Felsefe Yap(ma)

Felsefe; aramak, sormak, derinlere inmek.  Gerçeğin farklı yüzleri üzerine kafa yormak. Kavram/nesne/olay/durum neyse onun üzerine düşünmek. Onun nasıllığını, niçinliğini araştırırsan felsefeye adım atmışsındır, çünkü felsefe sorgulamaktır.

Sorgulayıcı düşünce tabiri sert bir hâkim gibi görünse de uzun, dolambaçlı ve karmaşık yollardan geçmez.   Onu anlaşılmaz kelime yumağı haline getirmenin de lüzumu yoktur. Onun uzun okumalar, çok derin düşünüşlerle bir parçacık ilgisi olsa da çıkış noktası soru sormaktır. Günlük hayatımızda birçok soru sorarız ama bunlardan kaç tanesi merak ettiğimiz basit bir açıklanmanın ötesine geçer? İşte felsefe bu soruların da ardındaki noktada başlıyor zannımca. Felsefe basit cevaplarla yetinmez;  yani gerçeğin bir yüzüyle yetinmez; limonun sadece bir yanını görmek istemez, parmaklarıyla kontrol ederek ovalin ucundaki düğmevari sertliği de hisseder, onun kendine has özelliklerini görmek ister. Evire çevire inceler onu. Sonra der ki: Limon, oval biçimli, parlak sarı renkli, pütürlü dokusu olan, yumuşak bir nesnedir.  Kişi biraz daha meraklıysa limonun faydaları, yetişme ortamı vb soruların da cevabını bulur.  Hatta daha da ileri gider, onun diğer varlıklarla arasındaki irtibatı inceler. Nihayetinde bu dünyanın büyük yapboz olduğunu fark eder ve ondaki bir parçanın eksikliğiyle yapının bozulmaya başladığını da. Limon, yapbozun küçük bir noktasıdır ama her şeyle de irtibatı vardır.  O,  çıkartılsa bu büyük resimde boşluk olur, yeri dolmayan oval, sarı boşluk. Bal arısının sarısıyla dolduramayacağımız bir boşluğa ulaşırız belki.

Felsefe; zor gibi görünen, birçok yabancı kelime ve diyalektiklerle örülmüş cümleleri sayesinde insanları kendinden uzaklaştırmıştır. Halbuki yukarıda anlattığımız gibi felsefe bir limon üzerinde düşünmekle bile başlayabilir. Onun abes çehre almasında asıl sorumluluk felsefe babalarının ve felsefe hakkındaki yaygın yanlış ve ağır algının katkısı yadsınamaz. Bilmiyorum felsefe babalarını durmadan düşünen, yemeden içmeden kesilmek üzere olan yaşlı ve düşünceli insan profilinden ayıramıyoruz galiba. Ben bunun  herkes için  üç aşağı beş yukarı aynı olduğunu düşünüyorum. Halbuki felsefe hayatın içinde. Yanı başımızda. Düşünmek, sorgulamak için ağır durmaya, ciddi bir surat taşımaya veya üniversitenin bahçesinde yahut kitap dolu bir odada durmaya gerek yok.  İnsanoğlu güleryüzüyle de düşünebilir, sorgulayabilir. Hayatın doğal akışı içinde de felsefe yapabilir. Tabiki daha önce düşünülenleri öğrenmek için kitaplara koşabilir, kütüphane yollarını, şimdi daha da kolayı var, google hazretlerine başvurabilir. Önemli olan öğrenmektir, bir çobandan ya da bir profesörden.

Felsefe bir yöntem olarak da hayata katılması zorunlu bir düşünüş biçimi olmalı. Her şeyi olduğu gibi kabul eden, hep cebindeki cevaplarla yetinen insanların olduğu bir toplumun ne kadar ilerleyeceğini düşünmek lazım. Toplumsal ilerleme için bu düşünme yönteminin küçük yaşlarda başlaması çok faydalı olur sanırım. Çünkü bunun bir edinim haline gelmesi ve üstelik kişiliğinin doğru şekillenmesi için gereklidir. Ama ortada şöyle bir problem var:  Bu asık suratlı yargıcın yüzünü nasıl güldüreceğiz. Felsefecilerin, edebiyatçıların, pedagogların meseleye el atması lazım ivedilikle. Gerçi bu çalışmaya internet üzerinden, yayın evlerinden gelen destekler  var; araştırmak, takip etmek faydalı olur.

Felsefe veya  düşünmek eğlenceli iş. Arayacaksın, bulacaksın, bulduğundan şüphe duyacaksın, daha önce neler düşünmüşler diye bakacaksın. Yani öğreneceksin, ne kadar az bildiğini anlayacaksın. Hayat güzelleşecek, felsefe oldukça. Daha ne olsun!

One thought on “Felsefe Yap(ma)

  • Haziran 23, 2019 tarihinde, saat 09:47
    Permalink

    Bu konu etrafında ben de yazmalıyım duygusu uyaran, kışkırtıcı bir yazı.

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.