Dünyanın Uzun Kışlarına ve Beklemenin Saadetine Dair Birkaç Kelam

Okuma süresi: 3 dakika

Kendi yaşından haberdar olsa da insan dünyanın yaşını bilen yok. Birkaç tahmin sadece. Bunu bilmenin kimseye dişe dokunur bir faydası yok üstelik. Lakin zihnim nasılsa kendi bedeninden ayrılıp,  ayrılma dediysem rüya görürken ruhun durumu gibi,   dünyayı seyrediyor. Kendine bakıyor; siz de kardeşim gibi bana gülüp  ‘Bu nasıl bir kafa!’ demeyin. Abuk subuk çalışıyor belli. Ne denir? İşte bu zor zamanlarda daha çok düşünüyorum; böyle, yani dünyaya ve kendime kendimden çıkarak bakmayı. Kendimi daha güçlenmiş hissetmeme rağmen bir yandan da zayıf hissettiğim oluyor; çelişkili bir durum. Ama bu hal de bana dâhil.

Kendimden çıkıp hayata baktığımda, bu duruma daha çok yürüyüşlerimde rastlıyorum. Kalbime, aklıma gelen hafifliği de inkâr edemem, bunun keyif verici yanı da var. Acısı şu ki, kendimin şaşkın hali. Hayatın özünü anlamamış, şaşkın, ham halim. Olaylar karşısındaki acemi çaylaklığım. Ne zaman tam olarak bileceğim. Bilmek…  Ömür, balından ne zaman bana bir dirhemcik sunacaktır, bilinmez. Olduğu yerde duran, lakin yürüdüğünü sanan,   iki yıl sonraki hayrı görmekten uzak bana. Hayat diyerek boynumuza astığımız madalyonun bir yüzünde kesinlikle beklemek yazıyor, diğer yüzü meçhul…

Beklemenin, sabretmenin sunacağı saadetlerden niçin bu denli uzağım diye soruyorum kendime. Beklemenin saadeti öğretilmedi bana. Hayır, hayır doğru değil bu. Zihnim beni yanıltıyor. Çocukluğumun uzun kış gecelerinde dinlediğim şiirli masallardaydı onun güzelliği. Sobadaki kestanelerin çatlayan sesinde. Dedemin masallarında uzanan uzun ince yollarda. Annemin uzayan sessizliklerinde kol geziyordu. Sanırım onu en çok kışın kış gibi olduğu zamanlarda öğrendim. Lapa lapa kar yağardı, kapının önü, bahçe karla dolardı. Sadece acil  işler için dışarı çıkılırdı. Firari kartopları. Bakkal ihtiyaçları. Belki başka birkaç önemli şey. Beklerdik. Gözümüz pencerede. Uslu kar. Hırçın kar. Çoğu zaman beklerdik.  Karın dinmesini, sarkıtların erimesini. Annelerin, babaannelerin, halaların yengelerin endişelerinin sükuna kavuşmasını,  şiirli masalların bitmesini. Şimdi düşünüyorum da mevsimler ve bize öğrettikleri arasında sezgiyle bildiğimiz şeyler var sanki.

Kış, bekleyiş… Sessizlik. Sessizlik yumuşak kar taneleriyle gelirdi.  Çatılara, yapraklara, toprağa,  merdivenlere, ellerime, yüzüme, hırkama, hatta bazen arkadaşlarımın sesine, koşan kelimelere, kahkahaların içine sessiz inişler yapardı, o güzel şekiller… Çocuk yanım onlara bakardı eriyene kadar. Bahçedeki kar adamın güzelliğini damla damla eritirdi güneş. O güzel, sessiz zamanlardan kayboluşlar, gidişler yerleşmiş hafızama. Yıllar sonra fark edilen şeyler listemde bu.   Belki de bu yüzden ruhum karın yağmasını istiyor. İçimdeki hırçınlıklar, kabaran dalgalar dinsin diye istiyorum karın yağmasını. Çok kar yağsın da içime doğru çekileyim, kalbimin buz tutmuş odalarına gireyim istiyorum, usul usul yağan kardan cesaret alarak.

Kar, kışa yakışır şekilde uzun uzun yağdığında; dizlerimize kadar. Soluğu mahalle meydanında alırdık.  Büyüklerimizin bizden  isteği bu kaçışların azalmasıydı, kar zahmetlidir. Kıyafetler kurutulacak, çocukların hasta olmaması için şifalı şerbetler hazırlanacak. Sobanın üstünden ıhlamur eksik olmayacak. Kapının önü sık sık süpürülecek. Don olaylarına karşı tedbir alınacak. Babaanne ve dedenin abdest suları soğuk olmamalı. Güğümden su eksik edilmeyecek. Uzun kış gecelerinde karla kaplanan yolların açılmasını bekleyenler, beklemenin sırrına erenler, Kaderin sunacağı beklemeleri belki daha sükunetle karşılıyorlar. Hayatın meyvelerini toplamak için uzun ve karlı kışların geçmesi gerektiğini iyice öğreniyorlar. Belki…

Karın yağışını pencerelerin iç kısmından seyredenler, uzun gecelerin masallarından kulağına küpe kalanlar, kışın kar, yazın bereket, sözleriyle büyüyenler, Kara Davut kitabından ilahileri ninni niyetine dinleyenler mevsimleri farklı değerlendirir. Bunu coğrafya kader denkleminde ele almak ayrı bir düşünme konusu. Yalnız yaşadığım coğrafyadaki eski kışları özlediğimi inkar edemem. Eski kışlar, karın felaket gibi algılanmadığı, iki üç günlük değil de mevsimince yağdığı zamanlar. İncecikten yağdığında Karacaoğlan’ın türküsünün eşlik ettiği dönemler.  Kar şiirleri de çağın hızı karşısında eriyip gitti, galiba.

One thought on “Dünyanın Uzun Kışlarına ve Beklemenin Saadetine Dair Birkaç Kelam

  • Ocak 21, 2021 tarihinde, saat 05:51
    Permalink

    Nerede o eski karlı günler yazısı. Hatıralarımızda çok şey var anlatacak.

    Yanıtla

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir