecanıyla dünyaya açılan ve “dil ve kültür festivali” ile salonlara, ülkelere sığmayan yorgun kalpler, yepyeni günlerin ışıltısını çocukların gözlerinde buluyor. O çocukların bu müjdeyi şiir, şarkı ve halaylarla duyurması ne hoş bir tevafuk.

Bu noktadan bakınca, “Yeni bir gün doğdu” şarkısı ile yıllardır kalplere serin esintiler taşıyan o kutsi sesin “Yeni bir dünya” rüyası arasında bağ kurmak hiç de zor olmuyor. Gördüm nurlu geleceği rüyamda bir gece/ Işıklar yağıyordu her yer sessizce/ Ahenkle işleyen saat gibiydik/ Bir bir silinip gitmişti karanlık geceler.// Ne civanlar, yüzlerinde gariplik rengi/ Anladım ki bunlar ilk kutsiler gibi/ Şükranla gezenler vardı kol kola/  Sonra bir bir ulaştı herkes bu yola/ Yeni bir dünya kuruyorlardı./ Her taraf gökler gibi pırıl pırıl… Elbette ki bu da bir tevafuk; ama çok zarif.

Evet, yeni bir dünya kurulmadı henüz. Acı ve gözyaşı yine her yanı sardı. Ama tıpkı kış gündönümü gibi, baharın ve yazın tebessümü gönülleri okşadı. Varsın biraz daha üşüyelim. Yorgunlar, gücünü yeniden buluyor. Bir yerlerde kardelenler filize duruyor. Ve her şey çocukların gözlerinde saklı. O çocuk, Aytmatov’un “Beyaz Gemi”sinde kaybolan çocuk. O çocuk, dünyaya inciler gibi saçılan festival çocuklarının her biri. Alkışlıyorum hepsini.

Müzik hiç bu kadar mânâlı olmamıştı. Şiir ve folklor müjdelere hiç bu kadar yakışmamıştı. Neşeli şarkıları dinlerken, kıpır kıpır halaylarla coşarken gözyaşı dökenler, dün ve yarını bugünde buluşturmanın sevincini duysunlar doya doya. Zira yeni bir gün doğdu gerçekten.  Ve bir ses, bir şarkı beni nerelere getirdi, görüyor musunuz?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Captcha *