Yusuf Ünal

Tek Dal Bir Papatyanın Başıma Açtığıdır

Okuma süresi: 4 dakika

7 Şubat,

Hanımla kahvaltı yapacağız. O tavada omlet yapıyor, ben sofrayı hazırlıyorum. Kahvaltı için dolaptan çay bardağı alacaktım. Birkaç çeşit bardağımız var ve ben genelde ince belli ama biraz küpe benzer şekilde ağzı ve dibi geniş olan, avucuma aldığımda tam sığan birini kullanırım. Bizim yörede futtu denir bu şekle. Her neyse, dolabı açtığımda elim doğal olarak ona gitti.

Tam bu arada gözüme köşede sıkışıp kalmış, yalnız ve boynu bükük bir bardak çekti. Altılı takımından bir tek o kalmış geriye. Benim pek sevdiğim bir bardak değildi. Dibi kalın, gövdesi irice bir şey. Ama yalnızlığı rikkatime dokundu. Yazık dedim, bu mübarek de bir insanın dudağına değmek, işe yaramak istiyordur. Bugün de onunla içeyim çayımı, ne olacak ki.

Hanım omletlerle sofraya geldiğinde o bardağı görünce, “Ay sen benim en sevdiğim bardağı mı çıkardın benim için!” diye sevindirik oldu. Hiç bozuntuya vermedim tabi, “Eh, yaani” diyerek geçiştirdim.

İçime bir suçluluk duygusu oturmadı değil ama bu küçük karışıklıkla puan topladım. Her şey ters gidecek değil ya canım, bazen de böyle olur. İnsan bu anların kıymetini bilmeli, ben bildim galiba. Bardakla da gerçekten tanışmış oldum tabi. Bir hikâyenin parçası oldu, bir anlam yüklendi durduk yerde.

8 Şubat,

Dünkü bardak hâdisesi zihnimde dönüp duruyor. Hikâyesi olan şeyler aklımızda kalıyor ya hani. Bir papatya çiçeğini aklıma getirdi bu, tek bir papatyayı.

Bundan yirmi beş sene kadar evvel sarı bir eylül günüydü. Beşiktaş vapurunda karşılamıştım onu. Yıldız Parkı’ndaki bir çay bahçesinde gözleme yemiştik. Daha doğrusu ben yemiştim de o başını önüne eğip sadece çay içmişti sanırım. İçim içime sığmıyordu, bunun başıma geldiğine inanamıyor, ne yapacağımı bilemiyordum.

Dönerken yol kenarındaki papatyalardan bir tane, tek bir dal koparıp vermiştim. Alıp almayacağından emin değildim. Aldıydı. On beş yıl sonra cüzdanından çıkarıp gösterdi onun kupkuru halini ve dedi ki, “Seninle evlenmeye o an karar verdim.”

Peki ben, ben ne zaman karar vermiştim?

Papatyayı koparmadan evvel verdiğim kesin.

1 Mart,

Bu yaşlara ulaştığımızda beraber kitap okuyacağız, çiçek büyüteceğiz, kedi bakacağız diye umuyorduk. Amma velâkin kısmetimizde beraber tansiyon bakmak, şeker ölçmek, tahlil sonuçları beklemek varmış…

Olsun be, bunları beraber yapmak da bir nimet değil midir esasında!

Hem kedimiz bile var…

2 Mart,

Sevenin sevdiğinde beklediği asıl armağan, onun zamanıdır.

O yüzden eskiler kazak örer, nakış işler, boncuk dizer, mektup yazar, çiçek büyütürmüş sevdiği için.

Hani ne diyordu Fatih Kısaparmak  türküsü: Sevdiğine sözü olan bir kilim dokur…

Söz buraya kadar gelince kendime sormadan edemiyorum: Ya ben, benim dokuduğum nedir sevdiklerim için?

19 Mart,

Günler yürümeye devam etmiş de Ramazan’ın sonuna ne ara gelmişiz yahu!

Bu akşam bir aile bizi iftara çağırdı. Neyse yedik içtik, sohbet muhabbet derken ayrılmak için ayaklandık. Bir de baktık ki ev sahipleri de bizimle birlikte dışarı çıkıyor. “Hayırdır, siz nereye? dedim. “Abi biz de adettir” dedi, “misafirler uğurlarken hanımla biz de çıkar şehri şöyle bir dolaşır, bir kahve içer geri döneriz.”  

Yapılacaklar listesine eklesek mi? Yok ya, gençlikte belki. Ama kim bilir…

20 Mart,

Neymiş efendim, Cemal Süreya, evlenince aşk mutlaka biter demiş. Bunu evlilik karşıtlığına delil olarak kullanıyorlar.

Evet, biter belki amma yerine başka duygular gelir. Aşk dediğin şey zaten bitmeye yazgılıdır. Evlenince de biter, evlenmeyince de.

Sürekli olan sevgidir, muhabbettir, hürmettir, şefkattir.

Bunlardan haberin var mı benim sıcak yuvam, renkli düşüm, dertli dünyam…

21 Mart,

Düşünce ve arzularımız meyveler gibidir. Tomurcuklanıp çiçek açtıkları bir dönem vardır. Merhalelerden geçip olgunlaşır. Öncesinde renk değiştirir, farklı şekillere girer. Kimi sert kimi yumuşak kimi kalın kimi ince kabuklarla kendini korumaya alır. Ve bütün bunlar erken hasat edilirse ham olur, zamanında toplanmazsa kokuşur ve çürür.

Ben o tek dal papatyayı tam zamanında vermiş olmalıyım ki misal, güzel şeyler geldi başıma…

3 Nisan,

Bizim kedinin maması bitmiş. Hanım ona mama alacağım diye söz vermiş. Resmi tatil dolayısıyla her yer kapalı olduğundan mamayı alamamış mı.

“Ben kediye söz vermiştim, n’apıcam şimdi.” diye dertlenip duruyordu. “Yahu o kedi, söz vermekten ne anlasın.” dedim. “Ama ben söz vermiştim.” diye tekrarladı. “O zaman marketlerin kapalı olduğunu söyle. Onu da anlayacaktır.” dedim, kafasına yattı.

O böyle bir insan işte. O papatyayı verdirene hamdolsun…

6 Nisan,

Bir video gönderdim. Allı valalı, pembeli beyazlı, sarılı yeşilli kır çiçeklerinin pıtır pıtır köpürdüğü kırlık bir alandı.

“Buralardan sen mi geçtin?” dedim, biraz sonra cevap geldi: “Beraber geçtiğimiz içindir.”

Çok hoşuma gitti, gönlüm okşandı. Anlıyorum ki karşımdakine neyi verirsem fazlasıyla geri alabiliyorum. İltifat edersem daha fazla iltifat ediyor, romantik davranırsam en az benim kadar romantik. Bir çiçek verip bir ömür alabiliyorum.

Yankı işte, her neye maruz kalıyor yahut mazhar oluyorsam kendi sesimin yankısı…

Ee, o zaman yaşadım ben! Kendi göbeğimi kendim kesebilirim.

8 Nisan,

Elindeki bir şeyi kaybedip onu tekrar bulduğunda ona olan ilgin hâlâ canlı kalıyorsa, onu gerçekten seviyorsun demektir.

İnsan ilişkilerinde de bu böyledir, sevdiğini kaybedip tekrar bulduğunda da…

Ben iki kere kaybettim iki kere buldum papatyalımı. İçimden Ferdi Baba sesleniyor şimdilerde: Sevgiler çiçek gibi soldurmayalım, yılları acılarla doldurmayalım…

Daha ben de kıymet bilmezsem…

18 Nisan,

Günaydın sevinç salkımım. Günaydın çatı katım, günaydın kaymaklı sütüm, erkenci kuşum. Günaydın ay dede, günaydın mavi ve kızıl göğüm. Günaydın sobanın üstündeki gümüş güğüm. Günaydın hürmetli büyüğüm ve pek tatlı küçüğüm. Günaydın Sakız Hanım.

Güne böyle başladım. Hava bugün çok güzeldi, yirmi iki dereceyi gördüm arabada. Klimayı bile çalıştırdım. Masmavi gökyüzü ve cıvıl cıvıl her yandan kuş sesleri. Bazı evlerin önünde mavi mine çiçekleri baş vermiş. Yeşil çimenlerin arası mavi mavi masmavi…

Atilla İlhan’ın her yanına çiçek yağmış erik ağacı gibi nereye baksam ışık içinde yüzüyor. Gözlerim kamaşıyor. Oysa ben akşam olmuşum/ yapraklarım dökülüyor/ usul usul/ adım sonbahar.

En iyisi ben bir çay demleyip şu tek kalmış bardağı çıkarayım, bir de tek dal papatya bulup sevgi tazeleyeyim.

Adım sonbahar oluyorsa da gönlüm hep ilkbahar, ellerimde papatyalar…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Captcha *